Ana Sayfa Blog Sayfa 974

Çiğdem Tunç’tan Samimi Açıklamalar

0

Çiğdem Tunç, Mehmet Ali Erbil’le ikili olduğu dönemlerde eğlence dünyasının yıldızı haline gelmişlerdi. Bir süredir ortalıkta olmayan Çiğdem Tunç’tan samimi açıklamalar geldi.

Sizinle tanışmamızdan arkadaşlarıma bahsettim; “Aaaa Çiğdem Tunç, nerelerdeymiş ki” diye sordular.  Ben de onların adına sorayım. Nerelerdeydiniz? Sanki yıllar önce bir anda ortadan yok oldunuz…

Değil aslında, yok olmadım! Televizyonda görünüp görünmeme meselesi bu. Ama benim sabah yataktan kalkma sebebim tiyatro! Altı sene önce tiyatro kurmaya karar verdim. El yordamıyla girdik işe. Tiyatro kurmak, tiyatro yapmak gibi değil. Haldun Abi’yi (Dormen) görüyordum, bin tane yardımcısı vardı. Benimse nasıl kurulur, nasıl yönetilir hiç haberim yoktu. Ama oldu işte. Şahane bir müdürümüz var, Alper Çorumluoğlu, onunla birlikte altı yıldır ‘Sahne’ diyoruz. Ortaoyunu örneği olarak ‘Bir Eski Zaman Hikayesi’, komedi olarak ‘3+1 Zombili’, ayrıca ‘Şoför Nebahat’, ‘Binbir Gece Masalları’ ve çocuk oyunları sahneledik. Geçen pazartesi ‘Kanadı Kırık Bir Kuş Misali Cahide Sonku’ oyununun yaz galasını yaptık. Yakında ‘Astro Türkler Geliyor’ diye bir komedi oyunu yapacağız.

Ben genç kızken sizi ekranda izlerdim. Müthiş enerjik bir kadındınız. Karşımda yine hayat dolu bir kadın var. Eminim  zorluklar da yaşamışsınızdır. İnsan bu neşeyi nasıl kaybetmiyor?

Amazon kadınıyım, meydan muharebesini terk etmem. Eğer terk edersen yerin dolar hemen. Belki çok erken yaşta acılarla karşılaşmaktandır… 12 yaşındaydım, 39 yaşındaki babam bir gece birdenbire gözlerimin önünde kalp krizi geçirip vefat etti. O gün “Bundan sonra bu evin kadını da erkeği de benim” demiştim. Bak bak, 12 yaşında… Annem bir türlü toparlanamadı, çok aşıklardı. Canına kıymaya bile kalktı. Üsküdar Amerikan gibi zor bir okulda okuyordum. Bir yandan bale dersleri… Küçük bir kız çocuğu olarak o günden beri acıların insanlar için olduğuna, haklı haksız insanları bulduğuna ve insanların da bunların karşısında dirayetli olması gerektiğine inandım. Bunda aile terbiyesinin, ezber sistemine dayanmayan ve çocuğun kişiliğini öne çıkaran eğitim sistemine sahip bir okulun öğrencisi olmanın da çok etkisi var tabii. Balede Yıldız Alpar Emiroğlu’nun öğrencisiydim, Türkiye’deki ilk Müslüman kadın bale hocası. O hemen beni resital için prova silsilesine soktu. O günden beri benim için en büyük terapi sanat. Bir de aşk olsaydı (gülüyor)…

Aşk önemli tabii…

Aşk bir sanatçı için çok büyük beslenme kaynağı. Aşık olduğunuzda birden 15 yaş geriye atlayabiliyorsunuz. O enerjiyle daha kreatif olabiliyorsunuz. Beşinci vitese kalkıp Ferrari gibi oluyorsunuz. “Kadın hala aşk mı diyor” denir şimdi.

Olur mu! Var mı peki aşk?

Yok, çok şanssızım. ya mesafeler giriyor araya… ya da kimse o gözle bakmıyor bana. Nalbura, pazara gidiyorum. “Hocam hoşgelmiş” diyorlar (gülüyor).

“Koskoca Çiğdem Tunç, tiyatrosu da var…” falan deyip yanaşamıyorlardır belki…

Yok canım, kaldı mı artık öyle adam! Herkes artist. Bir profil fotoğrafları var, zannedersin hepsi aktör. Herkes gerekli gereksiz özgüven patlaması yaşıyor. Ama belki de ben bir duvar ördüm, şimdi o duvarı indirmeye çalışsam da beceremiyorum. Biraz da olmadık adamları beğenirim… Ama buna takılmış da değilim. Cıvıl cıvıldır benim hayatım. O yüzden de tiyatronun kapısının açık kalması çok önemli benim için.

Bu arada hiç estetiğiniz yok gibi geldi bana!

Botoks yaptırıyorum bazen ama öyle cerrahi bir müdahale yaptırmadım hiç.

Yeni neslin estetik merakı hakkında ne düşünüyorsunuz?

O kadar güzel kızlar kendi yüzlerine dokunuyorlar ki anlamıyorum. Mükemmellik sınırına gelip dayanıyorsun o zaman ve sıkıcı olmaya başlıyorsun. Çünkü senden çok var. Bir Nükhet Duru örneği vereyim hemen. Yıllarca burnuna hiç dokunmadı mesela ve o, onu Nükhet Duru yaptı. Ana iskeletine dokundurtmadı yani.

Bir zamanların usta televizyoncusu olarak bugünkü televizyon dünyasını nasıl buluyorsunuz?

Televizyon yaşayan bir organizma gibi. Çağın, ülkenin koşullarına, zevk ve beğenilere göre evrilmesi lazım, seyredilmez aksi takdirde. Özel televizyonlar bir tür işletmedir aynı zamanda, yatırdığının 10 mislini alacak ki varlığını sürdürecek… Bunun için toplumda çok da sevmediğimiz parametrelere uyum gösterdiklerinde, ister istemez o çarkın insanları da buna evriliyor. Nedir o? Mesela Türkçeye özen göstermeden hızlı konuşmak, ne dediğinin anlaşılmaması… 90’ların radyolarında çok değişik bir Türkçe vardı. O artikülasyon kaldı dilimizde. Çoğu zaman gençlerimizin ne dediklerini anlamıyorum artık ben. ‘Duyar kasmak’ diye bir laf çıktı ortaya. Ne demek olduğunu ben bilmiyorum ve kulağıma da hiç hoş gelmiyor. Ne ara buraya geldi konu ya da biz mi eski kaldık, biz mi oraya evrilmeliyiz, bunu da bilemiyorum.

’80 YAŞINA DA GELSEM…’

“Ölene kadar yapabileceğim bir tane sanat var, o da oyunculuk. 80 yaşına da gelsem, sağlıklıysam, okuduğumu ezberleyebiliyorsam bir tiyatro oyununda, sinema filminde ya da bir dizide o yaşı canlandırabilirim.”

