Ana Sayfa Blog Sayfa 625

Kerem Bursin’in Yeni Aşkı İspanyol Mu?

Geçtiğimiz günlerde dizi setinde tanışarak aşk yaşamaya başladığı Hande Erçel ile yollarını ayıran Kerem Bürsin’in adı kısa bir süre önce eski sevgilisi Yağmur Tanrısevsin ile anılmıştı. Bürsin’in aradığı aşkı İspanya’da bulduğu iddia edildi. Kerem Bursin’in yeni aşkı İspanyol mu? İşte detaylar;

Hande Erçel’le Ayrıldı

Kerem Bürsin ile Hande Erçel aşkı rol aldıkları ‘Sen Çal Kapımı’ dizinin setinde başlamıştı. İlişkileri Maldivler tatilinde belgelenen çift, dizinin final yapmasından kısa bir süre sonra yollarını ayırdı.

Ayrılık sonrası ilk hamle Hande Erçel’den geldi. Erçel, Bürsin ile yer aldığı bütün fotoğrafları Instagram sayfasından kaldırdı. Çok geçmeden Kerem Bürsin de aynı hamleyi yaptı. Kerem Bürsin ile Hande Erçel’in menajerlerinin, iki oyuncunun kariyerlerini düşünerek, bu ilişkinin bitmesi yönünde baskı yaptıkları öne sürüldü.

Kerem Bursin’in Menajeri Kaza İddialarını Yalanladı

Ünlü oyuncu Kerem Bürsin, Hande Erçel ile ayrıldıktan sonra soluğu Amerika’da almıştı. Bürsin’in ABD’de kaza yaptığı iddia edildi. Ünlü oyuncunun hayranları, Kerem Bürsin’in sağlık durumunu merak edince menajeri açıklama yaptı.

Tuğba Özay: Hapis Yatmam Çok Büyük Bir Travmaydı

Tuğba Özay, yapımcılığını Özlem Çelik ve Çağrı Çelik’in üstlendiğİ TV 100’de yayınlanan ‘Beyin Dedektifi’ programına konuk oldu. 2007 yılında hapse girdiği dönemdeki yaşadıklarını anlatan Tuğba Özay “Hapis yatmam çok büyük bir travmaydı” dedi.

“Felç Geçirdim”

Yaşadığı üzüntüye dayanamayan Özay, sinir krizi geçirmişti. Hastaneden paylaşım yapan ünlü isim, sağlık durumunu Instagram hesabından takipçileriyle paylaşmıştı; “Arkadaşlar ben felç geçirdim. Yandı, her yer yandı. Çiftliğimiz, evimiz her şey yandı. Dünden beri yalvarıyorum. Destek istiyorum. Yandı, her yer yandı. Ben böyleyim, felç geçirdim.”

2007’de Büyük Zarar Gördü

Manavgat’ın Bucakşeyhler Mahallesi’nde 2007 yılında çıkan orman yangınında 950 hektar ormanlık alan yanmıştı. Yangının olduğu bölgede bulunan Tuğba Özay’ın çiftliği de hasar görmüştü.

Tuğba Özay, yapımcılığını Özlem Çelik ve Çağrı Çelik’in üstlendiğİ TV 100’de yayınlanan ‘Beyin Dedektifi’ programına konuk oldu. Özay, Muslu’nun “Hayatınızda yaşamak istemediğiniz olay hangisiydi?” sorusuna “15 yaşımda ailemle trafik kazası geçirmiştim, çok korkunçtu. O kazada annemle babamın hayatını kurtaran ben oldum. Köprü yolunda babam arabadan fırladı yola. Boynum kırılıyordu. Babam ölü gibi yerde yatıyordu. Karşıdan tır geliyordu. El salladım dur diye babamın üstüne kapandım. Annem su arkının içine düşmüş. Ben söylemesem babamla bizi alıp hastaneye götürecekler. Annem o kar tipinin içinde kalacaktı” yanıtını verdi.

Tuğba Özay: Hapis Yatmam Çok Büyük Bir Travmaydı

2007 yılında 5,5 ay cezaevinde yatan Tuğba Özay, o dönem yaşadıklarını da anlattı; “Hayatımda hazmedemediğim şeyler var. 2007’de hapse girmem. İlgim olmayan bir olaydan 5,5 ay hapis yattım. Çok ciddi bir travmaydı. En yoğun çalıştığım dönemdi. Asla haketmedim. Fakat o dört duvar arasındaki süreci de iyi ki yaşamışım. Ben o acılardan çok şey öğrendim. Oradaki acılı kadınların yaşamını öğrenince dünyaya daha farklı bakmaya başladım. Kendi içimde olgunlaştım. O süreçten sonra panik ataklar başladı. Cezaevinde okudum, yazdım, insanları dinledim. 15 adımlık avluda kuşları izledim, ağladım.”

“İlkolula İkinci Sınıftan Başladım”

Tuğba Özay, dört yaşında okuma yazmayı öğrendiğini ve ilkokula ikinci sınıftan başladığını da şu sözlerle anlattı; “Eğitimci bir ailenin çocuğuyum. Annemin yanında çanta gibi okula giderdim. Dört yaşımda okula başladım. Sınıf atlayıp İlkokula ikinci sınıftan başladım.”

Sümeyye Boyacı’dan Samimi Açıklamalar

Milli yüzücümüz Sümeyye Boyacı, Dünya Şampiyonası kota yarışlarında en iyi dereceyi aldı. Sümeyye Boyacı’dan samimi açıklamalar geldi. İşte o açıklamalar;

Sümeyye Boyacı’dan Samimi Açıklamalar

Milli Yüzücü Sümeyye Boyacı, 19 yaşında. Eskişehir Eti Sosyal Bilimler Lisesi son sınıf öğrencisi. Yüzmeye ailesinin teşvikiyle 5 yaşında başlamış. Doğup büyüdüğü şehirde deniz yok ancak yüzme ilhamını akvaryumdaki balıklardan aldığını söylüyor. “İlk başladığımda korkularım vardı fakat yarışmalara katılıp başarılar peşi sıra geldikçe suya ait olduğumu anladım” diyor. Suyla ilk tanıştığında yanında eğitmeni Çiğdem Abaza varmış. Hocası sayesinde 12 saatte yüzmeyi öğrenmiş.

‘Motivasyonum arttı’

Doğuştan kolları olmayan milli sporcumuz geçen hafta Berlin’de düzenlenen ve daha önce gümüş madalya kazandığı Paralimpik Yüzme Dünya Şampiyonası’nın 2022 kota yarışlarında büyük bir başarı elde etti. Kota mücadelelerinde 50 metre sırtüstü yüzmede 41.41 saniyeyle birinci oldu. Avrupa’nın en iyi derecesini yapan Sümeyye Boyacı’ya bu başarıyı kazandığında ne hissettiğini sorduğumuzda “Şubatta 50 metre sırtüstü s5 kategorisinde 43.38’lik derecemi 42.09’a çekerek kendi rekorumu ve Türkiye rekorunu kırmıştım. Berlin’de bu rekoru da kırıp derecemi 41.41’e indirdim. Kendime meydan okumak karakterimle örtüşüyor. Altın madalyayı kazanmak, ülkemi gururlandırmak ve kendi rekorumu tazelemek; Almanya’dan çok mutlu, motivasyonum artmış şekilde dönmemi sağladı” diyor.

“Yüzmeye başladığımda korkularım vardı fakat başarılar geldikçe suya ait olduğumu anladım.”

