Türk magazin tarihinde bazı olaylar vardır ki üzerinden kırk yılı aşkın süre geçmesine rağmen hâlâ konuşulur. Hülya Avşar’ın başına konan ve yalnızca iki gün kalabilen o taç da bunlardan biri. Peki genç bir kızın hayalini süsleyen birincilik nasıl oldu da elinden alındı? Ve daha da ilginci bu kayıp nasıl olup da Türkiye’nin en uzun soluklu şöhret hikayelerinden birinin kapısını araladı?
Sahnede Bir Yıldız Doğuyor
Yıl 1983. Bulvar Gazetesi’nin düzenlediği güzellik yarışmasının finali yapılıyor. Jürinin kararı açıklandığında sahnedeki genç kız sevincini gizleyemiyor; adı o gece bütün Türkiye’nin diline düşüyor: Hülya Avşar.
Balıkesir doğumlu, polis babasının görevi nedeniyle çocukluğu şehir şehir geçmiş bu genç kadın ailesiyle İstanbul’a taşındıktan kısa süre sonra katıldığı yarışmadan birincilikle ayrılmıştı. Her şey bir masal gibi başlamıştı. Ancak masalın bozulması için iki gün yetecekti.
Ortaya Çıkan Gerçek: Gizli Kalan Evlilik
Yarışmanın en katı kurallarından biri açıktı: Katılımcılar hiç evlenmemiş olmalıydı. Oysa Avşar’ın geçmişinde bilinmeyen bir sayfa vardı. Henüz on altı yaşındayken, 1979’da ziraat mühendisi Mehmet Tecirli ile nikâh masasına oturmuş, bu erken yaşta yapılan evlilik kısa sürmüş ve çift 1981’de boşanmıştı.

Taç töreninin üzerinden daha iki gün geçmişken bu evlilik gün yüzüne çıktı. İddialara göre olayı alevlendiren şey, ortaya çıkan bir düğün fotoğrafıydı. Organizasyon için yapılacak tek şey kalmıştı: Kural ihlali gerekçesiyle taç geri alındı ve birincilik ikinci seçilen yarışmacıya devredildi.
Genç Hülya için bu, herkesin önünde yaşanan büyük bir hayal kırıklığıydı. En azından o an öyle görünüyordu.
Taç Gitti Kariyer Geldi
İşin tuhaf tarafı şu: O taç başında kalsaydı Hülya Avşar bugün belki de eski güzeller albümünde solmuş bir fotoğraftan ibaret olacaktı.
Ama taç skandalı Avşar’ın adını öyle bir gündeme oturttu ki, kameralar ondan bir daha hiç ayrılmadı. Daha aynı yıl, 1983’te, Fikret Hakan ve Salih Güney’le başrolü paylaştığı “Haram” filmiyle beyaz perdeye adım attı. Ardından gelenler Türk sinemasının hafızasına kazınan yapımlardı: “Mavi Mavi”, “Fatmagül’ün Suçu Ne?”, cesur sahneleriyle konuşulan “Berlin in Berlin” ve oyunculuğunun takdir topladığı “Salkım Hanım’ın Taneleri”.

Sinemayla da yetinmedi. Müziğe el attı; 1995’te çıkardığı “Yarası Saklım” albümü bir milyonu aşan satışıyla kariyerinin zirvelerinden biri oldu. Televizyon programları, iş kadınlığı, tenis kortları derken Avşar, girmediği alan bırakmadı.
Yıllar Sonra Gelen Savunma: “Birincilik Hakkımdı”
Olayın üzerinden yıllar geçse de tartışma tam olarak kapanmadı. Yarışmanın şaibeli olduğu yönündeki iddialara Avşar’ın cevabı hep net oldu: Birinciliği hak ederek kazanmıştı. Dönemin Bulvar Gazetesi sahibi Nazlı Ilıcak da bu görüşü destekleyenler arasındaydı; gazeteci, Avşar’ı yarışma öncesinde tanımadıklarını, katılanlar arasında en güzelinin o olduğunu söyleyerek genç kraliçeye arka çıkmıştı.

Tacı Kaybeden Ama Tahtı Kimseye Bırakmayan Kadın
Bugün geriye dönüp bakınca tablo netleşiyor: Hülya Avşar resmi tacını yalnızca iki gün taşıyabildi ama magazin dünyasındaki tahtından kırk yılı aşkın süredir inmedi. Kimi zaman aşklarıyla, kimi zaman çıkışlarıyla, kimi zaman da tartışma yaratan sözleriyle hep gündemde kaldı.
O iki günlük taç, belki de Türk magazin tarihinin en kârlı kaybıydı. Çünkü Avşar’ın elinden alınan yalnızca bir aksesuar oldu; asıl kraliçelik, yıllar içinde kendi elleriyle inşa ettiği kariyerin ta kendisiydi.





