Ana Sayfa Blog Sayfa 908

Yargı 10. Bölüm Fragmanı Yayınlandı Mı? Ceylin Üzülerek Ilgaz’la Ayrılık Konuşması Yapıyor!

0

Kanal D’nin büyük bir beğeniyle izlenen dizisi Yargı, 9. bölümüyle ekrana geldi. Dizinin yayınlanan yeni bölümünde; Engin, suçu babasının üzerine attıktan sonra serbest bırakılıyor. Pars, zaman kazanmak için Engin’in kendisine saldırdığını söyleyip onu tekrar gözaltına aldırıyor. Bu zaman içinde Ilgaz ile Ceylin’le iş birliği yapıp delil topluyor. Ilgaz, son anda bir görüntü ele geçiriyor ve Engin emniyetten ayrılmadan yetişiyor. Ceylin, üzülerek Ilgaz’la ayrılık konuşması yapıyor.

Pazar Dizileri 2021

Ceylin Üzülerek Ilgaz’la Ayrılık Konuşması Yapıyor!

Yargı 10. bölüm fragmanı henüz yayınlanmadı. Engin, cinayeti babasının üzerine attıktan sonra Yekta şok oluyor. Hakim, Engin’i yurt dışına çıkmaması şartıyla serbest bırakıyor. Yekta, oğlunun yanına gidip madem yanmak istiyorsun o zaman yanmayı beklemesini söylüyor.

YARGI 9. BÖLÜMDE BAŞKA NELER OLDU?

Pars, Engin ile annesinin ifadesini almak üzere onları tek tek odasına alıyor. Engin, daha önce planladığı her şeyi kılıfına uygun bir şekilde ifadesini veriyor. Pars, onun yalan söylediğini bildiğini, o gece babasıyla beraber olduğunu söylüyor. Engin’in serbest kalırsa kaçacağını bilen Pars, onun üzerine saldırdığını söyleyip tekrar Engin’i göz altına aldırıyor.

Laçin’de, cinayeti Yekta’nın işlediği yönünde ifade veriyor. Yekta, Pars’ın yanına gidip o gece onun yanında olduğunu bildiğini, eğer o gece neden birlikte olduklarını açıklamazsa gerçekleri anlatmak zorunda kalacağını söylüyor.

Pars, özel sorunlarını mahkemede açıklamak istemediği için Ilgaz ile Ceylin’le iş birliği yapıp Engin’in o cinayeti işlediğine dair sağlam delil bulmak istediğini söylüyor. Ceylin, hemen kabul ediyor. Bu arada Yekta, karısının kendisine yaptığı bu ihanetten sonra evin anahtarlarını değiştirip, banka kartlarını da bloke ediyor.

Kapıda kalan Laçin, otele gidiyor. Kartlarının bloke edildiğini öğrenince geceyi emniyette geçirmek zorunda kalıyor. Ilgaz ile Ceylin, Engin’in gözaltı süresi dolmadan bir delil bulmak için zamanla yarışıyor. Engin’in, köprüde İnci’nin telefonunu kırıp attığını görüyorlar. Ama bunun kesin bir delil olmamasıyla başka bir delil bulmaya başlıyorlar.

Ilgaz, İnci’nin cesedinin atıldığı yere gidiyor. Olay günü evin camından birinin bakıp kendisini gizlediğini hatırlayan Ilgaz, adamın kapısını çalıyor. Ama adam konuşmak istemiyor. Bu arada Metin, kaybolan Zafer’in cesedinin peşine düşüyor. Bunu kendisine kimin yaptığını öğrenmek için istifa ettiği işine geri dönüyor.

Gül, Mert’in yanına gidip ondan af diliyor. Ilgaz, adamla çok duygusal bir konuşma yapıyor. Adamın elindeki görüntüyü alıp emniyetin yolunu tutuyor. Engin’in gözaltı süresi dolup serbest bırakılıyor. Ilgaz, onu kapıda yakalıyor. Engin, mahkemeye çıkıyor ve suçu sabit görüldüğü için tutuklanıyor.

Ceylin, Ilgaz’a karşı bir şeyler hissetmeye başlıyor. Ama cinayet çözüldüğü için ona bir veda konuşması yapıyor. Arkasını dönüp giderken göz yaşlarını tutamıyor.

Yargı 9. Bölüm 2. Fragmanı Yayında! Ceylin İle Ilgaz Birbirlerine Aşık Mı…

Edis Sahneden Rüzgar Gibi Gecti…

0

Türk Pop Müziği’nin ünlü yıldızı Edis, Türkiye turnesine tüm hızıyla devam ediyor. Edis, 13-14 Kasım’da Gaziantep ve Diyarbakır’da verdiği iki konserle hayranlarıyla buluştu. İşte Detayları…

Edis’ten Çok Konuşulacak Özel Hayat İtirafı

Edis Sahneden Ruzgar Gibi Gecti…

Icrypex ile Türkiye turnesine hız kesmeden devam eden şarkıcı Edis, konser dizisini Gaziantep ve Diyarbakır’da sürdürdü. Günler öncesinden biletleri tükenen iki organizasyonda da binlerce hayranı ünlü yıldızı sahnede izledi.

Edis’ in Şıklığı Olay Oldu…

İlk durak, Gaziantep’teki Gaziantep Üniversitesi Mâvera Kongre ve Sanat Merkezi oldu. Sahneye siyah takım elbiseyle çıkan Edis’in şıklığı sosyal medyada çok konuşuldu. En sevilen şarkılarını seslendiren ünlü yıldız konser çıkışında hayranlarını kırmayarak onların yanına gitti ve fotoğraf çektirdi. 

Zeynep Bastık’ la Dans Videoları Olay Olan Edis’ ten Rötarlı Açıklama…

İzmir Ve Denizli Edisi Bekliyor!…

Edis’in ikinci durağı ise Diyarbakır’daki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Kongre Merkezi Salonu’ydu. Arıyorum, Perişanım, Yalan gibi şarkılarını konseri izleyenlerle birlikte söyleyen Edis, ‘Gün Ola Harman Ola’, ‘Martılar’ gibi şarkılarıyla da hayranlarını coşturdu. Edis ’in Icrypex Türkiye turnesi 18 Kasım İzmir ve 19 Kasım’da Denizli’de konserleri ile son bulacak. 

Edis Görgülü kimdir?

İşte Edis Görgülü Şıklığı…

Edis Şıklığı
Edis Şıklığı

MasterChef 12. Haftanın Elenen Yarışmacısı Kim Oldu?

0

Tv 8’in büyük bir heyecanla izlenen yarışma programı eleme bölümüyle ekrana geldi. İki turdan oluşan eleme gecesinde 6 yarışmacı var güçleriyle yarışmadan elenmemek için mücadele verdi. İlk turu geçen üç yarışmacı yarışmada en az bir hafta daha kalmayı garantiledi. MasterChef 12. haftanın elenen yarışmacısı kim oldu? Detaylar haberimizde…

MasterChef 12. Hafta 3. Dokunulmazlık Oyununu Hangi Takım Kazandı? 5. Ve 6….

MasterChef 12. Haftanın Elenen Yarışmacısı Kim Oldu?

MasterChef’in 12. haftasında eleme potasına düşen 6 yarışmacı, eleme gününde tekrar mutfağa girdi. Şefler, eleme adaylarıyla önce haftanın kritiğini yaptı. Daha sonra onlara yarışmadan elenirlerse ne yapacaklarını sordu. 6 yarışmacı yarışmadan elenmek istemediklerini söyledi.

BİRİNCİ ELEME TURU!