Bu başarıları kazanmak elbette kolay değil. Temposunu sorduğumuz Boyacı şunları söylüyor: “Pazar hariç haftanın her günü, çoğunlukla çift antrenmanla geçiyor. 40 dakika havuza hazırlık için kara çalışması, yaklaşık 2 saat havuz, sonra yarım saat esneme çalışması derken bir antrenman 4 saati buluyor. Tabii bu arada derslerimi kaçırmayıp sınavlara da hazırlanıyorum. Yoğunluğu nasıl tarif edebilirim bilmiyorum… Emeğimin karşılığını almak çok güzel.” Boyacı’nın yüzmenin yanı sıra farklı ilgi alanları var. Ayaklarını kullanarak ebru sanatı, resim ve dikiş-nakış yapıyor. “Günlük antrenmanların yanında okula çok zaman ayırıyorum. Vaktim olmasa da hobilerim var. Fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Yüzücü olmasaydım fotoğrafçı olabilirdim. Tasarladığım kıyafetlerimi kesip, biçip dikiyorum, ebru yapıyorum” diyor. Sümeyye Boyacı’ya son olarak gelecek hedeflerini soruyoruz: “Ülkeme yüzmede ilk kez Avrupa şampiyonluğunu yaşattım, olimpiyatlarda temsil ettim ama koleksiyonumda tamamlamam gereken iki şampiyonluk madalyası daha var. Biri, birkaç ay sonra Portekiz’de düzenlenecek Dünya Şampiyonası, diğeri de 2024 Paris Olimpiyatları.”

Ekren Başlayın

Profesyonel yüzücülük hedefi olan gençlerin küçük yaşta başlamasını öneren Boyacı “Spor, hayatımın her alanında yol gösteren bir düzen kazandırdı. Spor insana spor dışında çok şey öğretiyor” diyor.

Taner Ölmez: Yürek ve Oyunculukla Ayakta Kalmaya Çalışıyorum

Taner Ölmez geçtiğimiz gün samimi bir röportaj verdi. Taner Ölmez “Yürek ve oyunculukla ayakta kalmaya çalışıyorum” dedi.

* Çok yeni baba oldun. Allah analı-babalı büyütsün. Neler hissediyorsun?
Tarifsiz, acayip bir duygu. Çok küçük, çok tatlı… Şoktayım ve hâlâ şoku atlatamadım.

* Onu ilk kucağına aldığında ne hissettin?
Ooo! Kucağıma ilk ben aldım ve ilk ten tene teması benimle yaşadı.

* Doğuma mı girdin?
Evet.

* Bazen babalar, annelerden çok heyecan yapıyor. Bayılanlar bile oluyor… Sen neler yaşadın?
Yok bayılmadım (gülüyor). Aslında beni kan tutar, doktor da bunu biliyordu. O yüzden bebek benim en görebileceğim durumdayken “Bakmak ister misin” dedi. Ayağa kalktım. Sadece “Ay ay ay” diyebilmişim.

* İlk temasta ne hissettin?
Çok acayip bir teni var, ipek gibi. Mükemmel bir kokusu var. İlk gün refakatçi olarak ben kaldım. Gözünü açıp dünyayı karşılama gününe şahit oldum. O uyumadı, ben de uyumadım. Nuri Bilge Ceylan filmi gibi birbirimize bakıyorduk. Konuşma yok, öyle birbirimize bakıyoruz… Tam bir ‘arthouse’… 

Bebek uyumadı, ben de uyumadım. Nuri Bilge Ceylan filmi gibi birbirimize bakıyorduk. Konuşma yok!

* Çok ağladın mı?
Ağlamadım dersem inanır mısın? Joker gibiydim. Ya da ‘Mona Lisa’… Yüzümün yarısı ağlıyor, yarısı gülümsüyordu. Delice bir şey. Önceliklerim değişiyor

* Adını Zeynep koymanızın özel bir sebebi var mı?
Zeynep ismini çok seviyorum, kanım kaynadı. Alternatifler de vardı ama ben hep Zeynep diyerek ortamı terk ettim. Önce çevremizdekiler Zeynep demeye başladı, sonra Ece… Ve adı Zeynep oldu. Anlayacağın taktik tuttu (gülüyor).

* Daha çok yeni ama sence hayatında ve ruhunda baba olmak nasıl bir değişim yaratacak?
Önceliklerim değişiyor… Bunları söylemek için daha erken ama içgüdüsel olarak yaptığım şeyler var. Bu konular hakkında çok fazla okuyup izlemedim, yaşayarak öğrenmek istedim ve öyle oluyor da. Aramızda bir bağ oluştuğuna inanıyorum. Benim görevim, şimdilerde onun gazını çıkarmak.

Abim beni gördüğünde 5 yaşındaymışım

* Tuncelilisin. Çocukluğuna dair neler hatırlıyorsun?
İki kardeşiz. Babam kasap, annem ev hanımı. Ben doğduktan sonra annem ve babam yurtdışına gitmişler çalışmak
için. O yüzden iki kardeş bölünmüşüz. Beni İstanbul’da, anneannemin yanına, abimi de babaannemin yanına yolladılar.

* Birbirinizi görmeden büyüdünüz…
Evet, abim beni gördüğünde yürümeye başlamışım. 4-5 yaşındaymışım.

* Kardeşi olduğunu biliyormuş…
Evet ama daha önce görüşmemişiz.

* Bu durum sizi nasıl etkiledi?
Şartlar… Barışığız bu hikâyeyle.

* Anneanneyle büyümek hayatını nasıl etkiledi?
Mükemmel bir şeydi. Bir daha olsa bir daha anneannemi seçerim. Anneanne ve torun arasında ayrı bir ilişki var. O benim kahramanımdı, koruyucu meleğimdi.

* Bunlar olurken oyunculuk nerede?
Ortaokulda üzerinde görevli yazan bir otobüs bizi alır, tiyatrolara götürürdü. Bir gün, yanımda da rehberlik hocası oturuyordu, dönüp “Bence yanlış oynuyorlar” dedim. O yaşta doğrusunu hissetmişim.Orada düştü içime oyunculuk. Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda çalıştım, konservatuvara girdim.

* ‘Kapalıçarşı’ dizisinde bir çaycı rolündeydin. O zamanlar bugünleri hayal eder miydin?
Harçlığımı çıkarmak için girmiştim o işe. Açıkçası pişmandım da… Hayalimdeki ortamı bulamamıştım. Her şey hızlı gelmişti. Üç-beş sahne çektikten sonra yönetmene gidip “Çıkmak istiyorum” dedim. Bana yardımcı oldu, açıları öğretti ve o rahatlattı.

* Hayali tiyatro yapmak olan oyunculardan mıydın?
Evet. Orada her şey bir mizansen, adımların bile sayılı. Güvenli hissetme durumu orada delicesine var.

* Biyografi filmleri gündemde. Müzikle ilgilisin. Kimi canlandırmak isterdin?
Müslüm Gürses’i. Zaten onun hayatını anlatan filmde de rol aldım. Bir de Neşet Ertaş oynamayı isterdim. Bana da rol teklif edildi ama oynayamayacağımı söyledim. Onu oynayabilecek kabiliyette değilim. Oyunculuk çok önemli tabii
ama çok sivri bir özelliği var rolün. Neşet’in bağlamayı çaldığı bir üslubu var. Onun alameti farikası enstrümandaki virtüozluğu. O rolü oynayacak kişinin sadece senin ya da oyunculuk yeteneğinin iyi olması değil çok iyi enstrüman bilmesi de gerekiyor bence.