Carmen Electra Cinsel Hayat İtirafıyla Gündeme Damga Vurdu

0

Bir zamanların efsane yapımlarından biri olan Sahil Güvenlik (Baywatch) dizisinin güzeli olarak tanınan Carmen Electra (49), uzun yıllardır gözlerden uzak bir yaşam sürüyor. Dünyaca ünlü oyuncu geçtriğimiz gün uzun süren sessizliğini bozdu. ABD’de bir TV programına katılan Carmen Electra, cinsel hayat itirafıyla gündeme damgası vurdu. İşte Elektra’nın o açıklamaları;

“Partneririmin Vahşi Olmasını Tercih Ediyorum”

Amerikalı model ve oyuncu Carmen Electra’dan özel hayatına dair samimi açıklamalar geldi. Güzel oyuncu, yaşının ilerlemesine aldırmadığını ve hala çok enerjik bir cinsel hayatı olduğunu itiraf etti.

Carmen Electra, “Cinselliğe düşkün biriyim. Sevişmenin gevşetici etkisi beni huzurlu yapıyor. Yatakta partnerimin vahşi olmasını tercih ediyorum. Yaşım ilerlemiş olabilir ama enerjimi henüz kaybetmedim” dedi. Asıl adı Tara ‘Patrick’ olan Carmen Electre, 1991 yılında sahne adını Carmen Electra olarak değiştirmişti.

“Kuş Beyinlilerle Yakın Olmak İstemem”

“Çok da akıllı olmayan sevgililerden bıktım” dedi. Electra, çok ünlü olmayan bir adamla da romantik bir ilişki yaşayabileceğini ama “kuş beyinli” diye tanımladığı kişilerle yakın olmak istemediğini dile getirdi. Carmen Electra, 1998-1999 yılları arasında Dennis Rodman ve 2003-2007 yılları arasında Dave Navarro ile evliydi.

 

Feyyaz Şerifoğlu: Flörtöz Olmayı Seviyorum

0

Son dönemlerin en popüler isimlerinden biri olan Feyyaz Şerifoğlu “Flörtöz olmayı seviyorum” açıklamasıyla dikkat çekti. İşte Şerifoğlu’nun merak uyanduran röportajının tamamı;

Geçen sezon ekranın en çok konuşulan isimlerinden biri oldun. Ama hakkında pek bilgi yok. Sen kimsin?

Ben Feyyaz, Rizeliyim (gülüyor).

Orada mı büyüdün?

Evet, orada doğdum, büyüdüm. Annem ev hanımı, babam memur. İki ablam var. 30 yaşındayım.

Rize’de çocukluk nasıldı?

Çok keyifliydi. Denizde doğup büyüdüm. Yeşil ve maviyle iç içeydim. Ailem benim en büyük şansımdı. Şımartıldığım ama şımarmamayı da öğrendiğim bir çocukluk geçirdim.

İstanbul maceran nasıl başladı?

2010’da Tekirdağ’da tekstil mühendisliğini kazanıp yuvadan uçtum. O dönemde sık sık İstanbul’a gelip gitmeye başladım.

Neden mühendislik seçtin?

Aslında bilinçli bir tercih değildi. Hedefim konservatuvarda müzik okumaktı ama ailem razı olmadı. O sebeple ben de ‘t’sini dahi bilmeden tekstil mühendisliğine girdim. Aileme de “Okuldan sonra yapmak istediğim şey için destek olmak yerine karşıma çıkarsanız ben de gemileri yakarım” dedim. Su aktı, yolunu buldu. Şimdi kendi istediğim şeyleri yapıyorum.

Müzik ve oyunculuk dünyasına nasıl girdin?

Okurken İstanbul’a sık sık geliyordum. Bu sırada etrafımdan televizyon yarışmalarına katılmam için çok baskı oldu. Ben de ‘O Ses Türkiye’ye girdim ve orası vitrinim oldu. Behzat Gerçeker’le tanıştık. ‘Enbe Orkestrası’ benim için çok güzel bir başlangıçtı. Ardından şimdiki menajerimle, Mert Siliv’le tanıştık ve uzun, zorlu bir yolda var olma savaşım başladı.

Ajda Pekkan’a da vokal yapmışsın uzun süre…

Aynen, üç yılı aşkın süre vokal yaptım. Nasıl istemişsem artık Allah önüme, en doğru şekilde fırsatları çıkardı. Ben de değerlendirmeye çalıştım.

Nasıldı Ajda Pekkan’la çalışmak?

İnanılmaz bir disiplin, vizyon. Oradan bir şey alabiliyorsanız ne mutlu.

Müzikten oyunculuğa geçişin nasıl oldu?

2019’un aralık ayında ‘Gidene’ şarkısını çıkardım. Üç ay sonra pandemi başladı, şarkıyı tanıtamadım. Bu arada oyunculuk eğitimlerine başlamıştım. Deneme çekimlerine çalıştık ve o süreç ‘Kırmızı Oda’yı getirdi. Açıkçası bu projeden sonra işlerin bu kadar yürüyeceği aklımın ucundan geçmezdi. Anlaşmamız iki bölüm içindi ama hikaye tuttu ve bölüm sayısı yükseldi. İzleyenler Burcu’yla (Biricik) uyumumuzu çok sevdi. O dönem ‘Camdaki Kız’ için çalışmalar yeni başlamıştı. Yapımcımız Onur Güvenatam beni aklına yazmış ve çok destekçim oldu. Bu işi bana çok değerli izleyicilerimiz getirdi, onlara da teşekkürü borç bilirim. ve böylece ‘Camdaki Kız’ serüveni başladı.

Bir kartvizit yaptırsan isminin başına önce müzisyen mi yoksa oyuncu mu yazdırırsın? Anneni mi babanı mı daha çok seviyorsun, öyle düşün.

Annemi…

Umarım baban bu röportajı okumaz (gülüyor). Ben ayıramıyorum, dürüst olmak gerekirse benim gönlümde yatan ilk şey şarkı söylemek. Ama oyunculuğu da çok sevdim. Çünkü Feyyaz olarak hayatıma devam ederken benimle alakası olmayan bir karakteri canlandırarak o çeşitliliği keşfetmek beni çok mutlu ediyor.

Yeni müzik çalışmaların neler?

Önümüzdeki yaza bir albüm çıkarmayı hedefliyorum. Setten kalan bütün zamanımı da müziğe ayıracağım.

Senden nasıl bir pop yıldızı olur?

Sahne başka bir şey. Tozunu bir kere yuttuktan sonra bağımlısı oluyorsun. Tam bir sahne adamıyım; canlı, kanlı, insanların gözlerinin içine bakarak, onların nabzını ölçüp ona göre şarkılar söyleyen ve bu durumdan beslenen biriyim. Bu sebeple herkesin dinlemekten keyif alacağı bir sahne sanatçısı olmayı hedefliyorum.

‘Camdaki Kız’ın yeni sezonuna az kaldı. Nasıl bir Sedat göreceğiz?

Nalan’la (Burcu Biricik) evlendiği için babasıyla arasını düzeltiyor. Daha rahatlamış, başka yönlerini gördüğümüz bir Sedat olacak. Tabii bir yanda da Cana (Hande Ataizi) var. Onu silip atabilecek mi göreceğiz.