Birinci eleme turunda yarışmacılara İstakoz verildi ve bu balıkla yaratıcı yemekler yapılması istendi. 6 yarışmacı var güçleriyle en iyi yaratıcı yemeği yapmak için mücadele verdi. Verilen sürenin bitiminde şefler, yemeklerin tadımlarını yaptı ve en başarılı tabakları yapan yarışmacıların ismini açıkladı.

Pelin, Dilara ve Sergen, birinci eleme turundan başarıyla çıkmayı başardı. Bu üç yarışmacı en az bir hafta daha yarışmada kalabilmeyi garantiledi.

İKİNCİ ELEME TURU!

İkinci eleme turuna kalan Burcu, Araz ve Azize tekrar mutfağa girdiler. Somer şef, kendi imza yemeği olan Pani Puri’yi tanıttı. Yarışmacılardan bu tabağa en yakın tabağı yapmalarını istedi. Üç yarışmacı da Pani Puri’yi yapmak için büyük mücadele verdi. Verilen sürenin bitiminde yarışmacılar tabaklarını bitirip şeflerin beğenisine sundular.

İkinci eleme turunun birincisi Burcu oldu. Burcu, en az bir hafta daha yarışmada kalmayı garantiledi. Azize’ye sarılıp onu eğer incittiyse kendisini affetmesini istedi. Geriye Araz ile Azize kaldı. Araz, eleme turundan ikinci olarak kurtulmayı başardı. Yarışmada kalacağına sevinirken Azize’nin elenecek olmasına çok üzüldü.

MASTERCHEF 12. HAFTA ELENEN İSMİ AZİZE OLDU!

MasterChef 12. haftanın elenen yarışmacısı Azize oldu. Şefler, gözyaşlarını tutamayan Azize’ye özgü dolu sözler söyledi ve ona sarılıp hayatında başarılar diledi. Hiç bir eğitim almadan sadece aldığı bir kitapla çalışarak yarışmaya katılan Azize, arkadaşlarının yanına gidip onlarla da vedalaştıktan sonra üzülerek stüdyoyu terk etti.

MasterChef 12. Hafta 2. Dokunulmazlık Oyununu Hangi Takım Kazandı? 3. Ve 4….

Seher Teyfur Yeni Şarkısı ‘Söz Vermiştin’ İle Yayında…

0

Yetenekli şarkıcı Seher Teyfur’ un yepyeni tekli çalışması olan ‘Söz Vermiştin’ Grand Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda müzikseverlerin huzuruna çıktı. İşte Detaylar…

Seher Teyfur Yeni Şarkısı ‘Söz Vermiştin’ İle Yayında…

Güzel sesli şarkıcı Seher Teyfur, ‘Söz Vermiştin’ adlı yepyeni teklisi hakkında şunları söyledi;

“Karşılıklı Aşk Az İnsana Nasip Oluyor…”

“Şarkının söz bestesi bana ait. Bu şarkıyı çok başka seviyorum çünkü ilk yazdığım şarkım..Günümüz ilişkileri ile de çok uyumlu sözleri olduğuna inanıyorum. Biraz çabuk seven çabuk unutan bir durum içindeyiz…
….aslında bu her konuda böyle artık. Hızlı bir çağdayız. Sözler de aşk böyle bir şey dudaktan dudağa, kulaktan kulağa derken de değinmek istediğim şey bu. Gerçek manada karşılıklı aşk yaşamak çok az insana nasip olan bir şey….

“Kalbinizi Yeni Baharlara Asla Kapatmayın…”

“Hüzünlü bir şarkı olduğu için sonbahar tadında bir klip yaptık. Sonbahar hüzün ve vedadir benim için..Tatlı bir iş çıkardık ortaya.. Son olarak  sonbahar yapraklarını gibi dökülsekte çoğu zaman Kalbinizi yeni baharlara asla kapatmayın… Çünkü aşk herşeye rağmen yaşanmaya değer.’’
Şarkının aranjör koltuğunda Oğuzhan Göç oturuyor. Klip yönetmenliği ise Onur Kını tarafından çekildi. Grand müzik yapım şirketi kurucusu Hayrettin Güneş yeni ve iddalı isimlerle müzik severleri kendi çatısında buluşturmaya devam ediyor. Hayrettin Güneş Grand Müzik şirketiyle Bir çok sanatçı yelpazesi ile farklı ve renkli çıkışlara imza atıyor…

İşte Seher Teyfur Yeni Şarkısı ‘Söz Vermiştin’ …

‘Söz Vermiştin’ Sözleri İse;
Biraz dur dur biraz

Dokunmadan gitme
Teninde kokum kalsın
Belki özler zaman

Hemen sus inkar etme
İnan buna dayanamam
Söz vermiştik kaderimize
Bittiğine inanamam

Şimdi söylesem hatırlar mısın
Unutmak zaman alıyor
Aşk böyle bir şey dudaktan dudağa
O sana sen başkasına aşık

Şimdi söylesem hatırlar mısın
Unutmak zaman alıyor
Aşk böyle bir şey dudaktan dudağa
O sana sen başkasına aşık
Aşk böyle bir şey kulaktan kulağa
Ben sana sen başkasına…

Hakan Ural Covid Sürecinde Yaşadıklarını Anlattı

Geçtiğimiz haftalarda coronavirüs salgınına yakalanan ve durumu ağır olan Hakan Ural hastaneye kaldırılmıştı. Dün tamamen iyileşerek taburcu olan Hakan Ural covid sürecinde yaşadıklarını anlattı. İşte Hakan Ural’ın o açıklamaları;

Kanal D ekranlarında yayımlanan “Neler Oluyor Hayatta” programının ünlü sunucusu Hakan Ural sosyal medya hesabında kızı Melisa Ural’ın çektiği fotoğrafı paylaşarak altına şu açıklamayı düştü;

Hakan Ural’ ın Sağlık Durumu Hakkında Flaş Açıklama!…

“Şaşkın ve hafif paralizeyim… Hayat her saniye hepimize sormadan binbir türlü dert sıkıntı veriyor muhakkak. Tüm insanlar için zor bir sınav bu… Dağıtımı yaparken yaş, boy, kilo, kariyer, tahsil, güç kuvvet, şöhret vs. herhangi bir kriter yok. Ne kadar yaşanmışlığın olursa olsun son saniyeye kadar bilmediklerimizi yaşayıp öğrenmeye devam edeceğiz. Bu bir döngü…Fazla da uzatmak istemiyorum ama şu süreçte bana olan istisnasız ilgi alaka, samimi sevgi, sahip çıkma çabanız… Bana, aileme bunu hissettirmeniz hakikaten tarifsiz, anlatılamaz bir velinimet. Sizlerin bu süreçte verdiğiniz desteğe kendimi olabildiğince özet ifade etmek istedim. Bildiklerim vardı, farkında olduklarım eyvallah ama bu kadar samimi dostum, çevrem, sevenim olduğunu vallahi bilmiyodum. Bilindikler dışında ailem, ekibim tarafından yansıyanların her biri ayrı bir hikaye… Yurdun dört bir yanından genç yaşlı, kadın erkek çocuk, yaşlılarımız… Ettikleri dualar Allah razı olsun. Hep derim kalan ömrümdeki tek amacım vatanıma faydalı, halkıma insanlarıma layık, fayda sağlayan namusumuzla şerefimizle bu süreci tamamlamak… Her şey çok ani gelişti. Atlattık atlatamadık derken süreç bir anda sıkıntıya girdi, sonrası malum. Hamdolsun şimdilik tamamım. Bir tedirginlik oluyo tabii… Beni bu süreçte yanlız bırakmayan her dakika arayan soran, atladığım dönemediğim kim varsa hakkını helal etsin. Yetişmem gerçekten mümkün değil. Ayrıca bana 6 gün evlat, kardeş, akraba gibi bakan sağlıkçılarımıza teşekkür ediyorum. Hayatın çözülmesi mümkün olmayan gizemi devam eden her salisede başta taşıdığımız can olmak üzere her şey olumlu olumsuz değişebilir! Her şey üstte kendi tercihlerimizle seçtiklerimizin olumlu olumsuz sonuçları var! Velhasıl Allah’ıma hamdolsun Allah şifa dert sıkıntısı olanlara yardım etsin. Tekrar tekrar teşekkürler iyi ki varsınız…”

Anya Taylor Joy’dan Samimi Açıklamalar

0

The Queen’s Gambit” dizisinde canlandırdığı karakterle adından büyük bir övgüyle söz ettiren genç oyuncu Anya Taylor Joy’dan samimi açıklamalar geldi.