Aşkım bir kat daha depreşti

*Hayatının nasıl bir dönemindesin?
Anlatamayacağım. Hayatımın şoktaki bir dönemini yaşıyorum.

* 36 yaşındasın. 35 yaşında, yıldızının en parladığı dönemde evlendin. Hiç tereddüt ettin mi?
Hayır. Benim yolum farklı. Kara kaş, kara gözle değil, yürek ve oyunculukla ayakta kalmaya çalışıyorum.

* İmza attıktan sonra hayatında neler değişti?
Hiç! Biz zaten uzun süredir aynı evde yaşıyorduk. Koronavirüs olmasaydı da daha önce evlenmiş olacaktık.

* Evlendiniz, pandemi başladı… Aynı evin içinde sabahtan akşama vakit geçirmek sizi nasıl etkiledi?
Mutluydum. Zaten evciyimdir. Evde bol bol Yemek yaptım. Sıkılmadım. Zaten kavgamız yok.

* İki oyuncu olunca evde senaryolar havalarda mı uçar?
Pandemiden önce özellikle bol bol sergilere giderdik. Ece de beni çok aşılardı. Ama evde hayır, iş konuşmayız. İşi eve getirmem. Hatta Ece bundan bazen rahatsız olur, ‘Neden hiç gününü konuşmuyorsun’ der. Ben set hakkında konuşmayı sevmiyorum. Ertesi gün çekim varsa halini hatırını sorduktan sonra direkt ezbere girerim.

* Ece Çeşmioğlu’na olan aşkını nasıl anlatırsın?
Ailesine teşekkür ederim, mis gibi bir kız çocuğu yetiştirmişler. Hamilelik sürecinde aşkım bir kat daha depreşti. Şimdi bakıyorum, anneliğin verdiği ayrı bir güzelliği de var.

‘Buradan sağ çıkabilecek miyim’ diye düşündüm

* Son dizinde ilk kez bir polisi canlandırıyorsun. Bu yeni rol, farklı bir çalışma metodu gerektirdi mi?
Hayır. Bizim hikâyemiz biraz anlar ve bir sürü fotoğraftan oluşuyor. Çok taze ve sıradan bir polisin de bilemeyeceği hikâyeler var işin içinde. O yüzden bunu kendim bulmam gerekiyordu. Yönetmen ve senaristlerimizle kafa kafaya vererek çalışıp oynadım. Sevdim polisiyeyi, keyifliydi.

* Kapadokya’da yapıldı çekimleriniz. Nasıldı?
Harika ama çok da zor bir yerdi.

* Neden?
Uzun süre kaldım. O kasvet beni biraz yordu. İş biraz karanlık olduğu için gece çekimleri zordu. Hava çok soğuktu. Bu kadar sert soğuğu daha önce yaşamamıştım. Bazı mekânlarda ‘Ben buradan sağ çıkabilecek miyim’ diye düşündüm.Onlar vişne suyuydu

* Bir önceki karakterin Ali Vefa, Türk dizi tarihine damga vurdu. Yeni karakterinle ilgili insanların beklentisi büyük oldu. Bu üzerinde baskı yarattı mı?
Olmuyor desem yalan olur. Ama ben iş seçebilen biriyim. Daha önce de böyle oldu, ‘Medcezir’den çıktıktan sonra 40 tane ‘Medcezir’ benzeri iş geldi bana. Hepsi aynı roldü. İstemedim.

* Ama bir yandan para kazanman gerekmiyor mu?
Evet ama bir sürü arkadaşım tiyatro yapıyor, geçinebiliyor. Bu, ne aradığına ve ne yaptığına bağlı. Benim gözüm açıkçası ‘hemen olsun’da falan değil. Ben maratoncuyum, 100 metre koşucusu değilim. Beden ve zihin temiz olduktan sonra ben burada varım ve yaparım. Bir de okuduğunda da iş kendini belli ediyor. Bu senaryoyu okuduğumda dişlerim çıkmaya başladı. ‘Bunu oynamam lazım’ dedim.

Taner Ölmez Kimdir?
* O ne demek?
‘Kurdun dişine kan değdi’ derler. Öyle bir şey… Farklı bir kimyaya bürünüyorum. ‘Mucize Doktor’a da o şekilde gitmiştim. “Allah’ın emri peygamberin kavliyle ben bunu istiyorum” dedim, “Bana bunu vermeyecekseniz seçeceğiniz oyuncu, yönetmen ve senaristle değil, gitsin o ailelerle çalışsın” dedim. Nasıl istediğimi anladılar.

* Kan tutan biri olarak doktoru oynamak zor değil miydi?
Hayır canım, onlar vişne suyuydu. Sahneyi çekmeden önce içiyordum (gülüyor).

* Bir röportajında “Seyirci her şeyi unutur” demişsin. Unutulacak bir şey için bu kadar emek vermek, boşa kürek çekmek gibi hissettiriyor mu?
Çoğu zaman. Ama yapabileceğim bir şey yok. Televizyonda hayatta kalman, kanının son damlasına kadar savunman, mücadele etmen çok zor. Yaşlanırsın, bitersin… Mesela ‘Ne kadar benim karakterim bunu yapmaz etmez’ desen de yaptırırlar (gülüyor). Sen direnirsen belki ufak tefek değişiklikler yapabilirsin ama bütünü bozamazsın.

Aynaya takılı kalmıyorum

* Sen jön müsün?
Kendim için öyle bir şey diyemem. Ama ben yeri geldiği zaman her şey olabilirim. Bedenim ve zihnime sağlam baktığım sürece buradayım.

* Kendini beğenir misin?
Pek değil.

* Yakışıklı bulmaz mısın yani?
Bazı bazı.

* Hangi anlarda?
Bazen güneşte yanıyorum. Gözlük takıyorum, güzel de bir gömlekle iyiyim (gülüyor)… Bazen en paspal halimlede ‘iyiyim’ dediğim olur. Ama genelde aynaya takılı kalmıyorum.

* Kendini acımasızca eleştirsen…
Geçmişte yaptığım bazı şeyler var. Sinirli değilim diyorum ya, durgun sular birden patlayabiliyor. ‘Keşke ona fazla kızmasaydım’, ‘O duruma düşmeseydim’ dediğim tartışmalarım aklıma geliyor. Bir iş uğruna iki insanın yükselmesi… Keşke olmasaydı.

Müzikte zorlanıyorum

* Barabar isimli müzik grubunuzla sahne çalışmalarınız devam ediyor. Müzik grubunda olmak mı daha heyecan verici, oyuncu olmak mı?
Asıl işim oyunculuk. Müzikte daha çok zorlanıyorum.

* Neden?
Oyunculuk yaparken bir sahne içime sinmediğinde hemen hissedip harekete geçebiliyorum. Müzikteyse bazen tesisat iyi değilse ya da sesten kulaklarım şiştiyse yaptığım hataları fark etmiyorum.

Somer Sivrioğlu: Ego Vahşi Bir Ata Benzer

MasterChef yarışmasıyla ülkemizde iyice ünlenen Somer şef geçtiğimiz gün bir röportaj verdi. Samimi açıklamalarda bulunan Somer Sivrioğlu “Ego vahşi bir ata benzer” dedi. İşte o açıklamalar;

* Yemek sana ne ifade ediyor?
Tutku. Hayatın anlamı. Her şey.

