Kendisi gibi oyuncu olan nişanlısı Anıl Altan ile nikah masasına oturmak için gün sayan güzel oyuncu Pelin Akil, dün akşam kına gecesi yaştı. Kına gecesi hazırlıklarından bazı aşamaları da sevenleri ile paylaşan Akil, kına gecesinden bazı pozlar ile hayranlarıyla mutluluğunu paylaştı. İşte Pelin Akil’in kına gecesi ve hazırlıklarından detaylar… Güzel oyuncu Pelin Akil, dün akşam nikah masasına oturmak için gün saydığı Anıl Altan ile kına gecesini yaptı. Kına gecesinden özel anlarını sosyal medya hesabından paylaşarak mutluluğunu sevenleri ile paylaşan güzel oyuncu, paylaşımının altına “Sadece mutluluktan ağlayalım.. bu duam herkese, mutlu gecelere ve herkese teşekkürler…son 5” notunu düştü.
Kına gecesinden üç gün önce hazırlık aşamasından bir poz paylaşan Pelin Akil, fotoğrafı “O zaman hazırlıklar başlasın çünkü gelin olmak bunu gerektirir…” notu ile paylaşmıştı.
Pelin Akil, önceki gün yaptığı paylaşımında ise kına gecesinde gerçekleşen bir gelenek olan ağlama faslına bir atıfta bulunarak “Peeeh…. Bugün ağlatacaklarmış” notunu yazdığı bir paylaşımda bulundu. Geçtiğimiz Mayıs ayında aileleri eşliğinde nişan yüzüklerini takan Pelin Akil ve Anıl Altan çifti, 1 Eylül’de gerçekleşecek düğün törenlerinde bir ömü boyu mutluluğa “evet” demeye hazırlanıyorlar. Pelin Akil ve Anıl Altan çiftinin düğün davetiyeleri de oldukça ilgi çekici. İşte çiftin düğün davetiyeleri…
İşte pelin Akil ve Anıl Altan çiftinin kına gecesinden en özel anlar…
Pelin Akil, dün akşam kına gecesi yaptı!
Serdar Ortaç, yan şezlongdaki eşini göremedi. İlaçlar unutkanlık yaptı!
Mücadele ettiği MS hastalığı tedavisinde kullandığı ilaçların unutkanlık yaptığı Serdar ortaç, yanındaki şezlongda güneşlenen eşini göremedi. Ortaç, eşini garsonlara sordu. İşte detaylar…
Eşi Chloe ile birlikte Bodrum’da tatil yaparak yazın tadını çıkaran Serdar Ortaç, önceki gün X Beach’deydi. Yoğun konser maratonu sonrası çok yorulan Ortaç, eşiyle birlikte Bodrum sahillerinin tadını çıkarıyor. Ortaç, şezlongda dinlenmeyi tercih ederken, Chloe denizin ve güneşin tadını çıkardı.
Eşi Chloe Loughnan ile Bodrum’un tadını çıkaran Serdar Ortaç’ın, yan şezlongda uzanan eşini görmeyerek garsonlara “Karım nerede?” diye sorması şoke etti. Panik ve telaşla şezlongdan kalkan Chloe’yi gören Ortaç rahatladı.
Ünlü şarkıcının MS hastalığı için kullandığı ilaçların unutkanlık yaptığı iddia ediliyor.
Rüzgar Erkoçlar’ın sevgilisi, habercileri fırçaladı!
Rüzgar Erkoçlar ile birlikte görüntülenen, hem sevgilisi hem de menajeri olduğu iddia edilen bayan, kendilerini görüntüleye muhabirleri fena fırçaladı. Rüzgar Erkoçlar ise, hiçbir yorum yapmadan ilerlemeyi tercih etti. İşte detaylar…
Geçtiğimiz günlerde, cinsiyet değiştirme ameliyatı sonrası erkek olan Rüzgar Erkoçlar ve sevgilisi olduğu iddia edilen menajeri ile birlikte görüntülendi. Menajer bayan, habercilerin görüntü aldığını görünce çok kızdı.
Rüzgar Erkoçlar’ın menajeri ve sevgilisi olduğu iddia edilen genç bayan, kendilerini görüntüleyen habercilere “Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz. Ben Rüzgar’ın menajeriyim, o fotoğrafların silinmesini istiyorum. Çünkü iznimizi almadan çektiniz.” diye çıkıştı. Erkoçlar ise, bu anlarda hiçbir yorum yapmadan oradan uzaklaşmayı tercih etti.