Sedat karanlık zevkleri olan bir adam. Senin öyle fantezilerin var mıdır?

Herkesin vardır. Orası bir kapalı kutu. Çok da görünüşe aldanmamak lazım (gülüyor). Niyetler temiz ama mahremiyet kısmında herkes kendince özgür olabilmeli.

Sedat kendinden yaşça büyük bir kadına aşık oluyor. Özel hayatında da olgun kadınları beğenir misin?

Evet, olgun kadınları beğenirim. Kendimden yaşça büyük de olsa, küçük de olsa benimle aynı kafadaysa birliktelik olabilir. Önemli olan kafalarımızın uyuşması, yaşın bir önemi yok.

İlk sezonda Sedat müstakbel eşini aldatıyor. Senin aldatma kavramına bakışın ne?

İlişkilerde sadakatten yanayım. Hayatımda hiç aldatmadığım için aldatılmadığımı düşünüyorum. Karmaya inanıyorum.

Sedat, Cana’daki tutku ve Nalan’daki masumiyet arasında kalıyor. Sen hangisini seçersin?

Sedat, babasıyla alakalı sıkıntıları olan, psikolojik şiddete maruz kalan bir karakter. Cana onun yaşadığı özgüven eksikliğine merhem olmuş. Ama diğer tarafta tertemiz, çok güzel biri var. Ona karşı da iyi niyet besliyor ama geçmişinden kurtulamıyor. Aslında kötü değil. O yüzden Sedat’a kızmayalım arkadaşlar. Ben masumiyet ve tutkunun bir arada olduğu bir seçeneği yeğlerim. (gülüyor).

Müzik ve oyunculuk dışında nasıl bir hayatın var?

Alışveriş yapmayı çok seviyorum. Doğada vakit geçirmeye ve kamp yapmaya bayılıyorum. Sanatın içinde olan, insanlara bir şey aktarmak isteyen biriyim. Bunu yapabilmek için de evinde oturup geceni gündüzüne katıp sonsuz emek harcamalısın. Gerçekten bu işi hakkıyla yapabilmek için dünya zevklerinden mahrum bıraktım kendimi. Sadece işimi düşünüyorum ve ‘nasıl daha iyi olabilirim’in peşinden gidiyorum.

Çok seksi ve yakışıklı bulunuyorsun…

Herkesin bir görüşü ve alıcısı var. Öyle görüyorlarsa teşekkürler. Ben kendimi tanımlamaktansa kendimi olduğum gibi gösterip yorumu karşı tarafa bırakan biriyim.

Peki, hep beğenilen bir adam mıydın?

Aslan burcuyum ama mütevazı takılmayı seviyorum. Ortaokul, lise yıllarında hep bir popülerliğim vardı. Çünkü hayatımın her köşesinde sosyal olmayı sevip tercih ettim.

Feyyaz Şerifoğlu Kimdir?

Aşkı nasıl anlatırsın?

Bulduğunda ıskalama ama sonuçta hayatta senden bir tane var. Eğer becerebiliyorsan karşındakine gereğinden fazla değer verme ve üzülme.

Hayatında biri var mı?

İşim var.

Of, yapma…

Gerçekten. O kadar kanalize olmuş durumdayım ki amacım onu en iyi şekilde yansıtmak. Bu arada inan bana, hayatımda birisi olsa söylerdim çünkü bence duyguları saklamamak lazım. Eğer öyle bir duygunun içindeysem bunu saklamam çünkü utanılacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. Hakan söz, hayatıma biri girerse ilk sana söyleyeceğim (gülüyor).

Böyle yaşarken kaçırdığın aşklara üzülmez misin?

İnsan hissettiğini yaşamalı tabii. Öyle dönemlerim de oldu. Mesela 3-4 sene önce tam işe odaklanmalıyım dediğim anda birine bir şey hissettim. Sonra da dönüp kendime ‘Buna engel olmamalıyım’ dedim ve yaşadım. Ama şimdi girmiş olduğum yol daha başka ve bu konuda gerçekten katıyım.

Nasıl biri seni etkiler?

Zekasına aldanıp beraber olduklarım da güzelliğine aldanıp birlikte olduklarım da oldu. Dönemsel şeyler bunlar. O an ne yaşamak istediğinle alakalı. Ama genelde asil, oturmasını kalkmasını bilen kadınlar ilgimi çekiyor.

Aşk yok, peki ya flört? Flörtöz müsün?

Orada beslendiğim bir şey var. Flörtöz olmayı seviyorum.

Maço bir tarafın var mı?

Karadenizliyim nihayetinde.

‘Camdaki Kız’ ikinci rol aldığın iş ve başrolsün. Başta hiç tereddüt ettin mi?

Çok rahat biriyim, tabii önce ‘Bir dakika, ne olacak’ falan diyorsun ama sonra soğukkanlılıkla karşıladım. Hayat hepimize şanslar getiriyor. Ayağımıza gelen şansları doğru değerlendirmekse bizlerin elinde. İşin buralara kadar gelmesi tesadüf değil, bunların hepsi ilahi ve yazılmış. Bu nedenle başıma gelen hiçbir olayda tereddüde düşmem, ‘Allah’tan’ der, kabul ederim.

Yakışıklı olduğun için mi yetenekli olduğun için mi ekrandasın?

Hepsi bir bütün olmalı. Nice yakışıklı arkadaşlarımız var. Mesele o değil. Samimiyetin, duruşun ve izleyenlerin kalplerine dokunman… Size şunu söylemek zorundayım, o kadar çok elemeden geçiyorsunuz ki sadece yakışıklı olmak inanın bir şey ifade etmiyor. Yakışıklı ya da güzel olmak görecelidir. Kime göre, neye göre; bu yüzden elbet yetenek olması gerek diye düşünüyorum.

Hayatımıza her geçen gün yeni bir isim giriyor. Neden seni izleyelim?

Canlandırdığım Sedat merak edilesi bir karakter, kapalı kutu. Ben seyirci olarak onu merak ederdim. Diğer taraftan gerçekten her geçen gün oyunculuğumu daha da iyiye götürmek için çalışıyorum. Koca bir yaz tatili geldi geçti, sadece bir hafta tatile zaman ayırdım, o da enerjim değişsin diye… Her gün çalıştım ve çalışmaya devam ediyorum. Üzerimde önemli bir sorumluluk var. Türk televizyon tarihinin en çok izlenen dizilerinden birinde, çok kıymetli oyuncularla beraber oynuyorum ve izleyicilerimize karşı sorumluluğum çok. Bizlere ayırdıkları zamana ve değere karşı ‘en iyisi olmalıyım’ diye düşünüyorum. Bu nedenle bence izlediğinizden etkilenecek ve ekran başından kopamayacaksınız.