* Yemeği yapmak mı yoksa yemek mi senin için daha tatmin edici?
Güzel yemek yapmanın profesyonel zevki bambaşka ama ben yemek yerken de inanılmaz zevk alıyorum. Biri ruhumu besliyor, diğeri de insanları beslediğim için beni mutlu ediyor.

* Peki, bir şefi iyi yapan nedir?
Çok iyi bir gözlemci olması. İyi yemek yemeden iyi yemek yapamazsınız. Yemeyi bilmeli, lezzetleri ayırt etmeli, iyi bir araştırmacı, meraklı ve dengeli olmalısınız.

* Bir şefin 24 saati yemekle mi geçer?
Benim öyle. Eve bile gittiğimde yemekle ilgili bir belgesel açıp seyreder, sonra kendime ‘Deli misin sen’ diye sorarım. Sosyal medyaya bakarken de takip ettiğim hesaplar hep mutfakla ve yemekle ilgili.

* Hayatından yemeği çekip alsam geriye ne kalır?
Hayatımın tadı tuzu gider. Yeni yemekler üretmezsem, kendimi geliştirmezsem mutlu olmam.

* Eskiden bu mesleği yapanlara ‘aşçı’ derdik. Şimdi ‘şef’ diyoruz. Şefler her geçen gün daha havalı hale geliyor. Günümüzün gözde mesleklerinden biri artık…
Evet. Hatta Türkiye’de, dünyadan üç-dört yıl sonra bu olmaya başladı.* Nedir sebebi?
‘MasterChef’ gibi televizyon programlarının etkisi olmalı. Aynı zamanda insanlar da restoranlara artık daha çok gider oldu. Evde yemek yapmak azaldı.

* Neden?
Ataerkil toplumlardaki kadının evde olup yemek yapması ve erkeğin çalışması olayı değişti. Evlerde artık çiftler çalışıyor. O yüzden insanlar daha çok dışarıda yemek yiyor. Hayatımızda sosyalleşme de azaldı, hepimiz telefonlarımızla sosyalleşiyoruz. Restoranlar, telefonları elimizden bıraktığımız ender alanlardan biri.

* Sokağa çıkınca elini sallasan bir şefe çarpıyor…
Her moda olan şeyin abartısı da oluyor.

* Bu kadar kolay mı şef olmak?
Hayır, tabii. O kadar kolay ve ucuz bir şey değil. Her mutfakta bir şef olur. Her orkestranın bir şefi olduğu gibi. Mutfakta da herkes şef değildir. Diğerleri ona yardımcı olan çok önemli kişilerdir.

* Sen mutfakta neyin ustasısın?
Hiçbir şeyin ustası değilim. O haddime değil. Ben şefim. Her yemeği, özellikle ilgilendiğim yemekleri öğrenmeye, iyi yapmaya çalışan biriyim. Tat uyumlarında ve yaratıcılıkta iyi olduğumu düşünüyorum. Değişik lezzetler, biraz farklılıklar… Bir baklava ya da kebap ustası
olmak için çok yıllar gerekiyor. Ben yemeğin dinamiklerini, servisini, atmosferini iyi bilen bir şef olduğumu düşünüyorum…

Doymak burada asla sorun olmaz

* Avustralya’da da aynı isimde bir restoranın var. Efendy ismini seçme sebebin nedir?
Efendy, Avustralya’da şehrin elit diyebileceğimiz bir mahallesinde açılmıştı. Hatta o zamanlar röportajlarıma bakıyorum da hep “İstanbul’un Etiler’i gibi bir yerde açtık” diyormuşum. Kader ağlarını öyle örmüş ki şimdi Etiler’de bir yer açtık. Bir de İngilizce de söylenen, bizim kültürümüzü de güzel temsil eden Türkçe bir isim istedim.

* Buraya ilk gelenlere neler yemelerini önerirsin?
‘Bize Bırak’ diye güzel bir menümüz var. Bize bırakın ve görün… Sonra yavaş yavaş anlarsınız. Burada değişik, gerçek bir şef menüsü yaptık. Türkiye’de işim gereği çok gezip yemek yiyorum. Birazcık birbirini tekrar eden restoranlar görüyorum. Biz burada farklı olmaya çalıştık. Menüye başka restoranlarda olan hiçbir yemeği, benzerleri olan yemekleri bile koymamaya özen gösterdik. O sebeple Türk ve Anadolu mutfağının modern uyarlamaları olan yemekleri koymaya çalıştık diyebiliriz.

* Şef restoranı deyince azıcık yemeklerin olduğu, süslü ama pek doyurmayan tabaklar akla geliyor. Buraya gelen doyar mı?
Benim öyle yemek yapmadığımı ve yemediğimi herkes biliyor. Kallavi porsiyonlarımız var. Doymak burada asla sorun olmaz.

* İnsanlar fiyatlar konusunda tereddüt edebilir. Fiyat politikan ne?
Ürün bazlı yaptık. Aldığın ürün belirliyor aslında. Ama etrafa baktığımızda çok yüksek fiyatlı bir menü olduğunu düşünmüyorum. Korkmanıza gerek yok. Bir de çok paylaşmalık menüler. Kıyafet kuralımız yok, isteyen istediği gibi gelir; isteyen az, isteyen çok yer. Burası herkesi rahat ettirmek üzerine kurulmuş bir restoran.

* Türk müşterilerle Avustralya’dakiler arasında yeme-içme konusunda nasıl farklar var?
Sadece Avustralyalılar değil, Amerikalılar ve İngilizler de yeniliklere çok açık. Bunun sebebi de dominant bir mutfak kültürlerinin olmaması ve çok fazla göçmen almaları. O yüzden farklı lezzetlere damakları açık. Biz çok güçlü bir mutfak kültüründen geliyoruz, bu yüzden toplum olarak yemek konusunda biraz fazla tutucuyuz. Yemeğin annemizin yaptığından daha iyi bir versiyonu olabileceğini düşünmüyoruz bile. Bu ‘MasterChef’te başıma çok geldi. Türk klasiği yemeklerle biraz oynadığım zaman ‘dokunma ona’ diyen çok çıktı. Ama ben tam tersini düşünüyorum. Zaten orijinalini evimizde ya da o yörede yiyoruz, ona farklı yorum getirmek kötü bir şey değil. Ben ve ekibim bunu yapmaya çalışıyoruz.

Oğlum maaşları öğrenince vazgeçti

* Çocukların Deniz 17, Derin 14 yaşında. Nasıl bir babasın?
Çok yakınız ve birbirimize karşı oyunsuz bir ilişkimiz var. Avustralya’da yaşadıkları için onlardan uzak olmanın biraz sıkıntıları oluyor ama aşıyoruz.

* Çocuklar anneleriyle mi yaşıyor?
Evet, o konuda çok şanslıyız, mükemmel bir anneleri var.

* Onların yemeğe merakı var mı?
Deniz’in eskiden vardı. Mutfağa birkaç kere geldi, benimle çalıştı, bütün mutfağı karıştırdı. Herkese paralarını sordu, maaşları öğrenince vazgeçti. Arada restorana servise geliyor. Garsonluk yaparken bahşiş aldığı için daha iyi para kazanıyor ve onu seviyor. Benden çok daha pragmatik bakıyor hayata.

Oburluk bir gusto değildir

* Sen de restoranının adı gibi efendi biri misin?
Çevremdekiler öyle olduğumu söylüyorlar (gülüyor).