◊ “The Queen’s Gambit”te de, “Last Night in Soho”da da karakteriniz bir “ait olma mücadelesi” içinde. Siz de rekabetin yüksek olduğu bir sektörün parçasısınız. Peki sizin kendi mücadeleleriniz neler?

Anya Taylor-Joy: Ait olma mücadelesi, hepimizin belli bir noktada yaşadığı bir şey. Çocukluğumuzda okula başlarken ya da yeni bir çalışma ortamına girerken hepimiz bir noktada bu hissi yaşıyoruz. O yüzden bu çok evrensel bir konu. Mücadeleme gelirsem… Filmdeki karakterim Sandie’nin açlığıyla kesinlikle bağlantı kurduğumu söyleyebilirim. Onun bu dünyanın bir parçası olmak istemesiyle. Çünkü ben de Film endüstrisinde kimseyi tanımıyordum ama bu dünyanın bir parçası olmak istediğimi biliyordum. Bir nevi kendi yolumu arıyordum ve okuduğum her şey aradığımın doğru zamanda, doğru yerde olacağını söylüyordu. İşte şimdi doğru yerdeyim.

◊ “The Queen’s Gambit” dizisi sizi yıldız yaptı diyebiliriz. Öyle büyük ses getiren bir işten sonra proje seçmek zor oldu mu?

– Bilmiyorum, üzerinde çalıştığım her şeyde kendimi çok şanslı hissediyorum. Her gün yaptığım işe daha çok âşık oluyorum. Önemli olan da bu. İş için buradayım. Başarı harika tabii ki. Ama günün sonunda yapmayı en sevdiğim şey; her gün kalkıp işe gitmek. Bunu yapmaya devam edebilmek ve şu anda bu projede birlikte çalıştığım insanlar gibi harika yetenekli insanlarla çalışma şansını elde etmek. Kendimi inanılmaz ayrıcalıklı hissediyorum.

SANDIE İÇİN BİR PLAYLIST HAZIRLADIM

◊ Filmdeki müzikler harika bu arada. 60’lı yılların müziği…

– Gerçekten âşık olduğum ilk müzik, 60’lı yılların müziğiydi. Bu nedenle filmde müziklerle aram muhteşemdi. Oynadığım karakterler için playlist hazırlamayı seviyorum. Sandie için de 16 yaşımdayken dinlediğim müziklerden oluşan bir playlist hazırladım. Müzikle birlikte oynamak harika. Müzik, filmi gerçekten görselleştirmenizi sağlıyor.

◊ 60’ların müziğini seviyorsunuz, peki kıyafetler?

– O dönemin kıyafetleri çok eğlenceli. Kıyafetler karakteri nasıl ifade ettiğiniz hakkında çok şey anlatıyor. Filmde çevremdeki beylerin çok ama çok iyi giyindiğini söylemeliyim. 60’larda değildik ama yine de kusursuz bir şekilde o yıllardaymış gibi takıldık.

Edgar beni cesaretlendirdi

◊ Daha önce müzik alanında bir deneyiminiz var mıydı? Şarkı söylediniz mi hiç?
Anya Taylor-Joy: Hep kendim için şarkı söyledim. Duşta mesela. Sahnede hiç söylemedim. Oldukça korkutucuydu. Heyecanlıydım ama Edgar inanılmaz derecede destekleyici bir yönetmen. Beni cesaretlendirdi.

60’lar saplantım var

Last Night in Soho’da harika müziklerin yanında filmin koreografisi de ilgimi çekti. Koreografi derken danstan bahsetmiyorum; filmin temposu ve sahneleri kastediyorum…
Edgar Wright: Ryan Heffington ile son filmim “Baby Driver”da çekimler boyunca sürekli bir koreografım vardı. Aynı şeyi “Last Night in Soho”da da yaptım. Jen White adında harika bir koreografımız vardı. Koreografi, dans sekanslarının ötesinde bir şey. Tüm filmin, dans olmayan sahnelerin bile Rüya gibi ve dans gibi hissedilmesini istedim. Açıkçası her film tüm departmanların ortak ürünüdür. Sette bir koreografın olması ve herkesin birlikte çalışması önemliydi. Cafe De Paris’in lobisinde Anya’yı ilk kez gördüğünüz sahne mesela. Orada yeşil ekran yok, hareket kontrolü yok, gerçekten oluyor. Thomasin Mckenzie merdivenlerden aşağı iniyor ve sonra James Phelps (Maitre D’yi oynuyor) kameranın önüne geçiyor ve bir ayna Anya ve James Phelps’in ikiz kardeşi Oliver Phelps’i ortaya çıkarmak için geri geliyor. Bunların hepsi koreografiye sahip sahneler. Bu yüzden çok prova yaptık.

◊ Filmin türünü anlatır mısınız?

– Yazmaya veya fikri tasarlamaya başlamadan önce, özlediğim filmleri ve türleri düşünmeye başlarım. İşlerini sevdiğim pek çok yönetmen ve tür var. Gerçi onlarla kendimi aynı parantez içinde çizmiyorum. Sadece sevdiğim filmlerden bahsediyorum. Michael Powell veya Alfred Hitchcock gibi yönetmenlerin taptığım psikolojik gerilim filmleri var. Ve sanırım bu tarzın bir çeşit Londra versiyonunu yapmak istedim. Bu bir tür saplantıydı, Londra’nın merkezinde bir film yapmak istedim. Yaşadığım 25 yılda Londra’da birçok film çekildiğine şahit oldum ama hiçbiri Londra’nın merkezinde ya da Soho’da çekilmiyordu.
Ayrıca “Shaun of the Dead” 2004 yılında yaptığım korku komedi filmi. Ama her zaman daha ciddi bir şey geliştirmek istedim. Sanırım beni rahatsız eden kısmı gerçekten içime sinen bir konu bulmaktı. Bazı yönlerden korkutan bir şeyler olmalıydı. Sanırım bu yüzden, fikri düşünmekten yazıp yapmaya geçmem 10 yılımı aldı.

LONDRA’DAKİ HER ODADA BİRİLERİ ÖLMÜŞTÜR

◊ Neden 1960’lar? Nasıl karar verdiniz döneme?

– 60’lar saplantım, ailemin plak koleksiyonuyla başladı. 1964’te başlayan ve 1970 yılında abim doğana kadar devam eden bir koleksiyondu. 60’larda yaşayan insanlarla konuştuğunuzda, onların 60’lar hakkındaki hikayelerinin gerçekten belirsiz olduğunu fark ediyorsunuz. Benim ailemin hikayeleri de sinir bozucu bir şekilde belirsizdi. Anne ve babamın 60’larla ilgili tek hikayesi, Jimi Hendrix’i görüp görmedikleri konusundaydı. Babam Jimi Hendrix’i gördüklerini söylerdi. Annem de “Hayır, Jimi Hendrix’i görmedik. Pink Floyd’u gördük” derdi. Bu onların 60’lı yıllarının hikayelerinin tek boyutuydu. Aslında benimki, biraz da daha fazlasını öğrenme çabasıydı.
60’larda büyük şehre gelip başarılı olmak isteme cesaretine sahip olan kadınlar hakkında bir sürü drama vardı. Bu da fikrin bir parçasıydı. 60’lara geri dönmek isteyen bir karakteriniz olsaydı, sonra gidince aslında düşündüğü gibi çekici olmayan bir hikaye yaşasaydı gibi…

◊ Geçmiş nedense romantik ve baştan çıkarıcı görünür, değil mi?