Ferhat Yılmaz: 70 Kilo Verdim

0

Kanal D’de 1999-2002 yılları arasında ekrana gelen polisiye dram türündeki “Yılan Hikayesi”, bir döneme damgasını vurmuştu. Dizisinin sevilen isimlerinden Ferhat Yılmaz geçtiğimiz gün bir röportaj verdi. Ferhat Yılmaz “70 kilo verdim” dedi. İşte o açıklamalar;

Yılmaz, kariyerinin başlangıcını şöyle anlatıyor:

“Doğma, büyüme Ortaköylüyüm. Ortaköy’de de TRT’nin sanatçılarıyla iç içeydim. Orada tanıştıklarım sayesinde 14 yaşındayken TRT’nin Ulus binasında dublaj yaparak bu işe başladım. Çok büyük ustalarla çalıştım. Bu bir aşktı. Ardından Kadıköy Belediye Tiyatrosu’nun konservatuvarında 4 yıl okudum. Ardından Kanal D’nin radyolarının prodüksiyon müdürlüğünü üstlendim. Sanatçılara remiksler yapıyor ayrıca drive time’da program sunuyordum. Bir sürü tiplemeleri canlandırdığım bir oyunum da vardı. ‘Yılan Hikayesi’nin yazarı Tayfun Güneyer, gösterimi izlemiş ve bana gelip ‘Seni dizinin 12. bölümüne yazdım’ dedi. ve bir anda kendimi dizide buldum.”

Sokakta ilk tanınmam çok heyecan vericiydi. Televizyondaki sihir başka bir şey. Ekrana geldikten sonra daha dikkatli olmak gerektiğini düşünüyorsunuz. Rambo’nun Bruce Willis gülüşü vardı. Onu yapmam için yalvarıyorlardı.”

Ferhat Yılmaz Kimdir?

‘Yılan Hikayesi’ bittiğinde boşluğa düştük

Ferhat Yılmaz, Rambo Berk karakterinin hayatını nasıl değiştirdiğini şöyle dile getiriyor:

“Ben bu karakteri zaten sahnede oynuyordum. Bu rol, çok alkış alıyordu. O yüzden de dizide sevileceğini tahmin ettim. Saf, temiz, inandırıcı ve bizden biriydi. Ama bu kadar büyüyeceğini, star olacağını, tabii ki tahmin etmiyordum. Sevildikçe daha çok rol yazdılar. Her karakterin yanında beni de yazıyorlardı. Bir baktım ki Rambo Berk Topaç, dizinin bütün sahnelerinde olmaya başlamış.”

Nasıl bir setti ve şimdi ile nasıl farklar görüyorsunuz? 

“15-20 sene önceki setlerle şimdi arasında ciddi farklar var. Özellikle saygıyla ilgili. İyi insan mı, işini iyi yapıyor mu? O zamanlar bu tarz detaylar önemliydi. Usta-çırak ilişkisi de çok mühimdi. ‘Yılan Hikayesi’nin oyuncu ve hikaye uyumu müthişti. En önemlisi de çok inandırıcıydı. Her şey doğru kurulmuştu. Şimdi 3 nesil, Rambo’yu biliyor. Geçen yıllara kadar Kanal D, her yaz diziyi tekrar yayınlıyordu. Yaşadığımız mahalleyi kaybettik gibi… 4 sene beraberdik, ayrılmak hiç kolay olmadı. Her gün birlikteydik. Üzüldük tabii, boşluğa da düştük. Ondan sonra işlere daha profesyonel bakmaya başladım. Hemen ardından ‘Kuzenlerim’ dizisi geldi. ve o da bayağı izlendi. O yıllardaki mizah çok değerliydi. Şu an o mizah ve serbestlik yok. İnsanların gülme kalitesi işlerle beraber değişti ve kalitesizleşti.”

Sizin komediden sıyrılmanızı sağlayan kilo vermeniz mi yoksa yaş almanız mı oldu?

Aslına bakarsanız olayın, bunlarla hiç alakası yok. İyi oyuncu olup olmamanızla alakalı, yeteneğinizle ilgili bir şey. TV’deki ilk ciddi karakterim TRT’deki ‘Sevda Kuşun Kanadında’ dizisindeki emekli albay rolüm. Orada ‘Canım benim’ sözüm çok ünlendi. Kötü adamdım ama kara mizah yapıyordum. O zaman bayağı kiloluydum. Ardından mide ameliyatı ile 70 kilo verdim. Zayıflayınca da rol yelpazem genişledi. Şimdi 4 nala at binebiliyorum. Atın üzerinde ok ve mızrak atıyorum. Kiloluyken bunları yapamazdım. ‘Bozkır Arslanı Celaleddin’ dizisindeki sahnelerde rahat edemezdim. Ağır eğitimlerden geçtik. Oynadığım tüm karakterleri sokaktan alırım. Ama asıl iş hamurunuzla alakalı bir şey. Hamurunuz sağlam değilse, isterse yüzünüz değişsin, isterseniz yaş alın hiçbir şeyin önemi olmuyor. Türkiye’de önyargı ile geliyorlar. Kilolu kişi sadece komik şeyleri oynar gibi. ‘Sevda Kuşun Kanadında’ dizisinde onu kırdım. Çünkü yönetmen beni o role istemişti.

Yeni Sinema Filmi Yolda

“Çok komik iki ayrı hikayemiz var. Filmlerin adı ‘Tibet Öküzü’ ve ‘Fenomen’. İkisi de ’20 yıl sonra’ diye başlıyor. Aksiyon, ajan ve komedinin bir arada olduğu işler. Pandemi bizi durdurdu. Ama yapacağız bu projeyi. Müşterisi hazır bir iş. 3 nesil bu karakteri biliyor. Sinemaya gidip bizim çektiğimiz filmi izleyeceklerini düşünüyorum. Diziden başka birileri olmayacak. En fazla Meltem (Cumbul), geçerken ‘Ben seni bir yerden hatırlıyorum’ der.”

Uçankuş TV’de de Engin Avcı ve Arzu Yanardağ’la ‘İlişkilerin Matematiği’ isimli bir televizyon programına başlayacağını söyleyen Yılmaz şu açıklamayı yaptı;

Yılmaz ayrıca 16 yaşındaki oğlu Poyraz’ın da izinden gittiğini ve oyunculuk yapmaya başladığını belirtiyor: “Poyraz, 9-10 yıldır Emre Kınay’ın tiyatrosunda yetişiyor. 3-4 yıldır da sahneye çıkıyor. Şimdiki dizi oyuncuları tiyatro sahnesine hiç çıkmamıştır. Ama Poyraz mutfakta yetişiyor.”

Leyla ileMecnun Ekibinden Samimi Açıklamalar

0

Bir dönemlerin en sevilen dizilerinden Leyla ile Mecnun çok yakında Exxen’de yeni yayın hayatına başlıyor. Röportaj veren Leyle ile Mecnun ekibinden samimi açıklamalar geldi.

ALİ ATAY:  ‘EĞLENCE KOVALAYAN BİRİYİM’

‘Leyla ile Mecnun’un ilk bölümünden bugüne 10 sene geçti ama hiç unutulmadı. Sence sırrı neydi?