Habercilerin, Türkiye’nin ilk trans oyuncusu olarak bilinen Ayta Sözeri’nin “Rüzgar hiçbir zaman kadın değildi. Trans erkekti, öyle doğmuştu” açıklamaları sorulması üzerine de, “Lütfen, rica ediyorum beni rahat bırakın. Hiçbir konuda konuşmak istemiyorum.” demesi dikkat çekti.
30 yaşındaki Rüzgar Erkoçlar ve hem menajeri hem de sevgilisi olduğu iddia edilen bayan, habercilerin yanından apar topar uzaklaştı.
Asena Atalay kliniğe yatırıldı!
Caner Erkin’den boşandıktan sonra işleri yolunda gitmediği söylenen Asena Atalay’ın bir kliniğe yatırılarak tedavi edildiği iddia edildi. İddialara göre; Atalay, boşanmanın ardından işini de kaybedince bunalıma girdi. İşte detaylar… Ünlü futbolcu Caner Erkin ile evliliği sırasında lüks yaşamı nedeniyle ikoncan olarak anılan, şarkıcı Berkay ile adı aşk dedikodularında anılan Asena Erkin’den kötü haberler geliyor. Beşiktaş’a transfer olan Caner Erkin’in ünlü oyuncu Şükran Ovalı ile yaşadığı aşk ve evlilik hazırlıkları yaptığı haberleri sonrası kayıplara karışan Asena Atalay’ın psikolojisinin iyice bozulduğu iddia ediliyor.
Ünlü futbolcu Caner Erkin ile altı yıl evli kalan ve bir erkek çocuk dünyaya getiren Asena Atalay, boşanmanın ardından iş kadını olarak bir magazin programında sunuculuk yapmaya başlamıştı. Ancak, ortaya atılan iddialara göre işleri bir türlü yoluna girmeyen Atalay, Erkin’in kendisine hediye ettiği 2 milyon 700 bin liralık lüks aracı satmak ve borçlarını kapatmak zorunda kalmıştı. İddialara göre; bir televizyon programında magazin programı sunuculuğu yapan Asena Atalay, bu programdan da ayrılınca iyice psikolojisi bozulmuş. İş hayatında başarısız olarak mutsuz olan Asena Atalay’ın Caner Erkin’in Şükran Ovalı ile evlilik planları yapması ile iyice psikolojisinin bozulduğu ve özel bir klinikte depresyon tedavisi görmeye başladığı iddia ediliyor. Caner Erkin ise, ünlü oyuncu Şükran Ovalı ile aşkını dolu dizgin yaşayıp evlilik yolunda hızlı adımlarla ilerliyor.
Tuğçe Kazaz’dan Kurban yorumu: “Kurban kesmeyelim de birbirimizi mi keselim?”
Dönem dönem sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı çıkışlar ile gündeme gelen Tuğçe Kazaz, şimdi de Kurban Bayramı ile ilgili yaptığı yorum ile gündeme geldi. İşte Tuğçe Kazaz’ın Kurban bayramı ile ilgili yaptığı açıklama… Tuğçe Kazaz, sosyal medya hesabı üzerinden özellikle siyasi gündeme yönelik yaptığı paylaşımlarla dikkatleri üzerine çekiyor. Eski manken, son paylaşımında Kurban Bayramı hakkındaki düşüncelerini yazdı. Kazaz, paylaşımında odasında bilgisayar başında çalışırken çekilmiş bir fotoğrafını ekleyerek yaklaşan Kurban Bayramı hakkındaki düşüncelerini ifade etti.
Eski manken Tuğçe Kazaz, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımında “Kurban ibadet değil diyen cahiller olmuş. Sözde medeniyeti bize aşılayan batı toplumları, kurban kesmediği için kurban yerine 57 Müslüman ülkedeki masumları kesiyor. Kurban kesmek sadece bir hayvanı kesmek değildir. Yüce Yaradan o kurbanla beraber içimizdeki kini, nefreti ve negatif olan tüm duyguları kesip atmamız için bize kurban kesmeyi emretmiştir. Bu durumda, kurban kesmeyelim de birbirimizi mi keselim? Asıl sizler kurban kesmediğiniz için bu kadar saldırgan ve tedirginsiniz. O nedenle inanan herkesin kurban kesmesi ve hatta kesilen kurbanın akan kanını izlemesi lazım. Böylece o kesilen kurbanla beraber tüm negatif duygularımızdan kurtulabiliriz. Mutlak adalet ve doğruluk sahibi olan Rabbimiz, her olayda olduğu gibi kurban olayında da insan olmamız için bize bu hediyeyi bahşetmiştir.” ifadelerine yer verdi.