– Filmde Diana Rigg’in söylediği bir cümle var: “Londra’daki her odada birileri ölmüştür.” Buna ben de inanıyorum. Diana da ben de Soho’da yaşadık ve orada çalıştık. Ve o binalar 400 yaşında. Bazı insanlar şehirde dolaşıyor ama geçmişi hiç düşünmüyor. İkimizin de bir odada oturup “Acaba bu duvarlar ne gördü?” diye düşünmek gibi aşırı aktif bir hayal gücümüz var.

◊ Filmde mizah da var. Neden bir parça da olsa filmin mizaha ihtiyacı olduğunu düşündünüz?

– Biraz karanlık gülüşler var ve sonra birkaç dakika rahatlama. Bence filmde oldukça doğal bir mizah var. Sanırım o rahat anlar yazım aşamasında bana doğal olarak geliyor ve ekliyorum.

Filmden önce şarkıları belirlerim

◊ Filmin en önemli yönlerinden biri de müzikleri. Nasıl seçtiniz müzikleri?
Edgar Wright: Pek çok durumda ilk fikre sahip olduğum, yani aklıma gelen ilk şey müziktir. Diyelim hikaye için bir fikrim var. Bazı insanlar post-it notları alır müzikler için. Ben önce filmin müziklerini, şarkılarını belirlemeye başlarım. Böylelikle şarkılardan birini duyduğumda, “Last Night in Soho”yu yapmam gerektiğini hatırlarım. Şarkıyı duyduğum anda sahneyi düşünmeye başlarım. Bende müzikler böyle ortaya çıkıyor. Filmden önce. Şarkılar çok zamansız ve güzel. Tüm film boyunca onlarla birlikte yaşayabilmek de çok güzel. Bu arada gerçekten çok sevdiğiniz şarkıları seçmelisiniz, çünkü onları çekim boyunca 600 kez duyacaksınız.

Ahsen Eroğlu: Kendimi Daha Güçlü Hissediyorum

Geçtiğimiz gün röportaj veren Ahsen Eroğlu “Kendimi daha güçlü hissediyorum” dedi. İşte ünlü oyuncunun o röportajı;

◊ Bu yıl Pantene Yıldızı Parlayanlar’dan biri oldunuz. Geçmiş yıllarda kazananları ve onların geldiği noktaları da biliyoruz. Bu ödülün kariyerinizi nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
– Uzun yıllardır var olan bir ödül töreninin içinde böyle bir sıfatla bulunuyor olmak benim için çok kıymetli. Çünkü tanıdığınız, tanımadığınız bütün sanatçılar, bu sektörün içinde olan insanlarla bir arada değerlendiriliyorsunuz, ödülden ziyade beni ilgilendiren kısmı bu. O kıymetli insanların arasında sizin adınız da yer alıyor.
“Evet, ben galiba doğru bir iş yapıyorum ve de doğru yönde yol alıyorum” dedirtiyor. Şu an güzel bir şey yaşıyorum, bunun tadını çıkartmaya çalışıyorum. Kariyerimi nasıl etkileyeceğini sanırım şimdiden düşünmek istemiyorum. Ama olumlu etkileri olacağına çok eminim. Ve bunu yaşamak için sabırsızlıkla bekliyorum.

◊ Haberi aldığınızda nasıl hissettiniz?
– Haberi aldığımda çok şaşırdım. Çünkü hiç beklemiyordum. Yaptığım son proje sebebiyle aday gösterilme durumu olur mu diye düşünmüştüm. Çünkü dizimizin takipçileri, diziyi izleyen kitle sürekli Twitter’da bunu konuşuyordu. Hiç beklemediğim bir zaman diliminde bu haberi aldım, o yüzden çok şaşırdım.

Tören için şimdiden
hazırlanmaya başladım
◊ Reklam çekimlerinde Cemre Baysel ve Melis Sezen birlikteydiniz. İlk kez mi tanıştınız?
– Cemre’yle daha önce başka projelerde denk gelmiştik aslında. Aynı işte çalışmadık ama yeni projelerimiz başlamadan önce bir araya geldiğimiz tanışma günlerinden birbirimizi hatırlıyoruz. Melis’le daha önce hiç tanışmamıştık. Onu yaptığı projelerden biliyordum. Melis’le ilk kez tanıştım.

Ahsen Eroğlu Kimdir?

◊ Tören için hazırlıklara başladınız mı? Pantene Yıldızı Parlayanlar’dan biri olarak gecede elbet saçlarınız da çok konuşulacak. Nasıl bir saç bakım rutini uyguluyorsunuz?
– Saçlarıma aşırı şampuan kullanmıyorum. Şampuanla bir kere saçlarımı yıkıyorum. Her duşta şampuandan sonra Pantene Onarıcı ve Koruyucu Bakım Kremi’nin Pro-V etkisiyle saçlarımı güçlendiriyorum yoksa buklelerimin şekli bozulabiliyor.
Duş sonrası son dokunuşu da görüntüsüne ve hareketine bayıldığım belirgin ve dolgun bukleler için özel tasarlanan Pantene Belirgin Bukleler 7/24 Saç Bakım Kremi ile yapıyorum. Buklelerimin en güzel halinde olmasının kendimi güzel ve güçlü hissetmemde çok büyük bir motivasyon olduğunu düşünüyorum.
Hazırlıklara tabii ki başladık. Tiyatro çalışmalarım yüzünden de biraz yavaş ilerledi. Şimdilerde daha hızlanacak gibi gözüküyor.

Kendimi daha güçlü hissediyorum

◊ Bu yılın teması “Gücünü Gösterenler” olacak. Sizin gücünüzün kaynağı nedir? Kendinizi en çok hangi zamanlarda güçlü hissediyorsunuz?
– Bence güç içten gelen bir duygu, enerji. Kendinizi sevmekle, kendinizle barışık olmak ve de kendinize güvenmekle başlar güç. Ve siz bunu hissettiğinizde çevrenizdekilere de yansıyor. Bir kadının saçlarının, yüzünün güzelliğinden bahsettiğimizde ya da tam tersi bir erkeğin… Aslında bu şekilde fiziksel kodlarla birlikte asıl güzellik ve de güç içten gelen enerjiden kaynaklı oluyor.
Pantene Altın Kelebek ve de Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde layık görüldüğüm “Genç Cadı” ödülleriyle kendimi ayrıca daha güçlü hissediyorum. Şimdiden Pantene Altın Kelebek gecesi sahnede bu şekilde yer almak için çok heyecanlıyım. O gece sahneye güçlü saçlarımla özgüvenli bir şekilde çıkacağım.

Kadınlar estetik bir bakış da sunuyor

◊ “Menajerimi Ara” dizisindeki Dicle karakteri nasıl bir yolculuktu sizin için?
– Dicle bugüne dek yaptığım projeler arasında en uzun soluklu, en fazla bir arada kaldığım karakterlerden birisiydi. Kendisini çok iyi tanıyorum. Her yerde söylediğim gibi Dicle benim göz bebeğimdi. Bu yüzden bu yolculuğu Dicle gibi bir karakterle sürdürüyor olmak hem benim açımdan öğretici oldu hem kendimi sorgulamama yardımcı oldu.
Bu yolculuğun sonunda kazançlı çıktım. Çünkü her açıdan o kadar kıymetli insanlarla çalıştım ki… Bir sürü şey öğrendim. Güzel bir serüvendi. Mutluyum.