* ‘MasterChef’e baktığımızda biri eleniyor; ilk senin gözlerin doluyor, kimseye sesin yükselmiyor. Göründüğün kadar duygusal mısın?
Evet, duygusalım. Bazı konularda hele çok duygusalım, mesela film izlerken ilk ben ağlarım. ‘MasterChef’te de hayallerinin peşinde koşan bir insanı, o hayallerinin bittiği noktada görmek beni çok etkiliyor.

* Ama şeflerin egoları yüksek ve sert olduğu da söylenir?
Eskiden öyle bir tarafım vardı. Zaten egosuz şef olmaz. Ama ego vahşi bir ata benzer. Dizginleri sendeyse ve o atı terbiye edebiliyorsan ego iyi bir şeydir, seni ileri götürür, taşır. Ama kontrol edemiyorsan seni üzer, üzerinden atar. Kontrol edilebilen ego kötü bir şey değildir.

* Şu an kontrol edebiliyor musun?
Artık ediyorum. Ama gençken edemediğim, çok kalbini kırdığım, kendilerini soğuk odaya kilitleyen şefler olmuştur. Hepsinden özür dilerim.

* Neydi sebep?
İlk zamanlardı ama sebebini de anlıyorum aslında. Çok riskli bir iş yapıyoruz. Bu gece ekibim bir yanlış yaparsa mesela karides bayat olursa 100 kişiyi zehirleyebilirim. Geçmişim hiç kimsenin umurunda olmaz ve kariyerim biter.

* İyi bir şef daha inandırıcı olmak için kilolu mu olmalı?
Ben hep kilo problemi yaşadığım için iyi bir şef kilolu olmalı tezine katılmıyorum. Keşke katılsam içime büyük rahatlık gelir (gülüyor). Sağlıklı yaşamak çok önemli. Oburluk bir gusto değildir.

Sıfırdan başladım, bulaşıkçılık da yaptım

* Kimi senin Avustralyalı, kimi Türk olduğunu söylüyor. Aslında nerelisin?
Geçenlerde biri “Bu adama Avustralya diyorsun, oralıyım diyor; Kadıköy diyorsun, Kadıköylüyüm diyor. Her yerden oy toplamaya çalışan politikacı gibi” diye bir yorum yazmıştı.

* Çok iyiymiş… Peki, kökler nereden geliyor?
Ailem Eskişehirli. Hem anneannem hem babaannem Balkanlar’dan gelmiş. Moda’da doğup büyüdüm. Bilkent Üniversitesi’nde Turizm ve otel işletmeciliği okudum. Sonra Avustralya’ya master yapmaya gittim ve 25 sene kaldım.

* Annen baban ne iş yapıyordu?
Annem Türkiye’nin ilk kadın restoran işletmecilerinden, çok da sevilirdi. Babamın o işlerle pek ilgisi yok. O tekstil işinde uzmanlaşmış. Zaten ben çok küçükken de ayrılmışlar.

* Kaç kardeşsiniz?
İki kız kardeşim var, biri baba, diğeri anne tarafından.

* Annenle mi babanla mı yaşadın?
Daha çok babayla kaldım ama hafta sonları anne ve anneannemle onların restoranlarında zaman geçiriyordum.

* Restorancılık kanına annenden girdi o halde…
Aslında anneannemden. Çok iyi yemek yapardı. Balkan göçmeni bir kaymakam kızıymış. Mübadele zamanı Türkiye’ye göç etmişler. Anneannem eşini çok genç yaşta, anneme hamileyken kaybetmiş. Varlık içinde yaşarken bir anda ev ekonomisini bilmek zorunda kalmış. Üç çocuk yetiştirmek için tek başına mücadele etmiş. Evlere yemek yapıp satmış, terzilik yapmış.

* Hayatta mı?
Yok, Akife Hanım 103 yaşına kadar yaşadı. O benim hayatımın kahramanıydı.

* Sana “Bundan sonra yemek yapacağım” dedirten ilk lezzet neydi?
Anneannemin davul fırını vardı. İlk hatırladığım o. Bana çok robotik gelirdi. Düşünsene, içine bir şey atıyor, hop şekerpare çıkıyor; hamur atıyor, hop börek çıkıyor. Sonra öğrendim, ustalık fırında değil, yapandaymış. Ve çok genç yaşlarda yemeğin birleştirici gücünü gördüm. İki dayım doktor, annem işletmeci, yoğun çalışıyorlardı ama anneannem yemek yaptı mı her şey dururdu. Herkes aynı sofra etrafında birleşirdi.

* Üniversiteyi bitirdikten sonra Avustralya fikri nereden çıktı?
Okulun ilk zamanlarında zaten otelciliğin yiyecek-içecek bölümüne yönelmiştim. Mezun olmadan da annemin Ataköy Regatta’daki restoranında çalıştım. İnsanları doyurmak çok hoşuma gitti. Onlar Bodrum’a gidince ben de hayatıma değişiklik katmak istedim.

* Avustralya’da senin için kurulmuş bir düzen var mıydı?
Hayır, canım. Oooo, çok zordu.

* Neler yaşadın?
Türkiye için kalburüstü bir eğitimim vardı. İlk stajımı Londra’da, ardından yönetim stajımı Swissôtel’de yapmıştım. Ama Avustralya’ya gidince tokadı yedim. Kimsenin umurunda değildi. Her şeye sıfırdan başladım. Bulaşıkçılık yaptım.
Ama bilgin olduğu için orada hızlı yükseliyorsun, bir ay sonra mutfağa geçtim, dört ay sonra yöneticiliğe… 97’de yüksek lisansımı bitirdim. 10 yıl restoran yöneticiliği yaptım. Ve sonra ‘Eğer boğulacaksam kendi mutfağımda boğulayım’ diyerek Avustralya’da 2007’de Efendy’yi, 2016’da Anason’u açtık.

İyi yemek yaparsan iyi bir sekse çok faydası olur

* Yemekle kalp arasında nasıl bir bağ var?
Doğru yemek insana mutluluk ve haz verir. Yemekten alabildiğin tadı hayatta alabileceğin çok az şey var. O yüzden iyi yemek kalbin en büyük dostu.

* İyi yemek yapan adam, kadınlar konusunda hep bir adım önde midir?
Ciddi bir avantaj. Benim de yemekle tavladığım olmuştur.

* Mesela birini tavlayacaksın, yemeğe çağırdın. Ne servis edersin?
İlk randevuysa sınırları çok zorlamadan, çok fazla dışarıda bulamayacağı şeyleri ve basit olanı iyi yapmaya çalışırım.

* İyi yemek yapmak mı iyi bir seks mi?
İyi yemek yaparsan iyi bir sekse çok faydası olur zaten (gülüyor). Yemek gibi seks de hayatın bir gerçeği, onu da iyi yapmak çok iyi gusto ister.

* En sevdiğin Türk yemeği?
Karnıyarık.

* Asla yiyemem dediğin bir şey?
Paketli gıdalardan uzak durmaya çalışıyorum.

* “Elimden şu üç malzemeyi alsalar hiçbir şey yapamam” dediklerin neler olurdu?
Zeytinyağı, soğan-sarımsak ve süt ürünleri. Özellikle yoğurt.