Akciğer kanserine yakalanan Tarık Akan: “Ölmedim, hayattayım daha”
Geçtiğimiz günlerde akciğer kanserine yakalandığı haberleri ile gündeme bomba gibi düşen ve sevenlerini üzen usta Yeşilçam sanatçısı Tarık Akan, ilk kez hastalığı ile ilgili konuştu. Akan, “Ölmedim, hayattayım daha.” dedi. İşte detaylar… Türk sinemasının yetişen en değerli usta sanatçılarından biri olan Tarık Akan’ın 14 aydır akciğer kanseri ile mücadele ettiği ortaya çıktı. Usta sanatçının, sevenleri ve yakınları üzülmesin diye Bodrum’daki evine kapandığı ve herkese grip olduğunu söylediği iddia edildi. Bu kötü haber ile sevenlerine büyük bir üzüntü yaşatan usta aktör, hastalığı ile ilgili ilk kez açıklama yaptı.
14 aydır akciğer kanseri ile mücadele ettiği ortaya çıkan Tarık Akan’ın, Bodrum’daki evinde dinlendiği ve tedavisini sürdürdüğü iddia edilmişti. Ancak, Akan yaptığı açıklamada hastalık haberlerinin doğru olduğunu fakat Bodrum’daki evine kapanmadığını ifade etti. Tarık Akan, “Evet haberler doğrudur ama kendimi gayet iyi hissediyorum. Bodrum’daki evime falan kapanmadım. Şu an İstanbul’daki evimdeyim. Ölmedim, hayattayım daha. Kötü bir şey yok. Her şey yolunda. Aylardır hastalıkla mücadele ediyorum, şu an için sağlık durumum iyi.” diye konuştu.
Sinan Akçıl’ın Ebru Şallı’ya veda mektubu!
Üç yıllık aşklarının ardından Ebru Şallı’ya duygu dolu bir mektup yazan Sinan Akçıl, duygularını açıkça ifade etti. Akçıl, mektubunda pişmanlıklarını ifade etti. İşte Sinan Akçıl’ın üç yıllık eski aşkı Ebru Şallı’ya veda mektubu…
Üç yıl önce dillere destan bir aşka yelken açan Ebru Şallı ve Sinan Akçıl, bir dargın bir barışık yaşadıklarını aşklarını noktaladılar. Akçıl, geçtiğimiz hafta Cem Yılmaz ile yeni bir aşka yelken açan üç yıllık aşkı Ebru Şallı’ya bir veda mektubu ile duygularını, pişmanlıklarını anlattı. Biten ilişkisi hakkında ilk defa konuşan Sinan Akçıl, ayrılık sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını samimiyetle anlattı.
“O benim bazen annem, bazen çocuğum, her zaman sevgilim, yeri gelince en büyük sırdaşım olmuştu. Yani dört mevsimi birden bana yaşatıyordu ama ben bu dört mevsimin beşincisini ararken gerçek olan dört mevsimi de uzaklara itmiş oldum. Çok ama çok çabaladı büyümüz bozulmasın diye, ben de çabaladım, ama olmadı… Artık olamadı… Mektup yazmayı ondan öğrendim, derdini bana hep mektuplarla anlatırdı, hepsini okudum mu diye test eder, yoksa “Yine sadece başına ve sonuna mı baktın?” der kızar, üzülürdü. Ama ben ayrıldıktan sonra hepsini okudum ve anladım ki gerçek aşkın satırları oradaymış.
En son gün ona, cevap gelmeyeceğini bilerek ben de son bir mektup yazdım. İlk tanıştığımız anda kendimi hasta hissettiğim bir günde, havuzun kenarında bana yapıp içirdiği balkabağı çorbasının tadını her zaman zehir gibi hatırlayacağımı söyleyerek veda ettim.”Yeni kaderimin en uzak kadını, artık hoşça kal” diyerek… Öfkelerimizin de çarpıştığı çok oldu ama kalbimizde, günahlarımızdan daha çok sevaba sahiptik. Bu da bizi bir arada tuttu. Son üç yılda onun için yazdığım birçok şarkıda yanımdaydı. Uyku düzenini, tüm hayatını bile değiştirmeye katlandı bu mucize anları beraber yaşamak adına. Sonuç olarak bizim mucizelerimiz sona erdi. Birbirimize küfür de ettiğimiz oldu, aşk laflarının yetersiz kaldığı anlarımız da… Mesela onu ‘Altın Kelebek Ödül Töreni’nde alnından öptüğümde, “Reklam yapıyorlar” denilen duygu, aslında bizim için gece eve gittiğimizde ellerimizi daha sıkı tutmamızı sağlayan duygu olmuştu. Mutluyduk.