◊ Kadın yazar ve kadın yönetmenlerin artması oyuncuları nasıl etkiliyor?
– Umarım artık hayatımızda “Oh be kadın yönetmen” sevincini bir lüks olarak görmediğimiz ya da “A kadın yazar yazmış” şaşkınlığını yaşamadığımız bir döneme gireriz. Bunu da ayırmadığımız zaman eşitlikçi bir dünya olacak.
Kadın yazar ve yönetmenler çok başarılı işlere imza atıyor. Ayrıca şunu söylemem gerekiyor ki kadınların olduğu yerde estetik vardır. Estetik bakış açısı, düşünce her projenin içine yansıyor. Ama bu asla kadınların bu şekilde hissettiğini düşündürmesin. Sırf kadın dokunuşuyla olabilecek bir şey değil tabii ki. Ben de şu an yeni oyunum “Ağaçtaki Kız” özelinde çok güçlü iki kadınla çalışıyorum: İlksen Başarır ve Şebnem İşigüzel. Onlarla bir dünya kurabilmek ve heyecanlanmak çok keyifli.

İlk tiyatro oyunu “Ağaçtaki Kız” perde açacak

◊ Kariyerlerine yeni başlayan oyuncular için ne önerilerde bulunmak istersiniz?
– Kesinlikle bu işin okulunu okumalarını tavsiye ediyorum. Sonrasında sektöre girdikleri zaman “Bunu bilmiyorum, şunu bilmiyorum” gibi engellerle karşılaşmaları onları geri götürecek ve zamanlarından çalacak bir durum. Eğer ben biraz zamanı geri almış olsaydım konservatuar okurdum.
Bu dünyanın içinde bir anda kendilerini bulup kaybetmemeleri için acele etmeden, yavaş yavaş adımlarla bilgi birikimlerini artırarak, gündemi takip ederek, okuyarak, insanlarla bir araya gelerek kendilerine bir zemin oluşturmalarını tavsiye ederdim.

◊ Yeni projeleriniz var mı yakın zamanda?
– “Ağaçtaki Kız”ın provaları son sürat devam ediyor. Pantene Altın Kelebek gecesinin hemen ardından prömiyerimiz olacak. İlk tiyatro oyunum. Tabii ki görüştüğümüz, düşündüğümüz başka projeler var.
Büyük sözler etmeyi sevmiyorum. Ama gerçekten hem sporda hem resim sanatında hem de oyunculukta ilerlemeyi istiyorum. Hayal kurduğum her alanda durmadan ilerlemek istiyorum.

Canan’ı tanıdığıma çok mutluyum

◊ Canan Ergüder ile birbiriniz çok seviyorsunuz. İlişkiniz dizi sonrası nasıl seyrediyor?
– Canan’ı tanıdığım için kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki… Onu çok seviyorum, başka bir bağ oldu aramızda. Kendisinin içindeki çocuğu o kadar çok seviyorum ki… Zaten bunları daha önce uzun uzun anlatmıştım. Biz hala görüşüyoruz, fikir danışıyoruz birbirimize. Çok şanslıyım ki hem proje esnasında hem de sonrasında bu denli kıymetli bir insanla pek çok paylaşım yaptık. Uzun uzun oturup sohbetler ettik, kendimizi anlattık birbirimize ve birbirimiz için çok iyi dinleyiciler olduk. Bu ilişkinin hiç bozulmayacağını biliyorum. Bugün konuşmasak 10 yıl sonra kaldığımız yerden devam edeceğimizi bildiğimiz arkadaşlıklar çok önemli. Canan da öyle biri benim için.

Şebnem Bozoklu: Bela Beni Çeker

Geçtiğimiz gün samimi bir röportaj veren Şebnem Bozoklu “Bela beni çeker” açıklamasında bulundu. İşte Bozoklu’nun o açıklamaları;

Hep lokum gibisin. Tatlı, sevecen, güler yüzlü…

Ah Hakan! Utandırıyorsun beni.

Her daim böyle olmak zor değil mi?

Bilmem, ben göründüğüm gibi olmaya gayret ediyorum. Çocukluğumdan beri oluşturduğum bir yaşama biçimim var. Hayatı, içinde yaşamayı seviyorum. Empatik bir insanım. Karşımdakinin hislerine önem veririm. Gerilimden, huzursuzluktan hoşlanmıyorum. Öyle insanların içinde kendimi hiç tutmam. Samimiyetsiz insanları da sevmiyorum. Öyleleriyle çalışmayı da tercih etmem. Dünyanın en güzel işi de olsa, eğer gerçekliğinden şüphelendiğim birileri dahilse, o iş benim için çekim gücünü yitirir. Tüm bunların yansıması sendeki gibiyse ne mutlu bana.

Hiç sinirlenmez misin?

Ah sorma, çok güzel sinirlenirim. İşim konusunda hassas ve titizim. Ama bunun karşılığı kalp kırmak, karşılanamayacak isteklerde bulunmak değil. Ben işimi doğru yaparım, karşımdaki insana da “Sen neden işini yapmıyorsun” derim.

Hayatın iş odaklı mıdır?

Hiç değildir. Ben iş değil, hayat odaklıyım.

MORARDIM, ÖLÜYORDUM

“Oynamasam ölürüm” diyen oyunculardan değilsin o zaman…

Evet, oynamasam hayatta ölmem (gülüyor). O ne demek zaten ya! Ayrıca bu konuyla ilgili söylemek istediklerim var…

Tabii, buyur…

Çocukluğumdan beri hayran olduğum oyuncuların, müzisyenlerin röportajlarını okur, dinlerim. Şunun üzerinde çok durulur; ‘meslekte kalıcı olmak’. Çok moda bir laftı bir ara. Şimdi düşünüyorum, bir Oyuncu ya da müzisyen hayatının bir noktasında “Ben artık Norveç’e gidip Balık tutmak istiyorum” diyebilir. Bu da kimseyi ilgilendirmez. Bana da “12 senedir büyük bir istikrarla bu işi yapıyorsun” diyorlar. Ama ben kimse için devamlılığı bir pozitif mesele olarak görmüyorum. İnsan hayatının bir noktasında yapmak istediği şeyi değiştirebilir. Kendi ya da hayalleri değişebilir. Mesela ahşap oymacılığıyla tanışırsın, “Buldum, bunun için dünyaya gelmişim” dersin. Bu, bir önceki işinde başarısız olduğunu göstermez.

Bir röportajında “Belalar beni bulur” demişsin…

Evet… Bir küçük tatlı şuursuzluğum var sanırım. Belalar beni bulur, mıknatıs gibiyim.

Neler yaşadın?

Daha iki gün önce set programında dört günlük boşluk bulduk. Eşim Kanat’la (Atkaya) Berlin’e gittik. Dönüş biletimizin 18.50 uçağı olduğuna ikimiz de eminiz! Dönüş günü bir sokak kafesine gittik, kahvemizi söyledik. Tatlı tatlı insanlara bakıyor, bir yandan da sohbet ediyoruz. Kanat “Uçağın saatine bir baksana, tam neydi?” dedi. Baktım, 14.55 yazıyor. Ve saat 12.00. Kafeden nasıl kalktık, uçağa nasıl yetiştik bilmiyorum… İnsanların havalı sebepleri vardır ya, “At binerken ayağımı burktum” gibi, ben evde yürürken parmağımı falan kırarım. Bir kılçıkla ölüyordum, Hakan!

Nasıl?

‘Hamlet’i çekmek için Büyükada’daydık. Yanımda da basın danışmanım Sinem (Gürleyük) vardı. Canımız Balık çekti. Eve ızgara balık söyledik. Sete gideceğim diye hızlı yiyorum. Bir çatal aldım ve kılçık boğazımda durdu. Yutkunamıyorum. Morardım. Ölüyordum.