* Yemeye başlayınca duramadığın şey…
Antep fıstığı olduğunda hepsini bitiririm. Midye dolmada tabla kapamışlığım, 50-60 tane yemişliğim vardır. Ben de yemek konusunda biraz dipsomani var ama engellemeye çalışıyorum.

* Yediğin en korkunç şey?
Büyük markaların ucuz burgerleri… Kobra kalbi, canlı kalamar, çekirge gibi şeyler de yedim ama bence korkunç değildi.

* Gece acıktın. Evde ne yersin?
Kavrulmuş kıymayı çok seviyorum. Yumurta, makarna veya noodle atarım üstüne. Yoksa ekmeğin üstüne koyarım.

Türkiye’ye gelip, şöhret olup parayı bulmadım

* ‘MasterChef’te dördüncü seneniz bitti. Bir anda çok ünlü oldun. Magazin gündemine oturdun. Bunların şefliğinin önüne geçeceğinden hiç korktun mu?
Hayır, bana ne sorulursa sorulsun her zaman şeflik ve yemeklerle ilgili cevaplar veriyorum. Gerisi özel hayatım, gören görüyor zaten.

* Şöhret, hayatında neleri değiştirdi?
Mutluyum. Demek başarılıyız ve seviliyoruz. Bir de ne Danilo (Zanna), ne Mehmet (Yalçınkaya), ne ben ekranda rol yapıyor, bir karakter canlandırıyoruz. Programdaki Somer neyse buradaki Somer de o. Bu sebeple insanın karakterinin izleyici tarafından beğenilmesi çok tatmin edici.

* Magazinden rahatsızlık duyduğun zamanlar oluyor mu?
Hiçbirimiz gece yürürken yüzüne aniden ışık tutulduğunda bunun mutluluk verici bir şey olduğunu söyleyemeyiz. Bir de benim Magazin figürü olacak bir şeyim yok. Ben bir şefim, hep şef oldum ve şef olacağım hayatımın sonuna kadar. Bundan sonra oyuncu veya başka bir şey olmayacağım.

* Eşinden ayrıldın. Şimdi iyi giden bir birlikteliğin var. Sizler için “Ünlendiler, parayı buldular, hayatlarında her şey değişti” gibi yorumlar yapıldı. Ne diyorsun?
Bu insanların değer yargısı, bir şey söyleyemem. Soruna gelirsek; herkesin hayatında anlaşmazlıklar olabiliyor. Ayrıldığım eşimle dostluğumuz devam ediyor. İki çocuğumuz var. Biz hiçbir zaman düşman olamayız çünkü ikimizin en sevdiği insanlar ortak. O yüzden hiç anlatıldığı gibi bir şekilde de olmadı. Ve bu ünlü veya şöhret oldum diye başıma gelmedi. Şuna da değinmek istiyorum, “Parayı buldu…” Ben Türkiye’ye geldiğimde zaten Avustralya’da iki restoranım vardı ve ikisi de son derece başarılı ve gelir getiren restoranlardı. Ben hiçbir zaman buraya gelip, şöhret olup parayı bulmadım. Çok güzel şeyler yaşadım, hâlâ da yaşıyorum. Çok da mutluyum ülkemde olmaktan ama bunun beni değiştirdiğine inanmıyorum.

Kimono tutkum oldu

“İlk sene Türkiye’ye geldim, yapılı ve kilolu olduğum için üzerime bir şey bulamadım. Uzakdoğu kültürüne de yakınım. ‘Birkaç kimono diktirelim’ dedim. Hem çok sevdim hem içinde rahat ettim. Bir tutkuya döndü. Kimonolarımın sayısı çok fazla. Kıyafet odası boyutunu aştı, eve sığmamaya başladı.”

Begüm Birgören’den Samimi Açıklamalar

Dizilerin ve tiyatro oyunlarının başarılı oyuncusu Begüm Birgören, son olarak Ezel Akay’ın geçen haftalarda vizyona giren ‘Osman Sekiz’ adlı fantastik filminde karşımıza çıktı. Begüm Birgören’den samimi açıklamalar geldi. İşte o açıklamalar;

* Yıllardır sektördesiniz ama hakkınızda çok az şey biliyoruz. Geri planda olmayı seçiyorsunuz sanki…
Kendimi televizyonda oyunculuk haricinde görmek istemiyorum. Olabildiğince seçici davranıyorum. Az görünmeyi kendim istedim hep. Projelerde oynadığım karakterle ön planda olmayı seviyorum.

* Daha fazla magazinde olsaydınız kariyeriniz açısından farklı olur muydu sizce?
Kesinlikle evet. “Asla yapmam” dediğim şeyleri yapan arkadaşlarım vardı. Bazısına olumlu yansımış, bazısıysa kaybolup gitmiş… Bir de Magazin eskiden yaptığınız işlere değil, daha çok aşk hayatınıza odaklanıyordu. Ben de uzak durdum. Çünkü benim için medyatik olmak başarılı olmak anlamına gelmiyor.

* O zaman biraz bilmediğimiz yanlarınızı konuşalım. Özel hayatınızda nasıl bir kadınsınız?
NNormal bir kadınım bence. Babamdan sonra hiçbir erkekten izin almak zorunda olmadan kendi ayakları üstünde durmuş; istediklerini istediği zaman yapmış biri oldum. Sırt çantamı takıp, dünyanın bir ucuna gidip başka medeniyetler içinde aylarca vakit geçirmiş, güçlü ve özgür bir kadınım. Farklı kültürlerden insanlar tanımayı, hayatı keşfetmeyi çok severim. Eğitime önem veren, öğrenmeyi seven biriyim. Ülke sorunlarına, çevremde olanlara ve insanlara karşı duyarlıyım. Ve vicdanlıyım…

* 39 yaşındasınız. Yaklaşan 40’lar için neler düşünüyorsunuz?
Tabii ki bir kariyer planım var. Ama pandemi gösterdi ki keskin planlar yapmaktansa zamanın ruhuna ayak uydurmak daha anlamlı. 40’lı yaşlarım artık kendimi hırpalamadığım, kendime sevgimi cömertçe gösterdiğim yaşlarım olacak.

* Boşanma sürecindesiniz sanırım… Sizden öğrenebilir miyiz, neler oluyor?
Sürecin içinde tam tanımlayamıyorum. Duyguları anlamak için önce onlarla baş edip atlatmış olmak gerekiyor galiba. Kendimi bir şeyler üretmeye adadım. Biten hiçbir ilişkim hakkında konuşmadım. Sadakatsizlik veya en ufak bir şiddet içermiyordu ilişkim. Yani bana gelene kadar bitmesi gereken çok evlilik var aslında. Bence zaten evlilik değil, ilişkinin kendisi kutsal. Evlilik çocukluğumuzdan itibaren ulaşılacak büyülü bir dünya gibi sunuluyor, bu beni rahatsız ediyor. Çok fazla anlam yükleniyor ama ilişki nasılsa, olduğu gibi evliliğe taşınıyor. Çünkü evliliğin sihirli bir değneği yok ve ilişkiyi kolaylaştıran bir boyut da
değil. O yüzden evlenirken çok fazla konuda konuşmuş ve uzlaşmış olmak gerekiyor.

 

Sırt çantamı takıp, dünyanın bir ucuna gidip aylarca vakit geçirmiş, güçlü ve özgür bir kadınım.