Tek bir sebebi yoktu. Her zaman ekip gücüne inanan biri oldum, burada da o vardı. Kendiliğinden bir dil oluştu. Bu da işin mizah duygusunu çok güçlendirdi. Herkes birbirini çok iyi tanıyordu, sohbet eder gibi dizi çektik. ve büyük avantajını gördük.

Dizinin yeniden çekilmesi bekleniyordu ve haftaya Exxen’de yeni bölümleriniz başlıyor… Nasıl karar verdiniz?

Çok fazla talep geliyordu. Bir söyleşide şunu dediğimi hatırlıyorum: “Biz bunu yaparız. Sizin ‘İlk zamanki tadı vermiyor’ diyeceğinizden adım gibi eminim. Çünkü 10 sene önce ilk bölüm yayımlandı ve insanlar sevdi ama ‘İkinci bölümde ilk bölümün tadı yok, bozmuşsunuz’ dediler.” Ayrıca o atmosfere, o kafaya yeniden girebilecek miyiz, merak ediyordum. Çünkü herkes kendi kariyerinde yollar almıştı. ‘Yapalım bakalım’ dedik ve hayata geçirmeye karar verdik.

Yıllar sonra Mecnun karakterini yeniden üstüne giymek nasıldı?

Çok tuhaftı. Ben senelerce Mecnun’dan kurtulmaya çalışırken yeniden oynamaya başlayınca kendimi karakteri hatırlamaya çalışırken buldum. “Sesimi nasıl tonluyordum” falan dediğim anlar oldu. Ama şunu da biliyorum, benim içimde Mecnun, Mecnun’un içinde ben varım. Zaten bana bir tarafıyla benzemeyen karakterlere çok sıcak bakmıyorum.

Nasıl bir Mecnun izleyeceğiz bu kez?

Aynı. Hikaye akışı olarak da rüzgara bağlı gelişiyor. Mecnun’da yeryüzündeki en cahil karakteri oynuyorum. “Ben sadece aşık olmayı bilirim” diyen bir adam. Ama müthiş bir bilgeliği ve korkunç bir cesareti var. Onlar aynen kaldığı yerden devam ediyor.

Sizinki öyle bir set ki erkek oyuncu dolu. Testosteron yüklü…

Evet ya, benim de hoşuma gitmiyor.

Bu kadar erkekle çalışmak nasıl?

Ben hiç sevmiyorum erkekleri (gülüyor). Hayatımda da hep böyle oldu Hakan, bir müzik grubu kurduk, orada da sağımız solumuz erkek. Bir bıkkınlık gelmedi değil.

Bir yandan bir dram olan ‘Son Yaz’ devam ediyor, bir tarafta ‘Leyla ile Mecnun’la komedi yapıyorsun, festival filmlerinde rol alıyorsun. Bu kadar farklı tarzlar arasında geçiş yaparken beynin yanmıyor mu?

Tam tersi, ben böyle rahatlıyorum. Gerçekten bana o kadar iyi geliyor ki bu. Aynı şeyi yaparken bir süre sonra bunalabiliyorum. Hayatımda sürekli bir değişiklik olsun istiyorum.

Hep derdi, sözü olan işleri sevdiğini söylüyorsun. Asıl anlatmak, paylaşmak istediğin dert nedir?

‘Karnım ağrıyor’ desem gider ilaç alırım, ‘Adaletle ilgili derdim var’ desem onunla ilgili bir film çekerim. Ben burada spesifik bir dertten bahsetmiyorum aslına bakarsan. Genel olarak bir arayıştan bahsediyorum. Bu, gerçek anlamda bir yol. ve o yolda ilerlerken yaptığın şeyler seni bir yere yönlendiriyor. Bu sırada inanılmaz tecrübeler kazanıyorsun, düşünüyorsun.

Ekranda kah gergin, kah çok komik bir adamsın. Peki, normal hayatta nasıl bir insansın?

Ben hep eğlence kovalayan, her anın tadını çıkarmaya çalışan biriyim.

Sen kendinle arkadaş olur muydun?

(Gülüyor) Ben kendimle yakın arkadaş olurdum.

Peki 45 yıllık hayat yolculuğunun özeti ne olurdu?

Çocuk yaptım. Hayatım boyunca yaptığım her şey beni Fiko’ya getirdi diye düşünüyorum.

Sen hayattaki Leyla’nı buldun. İki yıl önce bebeğiniz de oldu. Hazal’la (Oyuncu Hazal Kaya) evliliğiniz nasıl gidiyor?

Maşallah, valla çok mutluyuz. Tadımıza diyecek yok.

Leyla ile Mecnun Hayranlarını Sevindiren Haber

SERKAN KESKİN: ‘KAYGILARA TAKILMADAN, ESKİDEN NE YAPIYORSAK AYNISINI YAPTIK’

Yıllar sonra yeniden İsmail Abi olarak kamera önüne geçtin. Nasıl hissettin?

Enteresan. Öldüğünü düşündüğünüz, çok sevdiğiniz birinin hiçbir zaman gelmeyeceğini bilmenize rağmen bir gün tekrar karşınıza çıkıp yanınıza gelmesi gibiydi…

Eski ekip yeniden bir araya gelince neler yaşadınız?

Aralarda birlikte çalışmalar yapmıştık. Ama hepimiz bir araya gelince şunu gördüm; birbirimize çok büyük bir özlem ve sevgimiz varmış. Çok heyecanlıydık. Başladığımızda hepimizde bir endişe vardı.

Neden?

10 sene geçti, bir şeyi tekrar yapmak için önemli bir zaman aralığı. Ama ilk günümüzde sanki sezona ara vermiş ve yeni sezona başlamışız gibi bir havadaydık.

Eskiden dizi oynarken kurduğunuz Leyla The Band vardı. Dizi final yapınca o da dağıldı. Şimdi geri döner mi?

Aslında konuşuyoruz. O dönem sürekli beraber olduğumuz için şarkılarımızı kendimiz yapıyorduk. Seyirci de bizi görmek istiyor, dinliyordu. 15’e yakın konser de verdik. Sonra kursağımızda kaldı. Sette bunu çok konuştuk. “Tekrar toplanalım mı” dedik. Hepimizin içinde bu var, bakalım.

Geçen zamanda birçok şey gibi izleyici zevkleri de değişti. Peki, sizin kurduğunuz dünyada neler değişti?

Kaygılara takılmadan, eskiden ne yapıyorsak elimizden geldiğince aynısını yaptık. Aynı kostümler, aynı karakterler… Biz oraya uzak kalmışız ama orası hala yaşıyormuş gibi bir hisle devam edecek.

Hayatında bu işin dışında neler var, neler yapıyorsun?

Açık havalarda ‘Semaver Kumpanya’yla ‘Cimri’ oynuyorum. Aynı zamanda Taner Ölmez’le birlikte sekiz kişilik ‘Barabar’ isminde bir grubumuz var, konserlerimiz devam ediyor.

Filmografin bir sürü işle dolu. Sen de ‘Oynamazsam ölürüm’ diyenlerden misin?