Ne yaptın?

Ekmek içi yedim. Sonra zeytinyağı içtim.

Şebnem Bozoklu kimdir?

Zeytinyağı da mı içilirmiş?

Evet, Google’dan baktım.

Ölürken bir yandan da Google’a mı girdin?

Evet (gülüyor). Ölürken Google’a giren, benim işte. O yüzden etrafımdakiler hep bir sit-com yaşar.

BABAMI KAYBETTİĞİMDE AĞLAMAKTAN İKİ KAŞIMIN ARASINDA İZ OLUŞTU

‘Elbet Bir Gün’ Fox’ta başladı. Seni ekranda daha önce hiç bu kadar sert bir dram işinde izlememiştik. Nasıl gidiyor?

Çok keyif alarak çalışıyorum. Karakterin kanlı canlı olması için çok da uğraştım. Üzerine düşündüm, çalıştım. Bu konudaki en büyük şansım yönetmenimiz Gül Oğuz oldu. İşinde muhteşem biri, karakteri onunla kurduk.

HERKESİN SIRLARI VAR

Nesime nasıl bir karakter?

Nesime, oynamaktan keyif aldığım bir karakter. Eğer bu rol başka bir oyuncuya gitseydi, çok üzülürdüm. Nesime, çok varlıklı bir adamla evlendirilmiş. Sonra gördüğü şiddet ve istismardan dolayı İstanbul’a kaçıp her şeye sıfırdan başlamış. Hayatın kibar davranmadığı bir kadın. O sıkışıklık ve korkuyla da hatalar yapmış. Bütün yaşamını ‘Elbet bir gün intikamımı alacağım, kendimi var edeceğim’ gibi sözler üzerine kurmuş. Yıllar sonra, uzun zaman önce koptuğu kız kardeşiyle karşı karşıya geliyor. Kardeşi çok varlıklı. Birlikte bir hayat kurmaya çalışıyorlar. Ve kurtulmaya çalıştıkları çok şey var.

Dizide 15 yıl önceki halini de sen oynuyorsun. İnandırıcı da. Yaşsız gibisin…

Cilt biraz genetik. Annemin de iyi bir cildi vardır. Ben de iyi bakarım, özen gösteririm. Minyon olmak da her zaman avantaj.

Estetiğin var mı?

Yüzümde estetik, dolgu yok. Sadece babamı kaybettiğimde ağlamaktan iki kaşımın arasında büyük bir iz oluştu. İki senedir oraya botoks yaptırıyorum.

Dizide bütün karakterler sırlarıyla yaşıyor. Sen sır tutar mısın?

Sadece Nesime ya da Şebnem özelinde değil, ben bütün insanların kendilerine sakladığı sırları olduğunu düşünüyorum. Ama bunun sayısı önemli. Bazı insanlarda çoktur, Nesime de onlardan biri.

LÜTFEN BİLET ALIN, GELİN

Devam eden bir diğer işin de ‘Hamlet’. Orada da bir televizyon programı sunucusunu canlandırıyorsun…

Eserin orijinalindeki çürümüşlüğü, Kaan’ın (Müjdeci) ‘Hamlet’inde de insan iliklerine kadar hissediyor. Zaten bizim ‘Hamlet’i sevmemizin sebebi de yüzyıllardır takdir görmesi değil, varoluşa, insana dair sorduğu soruların hâlâ çok güncel olması. ‘Hamlet’in orijinalinde, canlandırdığım Nagehan’ı bire bir karşılayan bir karakter aslında yok. ‘Günümüz Türkiye’sinde bir cinayetin çözümlenmesi için nerelere başvurulurdu’ sorusundan yola çıkılarak yaratılan bir karakter.

Pandemide ara verdiğiniz ‘Aşk Geçmişim’ oyunu da sahneye döndü. Oyunu hâlâ izlemeyenlere ne söylemek istersin?

Lütfen bilet alın ve gelin (gülüyor). Rıza Kocaoğlu ve Melisa Doğu’yla sahneyi paylaşmaktan çok keyif alıyorum. Oyunda kadının ve erkeğin aynı olaylara tamamen farklı pencerelerden bakışı, pek çok kalıbı yıkıyor. Aynı zamanda oyun, günümüz ilişki biçimlerini, geçmişimizde aldığımız yaraların, aşk acılarının farkında bile olmadığımız yıpratıcı etkilerini, bizi nasıl yalnızlaştırdığını gerçekten çarpıcı ve çok komik bir üslupla anlatıyor.

KOVULA KOVULA KENDİMİZE ONUNCU KÖYÜ BULURUZ

Ekranda mizah yaparken ve kılıktan kılığa girerken bir yandan hep cilveli de oldun…

Evet (gülüyor).

Seksapelinin üzerinden gitmeden seksi görünen bir kadınsın. Bunu nasıl sağlıyorsun?

Oynadığım karakterleri hiç  tek boyutlu düşünmüyorum. Bu kadının feminen bir tarafı var mı? Varsa ne noktada yansıtıyor? Erkeklerle ilişkisi nasıl? Flört eder mi? Bunların hepsini düşünüyorum. Ve o söylediğini de karakterin feminenliğini dışa vurma biçimi olarak görüyorum. Karakterlerimde her zaman böyle bir renk olsun istiyorum. Neden cinsiyetsizleştirilmiş bir karakteri oynayayım?

Günlük hayatında da cilveli misin?

Arada “Erkek doğmak ister miydin” falan derler ya. Ben kadın doğmaktan, kadın olmaktan mutluyum. Bir kadının kendini var etmesi zor. Buna rağmen tadını çıkarmak istiyorum.

“Kadın olarak kendini var etmek zor” dedin. Bu Şebnem Bozoklu olsan da öyle mi?

Evet, öyle tabii, olmaz olur mu! Ne kadar farklı yapıda olursak olalım hayatın içindeki her kadın gibi benim için de geçerli. Kadın olarak direnmemiz gereken çok şey var. Sektörde de… Benim ve bütün kadın oyuncu arkadaşlarımın…

Geçen söyleşimizde “Sektördeki yapımcıların çoğu erkek. Ve erkekler, erkek oyuncuları daha çok sever” demiştin…

Kadın oyuncu arkadaşlarımla bunu küçük küçük değiştirmeye çalışıyoruz.

Birinin sırf erkek olduğu için el üstünde tutulmasını görmek zor değil mi?

Acıklı ve de komik.

Sektörde haklarını nasıl savunuyorsun?

Şiddetin her türlüsü hayatımızda. Bizim sektörümüzde de bunun yansımaları var. Özellikle ayrımcılık ve adaletsizlik noktasında gördüğüm çok şey oldu. Ama hep doğru bildiklerimi söyledim.

“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” denir…

Kız kardeşlerim üzülmesin, kovula kovula  onuncu köyü buluruz. Onuncu köyü yaratmak da mümkün.

HAZ ÇAĞINI BEKLİYORUM

Eşin Kanat Atkaya’ya daha çocukken hayranmışsın…

14-15 yaşlarımdaydım. Kanat’ı Go adlı dergide gördüm. Dergiyi o yapıyormuş. Büyük hayranıydım.

O hayranlık, orada kaldı mı?

Yok canım. Hep takip ettim. Yıllar sonra hayat bizi bir araya getirdi.

Tam bir ‘stalker’mışsın. Adam korkmadı mı?

Korkmadı ama çok şaşırdı.  “Şöyle bir yazın vardı” diye o kadar eski zamanlardan bahsediyordum ki, o bile hatırlamıyordu.

2019’da evlendiniz, ardından pandemi patladı. Etkisi ne oldu?