Ahlak, aşk gibi kavramlar üzerine…

* ‘Osman Sekiz’ fantastik bir film. Konusu nedir?
Agorafobi hastası olan ve bu yüzden evinden dışarı çıkamayan, kullanım kılavuzu yazan bir adamın başından geçenler… Osman kocaman bir evde beş canavarla birlikte yaşıyor. Hayata bağlanmak için evinden başka tutunacak dalı olmayan bu adamın evini üç kuruşa almaya çalışan sahtekâr bir emlakçıyı oynuyorum. Ama sonra işler değişiyor tabii…

Begüm Birgören Kimdir?
* Nasıl bir karakter canlandırdığınız emlakçı?
Nazlı, dış dünyanın olumsuzluklarını temsil eden bir karakter. Çağımızda üzerine kafa yorduğumuz ne varsa; gerçeklik, samimiyet, kaygılarımız, ahlak, aşk gibi kavramlar üzerine düşünme fırsatı veren bir film bu. Film ilerledikçe Osman ve canavarlar onu iyi yönde değiştirip güzel duygulara yönlendiriyor.

* Çekimler eğlenceli miydi?
Büyülü bir atmosferde, canavarların pipetle kahve içtiği, “Kuyruğumu kim aldı”, “Antenlerim düştü” gibi seslerin yükseldiği eğlenceli bir setti.

* Tiyatro da yapıyorsunuz… Yeni tiyatro projeleriniz var mı?
Biz Oya Başar’la 3’üncü sezona gireceğimiz ‘Plastik Aşklar’ı kapalı gişe oynuyoruz. Eylül için yeni projelerle ilgili de konuşuyorum şimdi, eğer Oya Abla’dan izin koparabilirsem ikinci bir oyun yapmak istiyorum.

Hande Yener Hastalığı Hakkında Bilgi Verdi!…

0

Güzel şarkıcı Hande Yener, geçtiğimiz akşam Bebek bulunan Lucca isimli popüler mekandaydı. Magazin muhabirleriyle ayaküstü sohbet eden güzel popçu, hastalığı hakkında da bilgiler verdi. Hande Yener’ in rahatsızlığı nedir? Detayları Haberimizde…

Hande Yener’ in Yeni İmajı Çok Beğenildi…

Hande Yener Hastalığı Hakkında Bilgi Verdi!…

Yakın bir kız arkadaşıyla eğlendiği Lucca’ dan geç saatlerde ayrılan popçu Hande Yener, Bülent Ersoy‘ da görmekten alışık olduumuz geniş camlı gözlükleriyle tüm dikkatleri üzerinde topladı. Yaklaşık yarım saat süresince otomobilinin gelmesini bekleyen Hande Yener, aracının gelmesiyle hemen direksiyonuna geçti…

Hande Yener’den Taciz İtirafı

Hande Yener: “Birkaç Yıl Daha İlaç Kullanacağım…”

Geçtiğimiz günlerde Tamamını Sarı renge boyattığı ve içlerine pembe renkler attırdığı uzun saçlarıyla imajını yenileyen ünlü popçu, saç tarzını yeniden eski haline döndüğü gözlemlenirken “Gayet iyiyim, teşekkür ederim” dedi… Rahatsızlığı sebebiyle ilaç kullanmak zorunda kalan Hande Yener, “Evet arkadaşlar, birkaç yıl daha kullanacağım. Gayet iyi ve formdayım, iyi geceler” ifadeleriyle oradan ayrıldı.

Hande Yener kimdir?

“Ölür müyüm, Kalır mıyım?…”

Hande Yener, sanatçı Ceylan Ertem’ in ‘Duyuyor musun?’ adlı programına katılmış ve 2020’ de başına gelen meme kanseri hastalığıyla ilgili o sürecini anlatmıştı; “Kendimi kontrol ederken bir anda bir şey hissettim ve yataktan fırlayıp hemen hastaneye gittim. Ameliyat dendi. Her şey çok hızlı oldu. Aklımda korku dolu sorular; ölür müyüm, kalır mıyım? Erken teşhis olduğu için kemoterapi görmedim. Bitti, gitti, atlattım. Müzikle beslenip iyileştim. Şimdi kontrollerimi aksatmıyorum ve sağlığıma daha fazla dikkat ediyorum”

Ceylan Ertem Kimdir?

 

 

Özcan Deniz’ in Genç Aşkıyla Havuz Keyfi…

0

Ünlü şarkıcı Özcan Deniz, genç aşkıyla tatil için gittiği Kapadokya’ da bol keyifli bir hafta sonu geçirdi. Havuz keyfi yapan Ünlü şarkıcı ile sevgilisi Samar Dadgar, aşk dolu karelerini sosyal medya sayfasından takipçileri için yayımladı…

Özcan Deniz Feyza Aktan Davası Düştü

Özcan Deniz’ in Genç Aşkıyla Havuz Keyfi…

Geçtiğimiz günlerde Usta şarkıcı Özcan Deniz, çocuğunun annesi eski karısı Feyza Aktan’ ı darbettiği iddiasıyla 1 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle yargılandığı davada, mahkeme kararını açıklamış ardından Mahkeme Özcan Deniz’in beraatına karar verdişti ve Özcan Deniz Feyza Aktan davası düşmüştü…

Feyza Aktan Kimdir?

26 Yaş Küçük Sevgilisine Teklif…

Geçirdiği sıkıntılı dönemleri geride bırakan ve kendisinden tam 26 yaş küçük olan moda tasarımcısı Samar Sadgar ile yeni bir aşka yelken açan ünlü şarkıcı genç sevgilisine evlilik teklifi etti…

Seren Serengil, yorumcusu olduğu

‘Söylemezsem Olmaz’ adlı magazin programının canlı yayınında, yorumcu Seren Serengil, olaylı boşanma dönemi ardından oğlunun tekrardan üzülmesini gönlü razı olmayan  Anne Deniz‘ in, bu ilişki için “Rızam yoktur” dediğini öğrenilmişti…

Özcan Deniz ve Feyza Aktan Davasında Tanıklar Birbirini Yalanladı!

Sadece Nişanlılar…

Moda tasarımcısı genç sevgili Samar Dadgar ise, şu dönemde sadece nişanlı olduklarını ifade ederek, nikah tarihini belirlemediklerini söylemişti. Yakışıklı şarkıcı sevgilisiyle soluğu aşıklar şehri Nevşehir Kapadokya’ da aldı. Havuz keyiflerini hayranlarıyla paylaşan ikili, hoşça vakit geçirdikleri gözlemlerdi…

Özcan Deniz kimdir?