Eskiden öyle diyenlerdendim. Ama pandemiyle birlikte elimden bu alınınca, oynamayınca da olabildiğini gördüm. Eskiden gerçekten haftanın altı günü, yılda ortalama 130 oyunum oluyordu. Şimdi o kadar değil ama yine de oynamadan duramam. Çünkü mesleğim bu ve başka bildiğim bir şey yok. Oynamazsam mutsuz olurum.

Nuri Bilge Ceylan, Yavuz Turgul, Reha Erdem gibi Türkiye’nin önemli yönetmenleriyle çalıştın. Bunu başarmanın sırrı neydi?

Ben hep tiyatroda sahnedeydim. Hele 20’li yaşlarda menajerim de, ajansım da yoktu. Sürekli izlenebiliyor ve ‘o alanın içinde’ olmanız önemli sanıyorum. Birinin aklında yokken bile bir gün oyun izlemeye geldiğinde, ‘Aa, bu çocuk neden olmasın’ dedirtmiş olabilir. Sonra da amacım o insanlarla birlikte bir şeyler yapıp öğrenmekti.

Bundan sonra az gişe yapan sanat filmlerinde mi yoksa çok kazandıran gişe filmlerinde mi rol almak istersin?

Laf söyleyen, söz söyleyen her senaryoda olmak isterim.

Genelde kolların bağlı poz verip durduğuna dair yorumlar okudum. Bazıları senin içekapanık olduğunu düşünüyor.  Bu kadar deneyimden sonra hala geriliyor musun?

Serkan olarak kamera önünde olmayı çok beceremiyor, sevmiyorum galiba. Benim işim oyunculuk. Bir karakteri oynamaya çalışırken kendinle ilgili kısmı geçiyorsun. Ama mesela bir süredir konser veriyorum, orada evet Serkan’ım ve bir film içinde canlandırdığım karakter kadar rahat olamıyorum.

DENİZ IŞIN:  ‘HENÜZ MECNUN’UM YOK’

Yeni Leyla sen oldun. Nasıl geldi sana bu rol?

Bir gün ajansımdan aradılar, Onur Ünlü’nün ‘Leyla ile Mecnun’ için deneme çekimi istediğini söylediler. Çok şaşırdım çünkü komedi yapmayı çok seviyorum. O gün içinde hemen bir çekim yaptım, gönderdim. Onur ertesi gün buluşmak istedi. Role seçildiğimi duyduğumda İzmir’deydim. Hemen en sevdiğim herkesi aradım, çok sevindim.

Daha önce izliyor muydun?

Hiç fanı olmamıştım. Ama gördüğüm hüzünlü bir video da, komik bir video da o işe ait oluyor ve mutlaka karşıma çıkıyordu. O yüzden konuya hakimdim. Zaten bana “Dizinin fanı olmaman daha iyi” dediler. Çünkü Leyla karakteri dizideki diğer karakterlere daha dışarıdan bir gözle bakıyor.

Sonra izledin mi?

Baştan sona izlemedim. Benden önce başka Leyla’lar oldu. Ben içimden geldiği gibi sıfırdan bir karakter çıkarmak istedim. Yoksa insan ister istemez bir şeyleri taklit etme ihtiyacı duyabilir.

Nasıl bir Leyla göreceğiz?

Mecnun’un Leyla’sı mıyım? Nasıl biriyim? İyi miyim yoksa kötü müyüm? Bu biraz da Leyla’nın iç dünyasını çözmeye çalıştıkları bir hikaye.

Setiniz çok erkek ağırlıklı. Çalışmak nasıldı?

Hiç öyle hissetmedim. Hemen beni içlerine aldılar. Genelde hepimiz aynı karavandaydık, çok güzel muhabbetlerimiz oluyordu.

Sette seni en çok şaşırtan ne oldu?

Hızları. Gülme krizine girip çok es verdiğimiz sahneler oldu. Kalabalık sahnelerde bazen yanlışlıkla kendimi onları izlerken buldum. Hepsi çok komik.

Günümüzde ne kadar Leyla ile Mecnun gibi aşklar yaşanıyor sence? 

Günümüzde de vardır. Şu da bir gerçek, artık aşkları hızlı tüketiyoruz. Belki de eskiden kendimize uygun insanlarla karşılaşmaya çok fazla fırsatımız yoktu. Şimdi daha fazla seçenek olduğu için insanlar kayboluyor. Ama ben, kendin için en doğrusunu aramanın yanlış bir şey olduğunu da düşünmüyorum.

Senin Leyla ile Mecnun gibi bir aşkın oldu mu?

Birbirine ulaşamamakla alakalı dersek, bitmesini istemediğim ama bitmek zorunda kalan ilişkilerim oldu tabii.

Peki, bir Mecnun’un var mı?

Henüz yok (gülüyor).

İzmirli olduğunu okudum. Başka…

Evet, İzmirliyim. 29 yaşındayım. Annem ve babam Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Ben de Ege Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde okudum. Ardından malzeme mühendisliği üzerine yüksek lisans yaptım.

Oyunculuk nerede bu hikayede?

Tiyatroyla ilgilenmeye yüksek lisans yaparken başladım. Kimya mühendisliğiyle evli, tiyatroyla yasak aşk yaşıyor gibiydim. Zaten okul bittikten sonra İstanbul’a geldim. Burada bir sene mezun olduğum dalda işler yaptım. Sonra özel sektörde yapamayacağımı anladım ve istifa ettim.

Nasıl keşfedildin?

Reklamlarda oynadım. Sonra bir reklam çekiminde cast direktörü sayesinde ilk dizim ‘Her Yerde Sen’ geldi. Ardından ‘Sefirin Kızı’ ve ‘Masumiyet’ gibi işlerde rol aldım.

‘Leyla ile Mecnun’ gibi kült bir işte yer almak sence kariyerini nasıl etkileyecek?

Bu işin sevdiğim bir komedi anlayışı var, kariyerimde bir dönüm noktası olacağını düşünüyorum.

Bundan sonrası için hayallerin neler?

Hayatım yettiği kadar oyunculuk yapmak. ‘Bu kıza bu rol olmaz’ denilen ne kadar iş varsa hepsini denemek.

BURAK AKSAK: ‘HALAY SAHNESİNİ YAZARKEN ELLERİMİ HAVADA BULDUM’

‘Leyla ile Mecnun’ hayatımıza 10 yıl önce girdi. Hikaye nasıl ortaya çıktı?

Durduğum bir dönem vardı. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Televizyondaki işler bana göre değildi. Farklı bir şeyler yapmak istedim. Ama hayata geçirmek zor oldu.

Neden?

Dört kanala gitti iş. Ama hepsi olumsuz döndü. Farklı geldi herhalde. Sonra TRT’den bir gençlik hikayesi istediler. O dönem için zordu. Elimde de bu iş vardı ve verdim. Bir şekilde oldu. Sonra Onur Ünlü ve oyuncular okudu. 1.5 ay sonra setteydik.