Ben çok çalıştığım için evi zaten çok özlüyordum, Kanat da evden yazdığı için, oluşturduğu kendi dünyası var. Bize olumsuz etkisi olmadı. Ama  17 gün süren son kapanma beni çok zorladı.

Neden?

Umutsuzluğa kapıldım. Sonra bir yazı okudum. İspanyol gribi sonrası bir haz çağı olmuş. İnsanlar sanata, müziğe, seyahate zaman ayırıp para harcamış. Bizde de tarih tekerrür edecek diye düşündüm. Haz çağını bekliyorum.

Nasıl bir âşıksın?

Çok güzel severim. Bazen romantik, bazen realistimdir. İkisinin de tuzakları çok, o tuzaklara düşmeden tadını çıkarmaya çalışıyorum.

EĞİTİM HAYATIM BİR YAŞIMDAYKEN BAŞLADI

Baban Ispartalı, annen Siirtli. Nasıl bir çocukluktu?

Farklı ve değişik.

Neden?

Anne ve babam ilkokul öğretmeniydi. İstanbul’da tanışıp evlenmişler. Kadıköy’de büyüdüm. Annemler beş kız kardeş. Ama bu beş kadın birbirinden çok farklılar. Yazları anneannemin evinde buluşurlardı. Onlarla müthiş eğlenirdim. Harika kadınlardı. Bir araya geldiklerinde evde sadece Arapça konuşulurdu. Çocuk beyni, ben de Arapçayı konuşamıyor ama anlar hale gelmiştim. Oynadığım her karakterde de onlardan bir parça vardır mutlaka.

Baban aynı zamanda ilkokul öğretmeninmiş…

Evet, sorma! Benim eğitim hayatım aslında 1 yaşımdayken başladı. İkisi de çalıştıkları için her sabah kaldırılır, yıkanır ve yuvaya götürülürdüm. Hayatım okul servislerinde geçti. 3 yaşımdayken evde anne-babamın derslerinde kullandığı okuma fişlerinden okumayı çözmüşüm. 5 yaşımdayken babam beni bir gün okula götürdü. Ortama âşık oldum. “Birinci sınıfa başlamak istiyorum” diye tutturdum, başladım.

Baban sana derslerde torpil geçer miydi? Sınav sorularına falan gizlice bakar mıydın?

Asla, keşke. 5 alıyorsam 3 yazardı. En kötü yerde ben otururdum. Sessizdim ama sınıfa kızacaksa “Lütfen sessiz olalım Şebnem” derdi. Asla bana torpil geçilsin istemezdi. Ortaokula başladığımda, artık yapmadığım şeylerden azar işitmeyeceğim diye nasıl sevindim anlatamam.

‘BANA SAHNEMİ GERİ VERİN!’

Oyunculukla ne zaman tanıştın?

5 yaşımda annem beni ilk defa tiyatroya götürdüğü zaman başladı her şey. ‘Alaaddin’in Sihirli Lambası’nda sahneye bir oyuncu çıktı ve seyirciler arasından bir çocuğu yanına istedi. Parmağımı kaldırdım, beni seçti.

Ve…

Her yer karanlık, benim olduğum sahne aydınlık… O an ‘Benim kesinlikle burada olmam lazım’ dedim. Sonra bir soru sordu, doğru cevap verdim ve alkışlar… Ardından karanlığa ve seyircilerin arasına döndüm, derin bir mutsuzluktu, ‘Bana sahnemi geri verin’ diye düşündüm (gülüyor).

Mizah yapmaya ve güldüren kişi olmaya nasıl karar verdin?

Çocukluğumdan beri komedi izlemeye bayılırım. Tüm Arzu Film yapımlarına hayrandım. Organik şekilde gelişti, içimde varmış.

2022, SENİN İYİ BİR YIL OLMANI HAK ETTİK

– 2021, yeni bir dünyaya alışmaya çalıştığımız, hayatımızın her alanına sirayet eden farklılıklarla yaşamaya çaba gösterdiğimiz çok zor bir yıldı.

– Bak 2022, senin iyi bir yıl olmanı hepimiz çok hak ettik. Elimizden geleni yaptık, her şeye çok dikkat ettik. Aşılarımızı olduk. Mutlu olmaya, hayatta kalmaya, kendimizi psikolojik ve bedensel olarak tüm farklılıklara uygun hale getirmeye çalıştık. Sen de bizim için muhteşem bir yıl ol. Yanında çok kahkaha, çok mutluluk, çok özgürlük, çok sağlık getir.

Engin Hepileri: Oldum Derseniz Geri Kalırsınız

Uzun süre ekranlardan uzak kalan Engin Hepileri Fox TV ekranlarında yayımlanan “Evlilik Hakkında Her Şey” dizisiyle yeniden izleyici karşısına geçti. Canlandırdığı karakterle bir kez daha kendine hayran bırakan Engin Hepileri “Oldum derseniz geri kalırsınız” dedi. İşte ünlü oyuncunun o açıklamaları;

Bu sezon Fox TV’deki ‘Evlilik Hakkında Her Şey’ kadrosuna dahil oldunuz Koray karakteriyle… Bu karakteri canlandırmak nasıl bir tecrübe sizin için?

Koray içimizden biri. İzlemiş olanlar için bu çok acı tabii ancak her gün karşılaştığımız ve gerçek yüzünü hiç bilmediğimiz bir sosyopat! Toplumda saygı gören; iyi giyimli, zeki, başarılı ve parlak bir menajer. Karısıyla yalnız kaldığında ona ciddi psikolojik baskı uygulayan ve maalesef bu durumu kontrolünü kaybedecek kadar ilerleten bir adam.

Nasıl oldu da kabul ettiniz bu rolü?

Projeden haberdardım. İşlediği konuları, kadına şiddetle ilgili duyarlılığını biliyordum. Rol cezbetti beni.

Bir yandan da Gain’deki ‘Orta! Kafa! Aşk!’ta izliyoruz sizi. Norveç yapımı ‘Match’in uyarlaması… 

‘Match’i ilk izlediğimde çok güldüm. Daha önce yapılmamış olması ilgimi arttırdı. Pamuk ipliği üzerinde yapılan bir komedi. Kaygılarımı yönetmenimize ve yapımcımıza ilettim. Sağ olsunlar, değer verdiler.  Cengiz Abi (Bozkurt) gibi tecrübeli bir oyuncuyla birlikte çalışmak da pastanın kreması oldu.

Dizide bir aşk mücadelesine tanık oluyoruz. Siz de Cengiz Bozkurt’la bu hikâyeyi futbol spikeri gibi yorumluyorsunuz… Sizce ikili ilişkiler yoruma açık mı?

Biz işin komedisini yapıyoruz. Gençken başımıza gelen türlü türlü duruma karşı verilebilecek tepkileri yorumluyoruz. Adamımız Semih genç ve heyecanlı. İlginç anlar yaşanıyor; umut-umutsuzluk, başarı-başarısızlık… Bir ilişkideki her şey… Bize de yorumlamak kalıyor.

Pandemide ekranla ilişkimiz daha sıkı oldu. Siz neler izlediniz?

Yeni dizileri izleme imkânım oldu. Sinemaya gidemediğimiz dönemde evlerimizde izledik filmleri, dizileri. Ancak beyaz ekranla ilişkimin çok da iyi olmadığını söylemek zorundayım. TV izlemek kadar yaşama ve hayata dahil olmayı da seviyorum. Pandemide de bu böyle oldu.

Neler yaptınız?

Benim şehir dışında bir köy hayatım da var. Ailem için büyük avantaja dönüştü. Tiyatrolar kapanıp işler durunca hemen kendi kozama kapandım. Ektim, biçtim, ahşap işleriyle uğraştım. En önemlisi, oğluma ve eşime bol bol vakit ayırdım. Hayata bakışım değişti. Şehrin keşmekeşinin bizden neler götürdüğünü, bizi nasıl eksilttiğini gördüm. Dünyada tabiattan daha büyük bir şey olmadığını hatırladık.