İşte Özcan Deniz’ in Sevgilisi Samar Dadgar İle Havuz keyfi…

Özcan Deniz' in Sevgilisi Samar Dadgar İle Havuz keyfi
Özcan Deniz’ in Sevgilisi Samar Dadgar İle Havuz keyfi
Özcan Deniz' in Sevgilisi Samar Dadgar İle Havuz keyfi
Özcan Deniz’ in Sevgilisi Samar Dadgar İle Havuz keyfi
Özcan Deniz' in Sevgilisi Samar Dadgar İle Havuz keyfi
Özcan Deniz’ in Sevgilisi Samar Dadgar İle Havuz keyfi

 

Cinsel İstismar’ dan Hapis Yatan Esra Ersoy’ un “18′ den Büyüktü” Dediği Çocuğun Yaşı Ortaya Çıktı!…

Cinsel istismar iddiasıyla hapiste olan Ciciş kardeşlerden Esra Ersoy‘ un, “18′ den büyük gösteriyordu” şeklinde ifade ettiği çocuğun yaşı belli oldu. Çarpıcı Detaylar Haberimizde…

Ciciş Kardeşlerden Esra Ersoy’ a Cinsel İstismar Suçlaması…

Cinsel İstismar’ dan Hapis Yatan Esra Ersoy’ un “18′ den Büyüktü” Dediği Çocuğun Yaşı Ortaya Çıktı!…

‘Ciciş Kardeşler’ adıyla tanınan 40 yaşlarındaki Esra Ersoy’un, 13 yaşlarındaki şahsa cinsel istismar yapıp konut dokunulmazlığını ihlal ettiği gerekçesiyle yargılandığı ardından 10 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldığı duruşmanın gerekçeli kararı belli oldu. Çıkan Kararda; Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ ne bulunan Esra Ersoy’un, “Şahıs 18 yaşından büyük gösteriyordu” dediği D.S.B.nın kemik yaşı 14 olduğu ortaya çıktı…

Çıkan kararda, Esra Ersoy’ un duruşmada verdiği ifadede, şunları belirttiği ortaya çıktı; “Uyuşturucu madde kullanma konusu nedeniyle kardeşimle tartıştım. Ardından otelden ayrılmak istedim. Telefonumun şarjı azdı. Bu nedenle en yakın yerden telefonumu şarj etmek istedim. Önce rezidansta bulunan başka bir dairenin kapısını çaldım ancak kapıyı açan olmadı. Daha sonra J6 numara dairenin kapısını çaldım. Görünüm itibarıyla 18 yaşından büyük bir kişi kapıyı açtı. Kendisine şarj cihazı olup olmadığını sordum. O da şarj aletinin olduğunu ve içeride şarj edebileceğimi söyledi. Olaydan 3-4 saat önce uyuşturucu madde kullanmıştım ve 2 gündür uyumuyordum. Yorgun, bitkin bir haldeydim.”…

“D.S.B. bana, ‘Yorgun görünüyorsun. Yatak odasına gidip, biraz dinlenebilirsin’ dedi. Uyuşturucu maddenin de etkisiyle kendimden geçmişim. Bir süre sonra beni taciz ettiğini hissettim. Uykusuz olduğum için karşılık veremedim. Daha sonrasında kendime geldiğimde olay sırasında üzerimde bulunan beyaz çiçekli elbisemin göğüs kısmının yırtıldığını, vücudumun bazı yerlerinde de morarmalar olduğunu fark ettim. Kendime geldikten sonra telefonumu alıp, oradan çıkmak istedim. Zil sesi duymadım. Kapıyı zoraki açtım. Kapıyı açtığımda karşımda 2 kadın vardı. Beni azarladılar. Kardeşimle kaldığımız odaya gittim. Otel telefonu çaldı ve benden şikayetçi olduğunu söylediler. Uyuşturucu madde etkisinde bilincim açık değilken benden faydalanmaya çalışan şahıstan şikayetçi oldum. Tanımadığım bir kişiyle cinsel münasebet yapmaya ihtiyacım yoktur. Kaldığımız otelin giriş, çıkış kamera kayıtları incelendiğinde olay sırasında üzerimde bulunan elbisemin yırtılmış vaziyette olduğu tespit edilebilir.”

D.S.B.’ nin duruşmada verdiği ifadede ise; “Olay günü sanık, benim bulunduğum yere gelerek kapıyı çaldı. Kapıyı açtım. Bana ilk başta sevgilisinden kaçtığını, eğer içeriye almazsam şiddete uğrayacağını söyledi. Onu içeriye aldım. Eve girdikten sonra uyuşturucu kullandı. Sonra bana, ‘Kaç kişi benimle birlikte olmak için para teklif ediyor. Senden para istemiyorum’ dedi. Ardından da beni istismar etti. 10-15 dakika kadar sonra kapının zilinin çaldığını duydum. Bu sırada sanık yanıma geldi ve ünlü biri olduğunu, anneme ‘Kamera şakası yaptık’ diyebileceğimizi söyledi. Sonra kapıyı açtı. Annem ben balkondayken yanıma geldi ve o kadını tanıyıp tanımadığımı sordu. Sonra da jandarmalar geldi” dediği öğrenildi…

Ersoy Kardeşlerin Sosyal Medyada Gündem Olan Köpeklerinin Mezarlığı!

İdrarında Uyuşturucu Maddeye Rastlandı!…

Esra Ersoy’ un 15 yaşının altında kalan D.S.B. ‘nin yaşadığı eve kendi rızası olmadan girdiğinden konut dokunulmazlığı suçunu işlediği de eklenirken Esra Ersoy’ un yapılan idrar örneklerinde uyuşturucu madde kalıntılarına rastlandığına ortaya çıktı…

Ciciş Kardeşler’den Esra Ersoy kimdir?

 

Ece Erken’ in Saat Olayında Seren Serengil Kimi Suçladı?…

Ünlü sunucu  Ece Erken‘ in merhum eşi Şafak Mahmutyazıcıoğlu‘ nun 12 tane lüks saatini elden çıkardığı iddiası haftaya damgasını vurmuştu. Ortaya çıkan iddiayı duyunca çılgına dönen yorumcu Seren Serengil, verdi veriştirdi. Yakın dostu Ece Erken’ e arka çıkan Seren Serengil, bakın kimi ima ederek rezil etti. Detaylar Haberimizde…

Gülşen ‘Seren, Bircan Ve Arto’ Üçlüsünü Alt Etti!…

Ece Erken’ in Saat Olayında Seren Serengil Kimi Suçladı?…

Ünlü sunucu Ece Erken, 7 aylık eşini kaybettiği yetmiyormuş gibi dedikodular yüzünden zor günler yaşamaya devam ediyor. Merhum eşi Şafak Mahmutyazıcıoğlu’ nun şahsi saatlerini 15 milyon tl’ ye sattığıyla ilgili çıkan haberlere adeta ateş püskürdü. Milyonlk hesap görüntüsünün fotoğrafını paylaşan Ece Erken, “Eşimden sadece 2-3 tespih kaldı” demişti. Bu durum ünlü sunucunun yakın dostu olan Seren Serengil’ i çileden çıkardı…

Ece Erken bu dedikodulara sosyal medya hesabından yayınladığı bir paylaşımla isyan bayrağını çekerken, anlık banka hesap görüntüsünü paylaşmış ve yasal yollara başvuracağını açık açık dile getirmişti. Ortaya çıkan bu gerilim konusu Seren Serengil ‘i küplere bindirdi. Önceki dönemlerde Şafak Mahmutyazıcıoğlu’ nun vefat ettiği gün  kızı için eski eş Benan Kocadereli’ nin kolundaki saati istediğini ima eden ünlü yorumcu yeniden bir isim söylemeden birçok iddialar ortaya attı…

Eşinin Saatlerini Sattığı İddia Edilen Ece Erken Milyonluk Hesabını Gösterdi!…

Seren Serengil; “Saatini satanlar var ama onlar bende hatta öldüğü gün kolundan alan da kim o da bende benim ağzımı açtırmasınlar” ifadeleriyle önceden yapmış olduğu iddiasını tekrarladı ve merhum Şafak Mahmutyazıcıoğlu’ nun eski karısı Benan Kocadereli’ yi hedef alarak suçladı…

İşte Seren Serengil’ in O Paylaşımı;

İşte Seren Serengil' in O Paylaşımı
İşte Seren Serengil’ in O Paylaşımı

Seren Serengil kimdir?

Ece Erken kimdir?