Zaten geceleri el ele uyumayı da bana öğreten oydu… Dediğim gibi tüm bu yaşanmışlıkların toplamıdır zaten hayat ve bizim hayatımızda birbirimize ayırdığımız bölüm sona erdi. Dönüşü olmayan yolun hızlanan adımlarındayız, hatta koşmaya başladık. Buradaki en büyük suç benim, belki etrafımdaki aşırı ilgi, belki yaratıcı beynimin beni rahat bırakmaması, belki şu, belki bu… Sebebini tam bilemiyorum. Ona hep derdim ki “Silah çekseler düşünmeden önüne geçeceğim tek insan sensin.” Yapardım da gerçekten, lafta kalmazdı. Ama ilişki yaşama konusundaki beceriksizliğim bana ateş etti ve kimse de önüne geçemedi. Buna izin vermedim. İçi kan ağlarken, gücünden ve gururundan dolayı sürekli gülen veya gülmeye çalışan bir insandır Ebru. Ama artık gerçek gülüşlere sahip olmayı hak ediyor. Bizim onunla karşılıklı olarak insan doğasının da üstünde bir sevgimiz vardı, bunu bana çok fazla hissettirdi. Ben de onu çok mutlu ettiğim kadar, çok da üzdüm. Hatalarım oldu… Benim için kişiler önemli değil, Cem olur, Sinan olur, Ahmet olur, Mehmet olur, her kim olursa olsun benim önceliğim onun bundan sonra geriye kalan hayatını mutlu geçirmesidir. Onun yüzünü her kim güldürüyorsa, farkında olmadan benim de yüzümü güldürmüş olur. Mutlu olsun…” Sinan 25 Ağustos 2016, İstanbul.
Beren Saat hakkında bomba iddia: 2 aylık hamile!
Tüp bebek tedavisi için Amerika’ya gittiği söylenen güzel oyuncu Beren Saat’in hamile olduğu iddia ediliyor. Söylenenlere göre genç oyuncu iki aylık hamile. Detaylar haberimizde…
Bundan iki yıl önce ünlü şarkıcı Kenan Doğulu ile yaşadığı aşkı evlilikle taçlandıran güzel oyuncu Beren Saat hakkında bomba gibi bir iddia ortaya atıldı. Bebek sahibi olmak istediği bilinen, sık sık hamile olduğu haberleri ile magazin gündemine gelen güzel oyuncunun hamile olduğu iddia ediliyor. Bebek sahibi olmak için çeşitli yöntemler denediği dedikoduları yapılan Beren Saat’in, son olarak Amerika’ya giderek tüp bebek tedavisi olduğu iddia edildi. İddialara göre; Beren Saat iki aylık hamile. Hatta, Saat’in hamileliğini gizlerden uzak doktor gözetiminde geçirmeyi planladığı iddia ediliyor.
Bergüzar Korel’e doğum gününde “su kuyusu” hediye edildi!
Güzel oyuncu Bergüzar Korel’e, Bergüzar Korel Universal Fan Club tarafından 34. yaş günü hediyesi olarak ilginç bir hediye verildi. Korel’e su kuyusu hediye edildi. İşte detaylar… Vatan Hainin dizisinde kendisi gibi başarılı bir oyuncu olan eşi Halit Ergenç ile birlikte yeni sezonda izleyici karşısına çıkacak olan güzel oyuncu Bergüzar Korel, 34 yaşına girdi. Güzel oyuncu için Bergüzar Korel Universal Fan Club tarafından Afrika’da su kuyusu yaptırıldı. Oldukça anlamlı olan bu hediye, Bergüzar Korel’i çok mutlu etti. Bu özel ve anlamlı hediye karşısında çok mutlu olan güzel oyuncu, kendisine hediye edilen çeşmeyi sosyal medya hesabında paylaştı. Korel, paylaşımında tüm fanlarına teşekkür etti.