Son bölümden bu yana sekiz sene geçmiş. Ama dizinin karakterleri hiç unutulmadı. Sence bu diziyi bu kadar özel kılan ne?

İnsanlar kendilerinden bir şeyler buldular diye düşünüyorum. Özellikle ilk bölümlerde televizyonda görmeye pek alışık olmadığımız bir hikaye ve formattı. Ben aslında başlarda tekrar yapmak istemiyordum.

Niçin?

Bizde çok güzel etkiler ve anılar bıraktı. ‘Bunları bozar mıyız’ gibi bir korkum vardı. Tabii bütün ekip toplanırsa kalkıp tek başıma ‘istemiyorum’ da demezdim.

Şimdi yeni bölümler başlıyor. Ne değişti?

Ekip tekrar toplanıp çalışmaya başladıktan sonra şunu fark ettim, sanki aradan sekiz sene değil sekiz hafta geçmiş gibiydi.

Geçen zaman içinde dünya, algılarımız, jenerasyon değişti. Bunlar hikayene ne kadar yansıdı? Yeni bir dünya mı kurdun, yoksa eski tatta devam mı?

‘Yeni bir tat yakalayalım’ ya da ‘Eskiden bunu yapıyorduk, aman ondan kopmayalım’ diye düşünmedim. İlk zamanlarda içimizden geldiği gibi ilerliyorduk, yine bunu kaybetmeyelim diye düşündüm.

Anlatım diliniz aynı mı?

Evet. Dilimizi değiştirmedik. Gündeme dair de ufak tefek şeyler var.

Kendi mizahını nasıl anlatırsın?

Mecnun ne olduğunun, ne yaptığının farkında değildir ya. Bendeki durum da o. Gündelik hayata ve bize empoze edilmeye çalışılan saçma şeylere bir tepki.

Bir yazma rutinin var mı?

Haftada bir günüm boş oluyordu. Kalan süreçte gece gündüz çalışıyordum. Evlenip belli bir düzen oluşturduktan sonra kendimi programlayıp çalışmaya başladım. Hafta içi işlerimi bitiriyorum ki hafta sonu eşimle beraber vakit geçirebilelim.

Bu kadar karaktere ses olma bir şizofreni yaratmıyor mu?

Başta yaratıyordu. İlk üç bölümü yazdığımda işler daha zordu. Mesela Samatya’da oturuyordum. Leyla düğüne gidiyor, bir halay ekibi geliyor ve onu halaya kaldırıyor. O sahneyi yazarken ellerim havada kendimi halay çeker pozisyonda buldum. Sonra oyuncular işin içine girdi ve o kadar kolaylaştı ki. Gözümün önünde onlar vardı.

Absürt mizah hangi noktada ve nasıl dahil oldu?

‘Ak sakallı dede’yle başladı aslında. Bu adamın karakterine bir temel mi bulsak dedik. Ama birden kendi kitlesi oldu. Dokuzuncu bölümde Leyla ile Mecnun’u birleştirdik. E, 10’uncu bölümde ne yapacağımızı bilmiyorduk. Sonra ‘Mecnun tadilat yaparken çiviyi sökse ve dünyanın sonu gelse’ dedik. Ona da seyirci karşılık verince bizim dünyamız öyle bir yer oldu ki içine ne girse şaşırtmaz oldu.

Yeni sezonu olacak mı?

Bir 10 bölüm daha gelir gibi duruyor.

Berkay’ı Zeynep Bastık Sorusu Neden Bu Kadar Sinirlendirdi…

0

Usta şarkıcı Berkay, geçtiğimiz akşam Kuruçeşme Açıkhava konseriyle hayranlarıyla buluştu. Sahne öncesi Berkay’ a yakın dostu Zeynep Bastık soruldu. Usta şarkıyı Bastık’ ın düğün törenini davet edilmeme dedikodusu soru olarak yöneltilince gerilim neden arttı? İşte Detaylar…

Zeynep Bastık Düğünde Üç Gelinlik Giydi…

Berkay’ı Zeynep Bastık Sorusu Neden Bu Kadar Sinirlendirdi…

Şarkıcı Berkay, Kuruçeşme Açıkhava’da çıkacağı sahne öncesinde magazincilerin bir sorusuna feci şekilde yükseldi. Berkay’ı Zeynep Bastık Sorusu Neden Bu Kadar Sinirlendirdi…

Berkay’ dan ‘Ele İnat’ Şarkılar Geldi…

“O Adamı Düğünümde İstemiyorum”

Tv100′ ün yapmış olduğu özel habere göre, şarkıcı Berkay, Temmuz ayında yakın arkadaşı olan şarkıcı Zeynep Bastık’ ın düğün törenine gitmemesi  dedikoduların fitilini ateşlemişti. Hatta Berkay’ ı güzel popçunun eşi Tolga Akış’ ın “O adamı düğünümde istemiyorum” şeklindeki şoke eden ifadesiyle veto ettiği dedikodusu magazin gündemine yansımıştı.

Berkay Şahin kimdir?

“Bu Soruyu Neden Tekrar Soruyorsunuz?”

Usta şarkıcı ortaya atılan iddialar, “Onunla alakalı gerekli açıklamayı yaptılar. Bana bu soruyu neden tekrar soruyorsunuz? İkisi de benim arkadaşım. Allah huzurlarını daim etsin” sözleriyle çıkıştı. 

Zeynep Bastık Kimdir?

 

Bülent Ersoy’un Orkestrası Neden Mahkeme Çıktı…

0

Usta Türk Sanat Musiki Sanatçısı Bülent Ersoy’un önceki gece Kıbrıs’ da bir otelde çıkacağı konser öncesinde Ercan Havalimanı’na ayak basan saz ekibi, yaptırdıkları PCR testinin sahte olması neticesinde havaalanında polis tarafından gözaltına alındılar. Bülent Ersoy’ a büyük şok. İşte Detaylar…

Bülent Ersoy’u İcraya Verdi…

Bülent Ersoy’un Orkestrası Neden Mahkeme Çıktı…

Orkestra bugün Kuzey Kıbrıs’ ta hakim karşısında idi. Hakim, orkestranın 10 bin TL nakit olarak teminat yatırmalarına karar verdi. Sahte PCR testlerini hazırladığı gerekçesiyle tutuklanan İskele Belediyesi Sağlık Şubesinde görevli ve PCR testlerinden sorumlu olduğu öğrenilen bir kişi ise 3 gün tutuklu kalacak.

“Sahte Evrak Yüzünden Şu Anda Mahkeme Mahkeme Dolaşıyoruz”

Orkestra ekibinden bir kişi yaptığı açıklamada, “İlk defa Kıbrıs’ta sahneye çıkmıyoruz. Bize sahte evrak düzenlediler. İki tane aşı yetiyor dediler. Bizim gönderdiğimiz belgeyi verin geçeceksiniz dediler. Ama bize sahte evrak göndermişler. Sahte evrak yüzünden şu anda mahkeme mahkeme dolaşıyoruz” dedi.