‘BENİ ÇOK AĞLATTIN’ DEDİKLERİNDE İŞİMİ İYİ YAPTIĞIMI ANLIYORUM

Uzun zamandır ekranlarda, sahnedesiniz. Ne zaman “Tamam, ben ünlü olmuşum” dediniz?

Sokaktaki insanlar yaptığınız işlerle ilgili size geri bildirimler vermeye başladığında anlıyorsunuz. Kimi fotoğraf çektirmek istiyor, kimiyse fikirlerini beyan ediyor ama en güzeli, anlatmak istediğiniz duyguları yakalamaları. “Beni çok ağlattın” ya da “Çok güldürdün” dediklerinde işimi iyi yaptığımı düşünüyorum. Buna da ünlülük deniyorsa, işte o zaman…

Bu geri bildirimler kendinizi tam anlamıyla yetişmiş görmenizi sağlıyor mu?

Kendimi yetişmiş görmüyorum… Bu meslekte “oldum” derseniz geride kalırsınız. Emeklilik yoktur, çalışmaya devam etmeli, kendinizi geliştirmeli ve yeni şeyler öğrenmelisiniz. Yoksa geride kalırsınız. Rakiplerinizin değil, kendinizin gerisinde kalırsınız. Çünkü seyirciye her zaman yeni şeyler sunmalısınız. Bu da tecrübe ve hayal gücünüzle mümkün. Bunlar çalışmayla gelişir. Elbette çok önemli tecrübelerim oldu. Kimini iyi değerlendirdim, kiminiyse değerlendirememişimdir. Ama bizim meslek hayat gibidir, yola devam etmelisiniz.

Engin Hepileri kimdir?

Uğur Aslan: Evrene Mesajı Yolladım İstediğim Rolü Aldım

Kanal D ekranlarında yayımlanan “Yargı” dizisindeki rolüyle dikkatleri üzerine çeken Uğur Aslan samimi açıklamalarda bulundu. Uğur Aslan “Evrene mesajı yolladım, istediğim rolü aldım” dedi. İşte açıklamanın devamı;

◊ Uğur Bey bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Oyunculukla tanışma hikayeniz nasıl oldu?
– Hatay’ın Reyhanlı ilçesine bağlı Melekli köyünde doğdum. Dokuz kardeşin en küçüğüyüm. İlk ve ortaokulu Reyhanlı Devlet Parasız Yatılı Bölge Okulu’nda okuduktan sonra, liseyi Antakya Ticaret Lisesi’nde okudum. A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü, oyunculuk ana sanat dalından mezun oldum.
Lisede okuduğum yıllarda oynadığım bir tiyatro oyunuyla dikkatini çektiğim Hatay Kültür Tiyatro Topluluğu’nun yönetmeni Rasim Tuna’nın ilk resmi teklifi ile ilk büyük deneyimim olan “Bir Şehnaz Oyun”la oyunculuk hayatım başladı.

◊ “Yargı” dizisinin senaristi, eşiniz Sema Ergenekon. Siz de senaryoya Sema Hanım kadar hakim misiniz?
– “Yargı” sürecinin hemen her aşamasına tanıklık ettim. Kesinlikle çok meşakkatli ve zor bir yolculuktu Sema için. İki yılı aşkın bir süre verilen bir emeğin ürünü “Yargı”. Sanki yazarlığa ilk kez başlıyormuşçasına, onlarca kaynak edinip, günlerce süren bir eğitim yolculuğuna girdi. Bu yolculuktaki en büyük hedefi ise anlatacağı hikayeyi mümkün olan en gerçek haliyle ortaya koyup, izleyicinin de içine katıldığı bir oyun kurgulamaktı. Görünen o ki bunu fazlasıyla başardı.

Uğur Aslan kimdir?

◊ Komiser Eren rolünün size teklif edilmesi nasıl oldu?
– Sema’nın yazdığı hemen her şeyi ilk okuyan kişiyimdir. “Yargı”yı okuduğumda menajerim Abdullah Bulut’u arayıp, bu rolü istediğimi söyledim. Sema üzerinden lobi yapmaya çalıştım ama olmadı (Gülüyor). Hazırladığım müzikli gösteri için provadayken beni aradı Sema, yapımcımız Kerem Çatay’ın ve yönetmenimiz Ali Bilgin’in beni bu rol için istediğini söyledi. Yani nasıl bir mesaj yollamışsam evrene, istediğimi aldım. Patronumun ve yönetmenimin isteğiyle aldım Eren rolünü.

◊ Eren karakteri kısa sürede çok sevildi. Sizce Eren’i seyirciye bu kadar sevdiren ne oldu?
– Çok dengeli, çok içten, çok dürüst, insan seven bir adam Eren. Sıkı bir dost, vefalı ve mesleğine tutkulu bir adam. Aynı zamanda şakacı ve yolunu bilen tarafı da var. En önemlisi pozitif ve enerji saçan bir adam. Bundan dolayı da izleyici tarafından çok sevildi sanırım.

◊ Eren komiser ile ortak noktalarınız var mı?
– Benim de dostluğum çok sağlamdır. İçimden geldiği gibi davranırım. İnsanı çok severim. Tolerans eşiğim yüksektir. Şakayı severim, enerji saçarım etrafıma.

◊ “Yargı”nın başarısının sebebi sizce ne?
– Sırasıyla, harika bir senaryo, harika bir reji ve harika bir oyuncu grubu.

◊ Diziden kalan boş zamanlarınızda neler yaparsınız? Hobileriniz var mıdır?
– Var tabii. Spor yapmaya bayılıyorum. Sema bana “emekli albay” der sürekli. Gerçekten çok disiplinliyimdir o konuda. 45 yaşımdan sonra kemana başladım, onunla haşır neşirim hemen her gün. Ney üflemeye çalışıyorum. “Afara Bir Arabesk Müzikali” isimli bir proje hazırlıyoruz, o çok zamanımı alıyor. Özel bir üniversitede oyunculuk dersleri veriyorum.

◊ Şu an hayatınızda nasıl bir dönemdesiniz?
– Yaşadığımız her güne şükürle yaklaşırım. Üç tane dünya tatlısı evladım, ben ve aşkım sağlıkla ve huzurla bir aradayız. Daha ne olsun, bin şükür.

◊ “Afara Bir Arabesk Müzikali” isimli projenizle 26 Kasım akşamı Maximum Uniq Box’ta seyirciyle buluşacaksınız. Neler hissediyorsunuz?
– Oldukça heyecanlıyız.

◊ “Afara” nasıl ortaya çıktı?
– 50 sene önce ortaya çıktı, doğduğumda! Çünkü kendi hayatımı, yaşadıklarımı kaynak aldığımız bir oyun “Afara”. Ama tiyatro diliyle 25 sene önce tohumları ekildi, tiyatro bölümündeki öğrencilik yıllarımda. Ama oyunculuk okurken aynı zamanda müzisyenliğe de devam ediyordum. İkisini de bırakmadım. “Afara” ile ikisini birlikte kullandığım bir proje yapmış olduk: “Bir Arabesk Müzikali.” Seyirci sahnede gerçek bir şey izleyecek. Sohbet gibi, dertleşme gibi, kendi yaşadıklarımı seyirciyle paylaştığım bir oyun.
◊ Arabeski seviyor musunuz? Sizin için ne ifade ediyor?
– Arabeski çok seviyorum. Çünkü hemen her arabesk şarkının bir hikayesi var. Bunu anlatmayı ve söylemeyi seviyorum.