Yılmaz Erdoğan, hayatındaki değişimi kaleme aldı.
KAFA Dergisi’nin ikinci kuruluş yıldönümü için bir yazı yazan Yılmaz Erdoğan, hayatındaki değişimi kaleme aldı. Detaylar haberimizde… Yılmaz Erdoğan KAFA Dergisi’nin ikinci kuruluş yıldönümü için bir yazı yazdı, hayatındaki değişimi anlattı. Erdoğan, yazısında “Gittiğin yere, delişerek gidersen, geride bıraktığından çok daha fazlasını bulacaksın. Ölmeden ölmeyi becerirsen, yeniden doğacaksın Düş yollara benim güzel kardeşim, yolu bulacaksın” dedi. KAFA Dergisi ikinci kuruluş yıldönümü için benden bir yazı istediğinde “kafa değiştirme” üzerine bir yazı yazmak istedim. KAFA’nın karşılığı İngilizce’de “mood” gibi bir şey oluyor. Mood dediğin de yaşadığın hayatın sendeki duygusal karşılığı. Ben eski kafayı değiştirip daha organik kafalara yönelmeye başlayalı beş yıl oldu galiba. Önce otlarla tanıştım. Tarım disiplini dışında, tümüyle tanrısal bir ilhamla boy veren tüm bitkilere ot diyoruz biz. Bu iki harfle geçiştirdiğimiz alemin ne kadar derin ve ne kadar çok şifalı sırlar barındırdığını bilmiyordum. “Çılgın” bir fikirle başladı her şey. İstanbul’daki ofisimizin yirmi metrekarelik bir bahçesi vardı ve zemin ahşapla kaplanmıştı. Söktük tahtaları. Sürdük tarlayı ve organik gübre ekledik. Başka da hiçbir şey yapmadık, hiçbir şey ekmedik. Derken filizlendi önce toprak, sonra büyüdü bitkiler. Kısa bir zaman sonra “ot bürüdü” bahçemizi. En yakın kitapçıya gittim ve birkaç tane şifalı bitkiler kitabı aldım ve incelemeye başladım. İnternetin imkanları ve sonsuz dünyasında bir araştırmaya başladım. İki ay sonra saydığımda tam kırk dört çeşit şifalı bitki boy vermişti bahçemde: Hindiba, ebegümeci, yaban turpu, devedikeni, kuşyemi, gelincik, papatya, semizotu ve daha neler neler. Bu “otlardan” hangisini gugıla sorsan öve öve bitiremiyor. Her biri bin derde deva. İki sayfa sürüyor mesela sadece ebegümecinin muhteviyatı. Meğer bizim “ot bürüdü” dediğimiz yere, Rabbim eczane açmış haberimiz yok! İyileşmenin, güzelleşmenin, şifanın kaynağı olan bitkilere ot diyoruz. Hatta bununla da yetinmiyoruz “yaban” otu diyoruz. Ortada yabanileşen, var olmanın temel prensiplerine ve amacına yabancılaşan birileri var evet ama onlar otlarımız değil biziz. Hindiba’yı ele alalım mesela. Hangi ot biliyor musunuz bu? Hani güzel yeşil bir dalın ucunda sihir gibi bir top oluşur. Üfleriz onu ve havada uçuşur pamukçuklar… İşte o mucizevi bitkinin adı hindiba ve tıbbın kurucusu olan İbn-i Sina abimizin yazdığı bir “Hindiba Risalesi” var. Koca usta üstüne risale yazmış ama biz üfleyip geçiyoruz konuyu. Bırak verdiği şifayı, adını bile bilmiyoruz hindibanın. Ve kentlerde ve “özel” veya “tüzel” okullarda çocuklarımızı eğittiriyoruz. Hayat Bilgisi diye bir ders var ama gözünün önündeki hindibadan haberi yok bu hayatın. Çileği ağaçta yetişen bir meyve zanneden (aa değil miymiş??) kuşaklar yetişiyor okul betonlarına basarak. Kimseyi kınamıyorum elbet, bir toprak evde ve bir bahçede doğmuştum ama ben de işin sonunda şehir telaşında kaybolmuştum. Ta ki şu bizim bahçe deneyini yapıncaya kadar. Dönüşüm arayış getiriyor ve arayan da buluyor. Ya da tersinden söyleyelim. Dönüşmeyen aramıyor, aramayan da haliyle bulamıyor. Nicedir Köyceğiz cennetinin