Polis Nezaretinde Konsere Çıktılar…

Polis tarafından gözaltında bırakılan orkestra, PCR testinden geçtikten sonra konsere gelenlerin mağdur olmaması için polis refakatinde konsere çıktıkları bilgisine ulaşıldı. Orkestranın sahne sonrasında tekrar polis tarafından karakola getirilip mahkemede hakim karşısına çıkarıldıkları öğrenildi.

Bülent Ersoy Orkestra Kıbrıs
Bülent Ersoy Orkestra Kıbrıs   

Bugün Hakim Önüne Çıktılar…

Kıbrıs mahkemesi, orkestranın 10 bin TL. teminat istemine hüküm verdi. Sahte olarak PCR testlerini düzenlediği gerekçesiyle polis tarafından tutuklanan İskele Belediyesi Sağlık Şubesinde görev yapan ve testlerden sorumlu bir kişi 3 gün boyunca tutuklu kalacağı öğrenildi.

Bülent Ersoy kimdir?

Yoğum Bakıma Kaldırılan Filiz Akın’ ın Sağlık Durumu Nasıl…

0

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük sinema oyuncularından biri olan Filiz Akın, kısa bir zamandır hastalıklarla boğuşuyor. Güzel oyuncunun vücudunda septik şok oluşmasının hemen sonrasında hastaneye kaldırılan usta sanatçı’ nın sağlık durumu şu an nasıl? İşte Detaylar…

Filiz Akın’dan Samimi Açıklamalar

Yoğum Bakıma Kaldırılan Filiz Akın’ ın Sağlık Durumu Nasıl…

Türk sinemasının gözbebeği Yeşilçam dönemlerinde baş rollerde oynarken en güzel kadınlardan biri olarak gösterilen Filiz Akın, şimdilerde hastalıklarla mücadele veriyor. Bünyesinde septik şok olması sebebiyle tedavi altına alınan Filiz Akın’ ın son sağlık durumu hayranlarını endişelendiriyor.

Sepsis, vücudun bir enfeksiyona karşı verdiği tepkinin neden olduğu, bazı vakalarda potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir duruma verilen bir isim olmakla beraber Septik şok ise sepsisin daha da ağırlaşarak ilerlemesi anlamına geliyor. Peki Filiz Akın’ ın son sağlık durumu nedir…

“Sağlık Meleklerinin Gayretiyle İyileşmem Hızlanıyor”

Sosyal medya hesabından bir post paylaşan ünlü sanatçı, tedavisini büyük bir titizlikle yürüten sağlık çalışanlarına da teşekkür etmeyi ihmal etmedi. “Bende bu sağlık meleklerinin gayretiyle iyileşmede bir hızlanma var. Daha önce bilseymişim keşke bu ekibi. Belki de ateş komasına girmeden daha hızlanırdı tedavi. Gene de şükür; başta Fatih Çakır olmak üzere Burçak Uzuntaş ve Gamze Sarıkaya’ya çok teşekkür ediyorum” dedi.

Filiz Akın’ın Şaşırtıcı İtirafı Yıllar Sonra Geldi!..

Kadir Doğulu: “Dünyayla İlgili Sağlam Ümitlerim Ve Niyazlarım Var”

0

Ülke’ nin ilk ve tek dizi kültürü dergisi olan Episode’un yeni sayısına yakışıklı oyuncu Kadir Doğulu kapak oldu. Episode için özel de bir çekim yapan oyuncu, Ozan Balta objektifine harika pozlar vererek daha önce kendisine hiç sorulmamış soruları tüm içtenliğiyle cevapladı. “Aşkın Tarifi” adlı dizinin başrollerindeki oyuncusu Kadir Doğulu neler neler söyledi? İşte Detaylar…

Kadir Doğulu İnternete Düşen Görüntüler Hakkında İlk Kez Konuştu

Kadir Doğulu: “Dünyayla İlgili Sağlam Ümitlerim Ve Niyazlarım Var”

Verdiği röportajı esnasında kendisinin kınanmaktan korkmadığını ifade eden Kadir Doğulu; “Biri benim hakkımda ne düşünür diye değil de ben, o insanların ihtiyaçlarını karşılayabiliyor muyum ve bir aydınlığa vesile oluyor muyum diye bakıyorum. Benden bir beklentileri varsa TV’den olmalı, yarattığım karakterleri beğenmeliler, oradaki Kadir’i takip etmeliler, dizilerimi izlemeliler. Eğer özel hayatımla ilgili bir takibe gireceklerse neyi seviyorum, neyden hoşlanıyorum, ne yaymaya çalışıyorum, bunu anlamak için kafa yormalarını talep ediyorum” şeklinde bahsetti.

Kadir Doğulu’dan Burak Özçivit’e Gönderme İddialarına Yanıt

Çoğu zamanlar gazetecilerin, kendisine yöneltilen sorulara felsefi yanıtlar verdiği sanıldığı konusundaki yöneltilen o soruya ise Doğulu; “Felsefe genellikle betimleme; hakikat ve tasavvuf ise yaşama. Ben yaşıyorum işte. Anlatma kısmında herkesin anlayacağı dili bulmak için hala çabalıyorum. Ama bunu bulacağım, hiçbir şüphem yok. Bulduğum zaman da muazzam bir kitleyle hareket edebilme gücü kazanacağız hep beraber. Çünkü benim hem bu ülke hem de dünyayla ilgili çok sağlam ümitlerim ve niyazlarım var, dualarım var, bunların hiçbiri kişisel değil.” cevabını verdi.

Kadir Doğulu kimdir?

“Başkalarının Sahne Almasını İstemeyen Şarkıcılar Var”

0

Güzel Şarkıcı Duygu Güneş, magazin gündemine bomba gibi düşecek samimi açıklamalarda bulundu. Koronavirüs döneminde pandemi kurallarının esnetilmesiyle beraber sahneye çıkan şarkıcıların, konser için sahne alabilmek için bir takım bencillikler yaptıklarını ileterek gündem oldu. Güzel Şarkıcı Duygu Güneş neler neler söyledi. İşte Detaylar…

“Başkalarının Sahne Almasını İstemeyen Şarkıcılar Var”

Başarılı şarkıcı Duygu Güneş, “Bazı şarkıcılar, piyasada kendisinden başka kimse olmasın istiyor. Sadece kendileri sahne alsın, kendi şarkıları dinlensin istiyorlar. Bence bu büyük bencillik. Asıl daha da üzücü olan, sırf sahne alabilmek için arkadan iş çevirenler var. Buna bizzat şahit oldum ve yaşadım cidden çok şaşırmıştım” dedi.

“Ekmekle Oynayanla Görüşmem”

Önümüzdeki günlerde yeni tekli çalışmasını müzikseverlerle buluşturacak olan güzel sanatçı Duygu Güneş, “Benim için önemli olan işin içime sinmesidir. Beğenmediğim ya da emin olmadığım bir şeyi kimseye sunamam. Herkesin işine de saygı duyarım. Kendim yükseleyim diye kimsenin ekmeğiyle oynamam, oynayanla da görüşmem” dedi.

Duygu Güneş Kimdir?