bir sakiniyim ve her gün toprağa basıyorum sakin sakin. Sığla ağaçlarının gölgesinde ve şehir değmemiş nehirlerde yüzüyorum. Bir şehir kaosundan ayrılma cesaretini gösteren herkes için yurdumun her yeri müminini bekleyen cennet. Şöyle bir adam hayal ediyorum: İstanbul trafiğinin bir yerinde yani cehennemin bir köşesinde bekliyor… Bekliyor… Bekliyor… Sonra soruyor kendine… Neredeyim, ne yapıyorum ben? Ne yapıyorum bu şehirde? Ne “yaşıyorum” bu şehirde? Aslında sadece yapıyorum, yaşamıyorum. Zaten gürültüden kafa kalmadı arkadaş. Bu şehir kulağımın dibinde avaz avaz bağırıyor durmadan, yirmi dört saat! Ve karar vermiyor. Bu cinnetten çıkmalı bir cennete ulaşmalı! Önce kravatını çıkarıyor, atıyor arabanın arka koltuğuna ve ilk bulduğu sapaktan sapıyor. Ayrılıyor “ana yol”dan. Ve hesapsızca sürüyor arabasını… Mesela Tekirdağ tarafına gidiyor. Hesapsız bir yolculuk bu, tam nereye gittiğini kendisi de bilmiyor… Mürefte’ye geliyor mesela. Şaşırıyor. Çünkü oturduğu eve bir buçuk saat mesafede bir üzüm vahası, bağlar dünyası olduğunu bilmiyor. Hemen anlıyor hakiki hayatın kodlarını: Bir küçük taş (hatta daha da güzeli toprak) ev, bir avuç bahçe, şifalı bir rüzgar ve ilaç gibi berrak sular… Sonra hayvanlar, diğer vardaşlar. Var olma ortak paydasında buluşanherkes vardaş. Yola devam eder isterse ya da işte Mürefte, işte Saroz, Gelibolu… Çanakkale… En küçük noktasına kadar Ege… Dünyanın en güzel kızı, Akdeniz. Nereye giderse gitsin insan yurdumda, yeter ki düşsün yollara! Ağaçla, çiçekle konuşana manyak, hiç kimseyle iletişim kurmayan, komşusunun adını bilmeyene insan deniyor şehirde. İlk fırsatta terk et güzel kardeşim orayı. Şu ne zamandır konuştuğunuz proje var ya… Uzaklara gidelim, bir köye yerleşelim. Ya da hadi gel köyümüze geri dönelim… Gidin. Düşün yollara… Kentten köye göç zamanı şimdi. Bir ara hepimiz bir araya toplanmaya karar verdik ve yaptık. Milyon milyon buluştuk şehirlerde. Biz buluştuğumuz için şehir dendi zaten oralara. Olmadı. Güzel şeyler de oldu tabii ama sonu güzel olmadı. Yorgun zihin ve karbon gazı trafiğinde sıkıştık kaldık. Bu benim demin arabada darlandığını hayal ettiğim adam var ya, o artık bir köylü. “Yeni Köylü” diyoruz ona. Şehrin bilgisini köyün yapabilgisiyle birleştiren, organik olmayana selam vermeyen bir adam bu. Çünkü düştü yollara. Vedalaştı eski kendisiyle ve yenisini yarattı. Değişti desem yetmiyor dönüştü desem kulağıma hoş gelmiyor. DELİŞTİ bizim adam. Kafayı da kırdı adam rotayı da! Ve “senede bir hafta cennet” modelinden “forever cennet” modeline geçti! Düş yollara benim çok daha iyisini hak eden aklım. Kuzeye git, güneye git, burası Türkiye, Anadolu, her köşesi cennetim, neresine gidersen git. Adres basit. Çiçek açan, sular akan, toprağa çıplak ayakla basılan bir yer.. Evladına kendi ektiği domatesi yedirdiğin bir yer… Düş yollara güzel kardeşim. Hak ettiğin hayat “bir ev, bir işyeri, bir avm kahvesi” değil. Ya hakiki bir ağaç gölgesinde sebze kurutalım ya da şehrin dehlizlerinde organik pazar arayalım. Korkma, düş yollara… Gittiğin yere, delişerek gidersen, geride bıraktığından çok daha fazlasını bulacaksın. Ölmeden ölmeyi becerirsen, yeniden doğacaksın. Düş yollara benim güzel kardeşim, yolu bulacaksın.

