Magazin Haberleri » Ünlüler » Şener Şen ve Mert Fırat Bir Araya Gelirse…
Şener Şen Ve Mert Fırat

Şener Şen ve Mert Fırat Bir Araya Gelirse…

Şener Şen ve Mert Fırat bir araya gelirse… Türk sinema ve tiyatrosunun yaşayan efsanelerinden Şener Şen, oyuncu Mert Fırat’ın da kurucularından olduğu tiyatro DasDas ile 14 yıl sonra sahnelere geri döndü. Birlikte bir röportaja imza atan ikili, çok samimi açıklamalarda bulundu. İşte haberimiz hakkında merak ettiğiniz tüm ayrıntılar…


Şener Şen Zengin Mutfağı Tiyatro Oyunuyla Sahnelere Geri Döndü!

Şener Şen ve Mert Fırat bir araya gelirse…

Şener Şen ve Mert Fırat bir araya gelirse… Türk Sinema ve tiyatrosunun yaşayan efsanelerinden Şener Şen, 14 yıl aradan sonra Zengin Mutfağı isimli oyunla hayranlarının karşına çıktı.

Başarılı oyuncu Mert Fırat’ın da kurucularından olduğu DosDos tiyatro bünyesinde oyununu sahneye koyan usta oyuncu, Fırat ile birlikte verdiği röportajda çok samimi bir sohbet gerçekleştirdi.

İşte Şener Şen ve Mert Fırat’ın bir araya gelerek sohbet havasında gerçekleştirdikleri o röportaj…

Şener Şen, 14 yıl aradan sonra Zengin Mutfağı isimli oyunla yeniden sahnede
Şener Şen, 14 yıl aradan sonra Zengin Mutfağı isimli oyunla yeniden sahnede

Şener Şen Kimdir?

Güzel günler her zaman gelecekte…

Aradan 14 yıl geçtikten sonra tiyatro sahnesine dönerken endişeleriniz var mıydı?

Şener Şen: Üretim halindeyken hayata daha kolay adapte oluyorsun. Bu, bütün meslekler için geçerli. Hele oyunculukta… Böyle büyük aralar verince çok zorlanılıyor. Bir oyuncunun uzun süre oynamaması onu hantallaştırıyor. Tiyatro; sinema gibi de değil, katbekat zor. Onun için oyuncunun sürekli hazır olması lazım. Tiyatrocular, “Çok ara verince aynı randıman alınmaz, eski günler biraz zor geri gelir” der. Bunlar benim için de doğru. Hem çok ara verdim hem de yaşım ilerledi. Ama ben bütün bunları hesaplayarak bu kararı verdim. Böyle bir oyunla dönmenin beni heyecanlandıracağına, beni motive edeceğine, o hantallığı yok edeceğine, beni eski günlerime döndüreceğine inanarak başladım.

Şener Abi satranç oyuncusu gibi

Prömiyer gecesi sahneye çıkmadan hemen önce ne düşündünüz?

Şener Şen: Tabii bütün bu ruh halim, anlatmaya çalıştığım psikolojik durumum tavan yaptı. Tiyatroda ilk oyunun zorluklarını bütün tiyatrocular bilir.

Şener Şen’i DasDas sahnesinde, seyircinin karşısında gördüğünüz o an içinizden neler geçti?

Mert Fırat: Hâlâ inanamıyorum. “Bir çıksın göreyim, herhalde o zaman inanacağım” diyordum. Prömiyer geçti, şimdi yan yana röportaj veriyoruz, ben hâlâ inanamıyorum. Galiba Türkiye’de oyunculukla yolu kesişen herkesin rüyasıdır; Şener Şen’le en azından selamlaşmak. Benim rüyam gerçek oldu.

Seyircinin size en büyük sitemidir, “Şener Şen bizi kendinden mahrum bırakıyor” derler. Bu kez öyle olmadı. Son filminiz ‘Yol Ayrımı’ndan sonra çok da uzun bir süre geçmedi…

Şener Şen: Bu, karar değiştirmekle ilgili. Ben tiyatroyu düşünmüyordum. Sinemaya odaklanmıştım. Onda da iyi senaryo gelmeyince uzun aralar oluyor. Daha hâkim olduğum, her an kendimi gösterebileceğim ne vardır diye düşünürken tiyatro yapma fikri doğdu. ‘Zengin Mutfağı’nı oynamaya karar verdim.

Mert Fırat: Şener Abi, bir satranç oyuncusu gibi. Çok disiplinli, çok planlı. Süreci aylarca, yıllarca kafasında oturttuktan sonra hamle yapan biri.

‘Yol Ayrımı’nda birlikte rol almıştınız. Bu oyunu DasDas’ta sahneye koyma fikri onun çekimler sırasında mı gündeme geldi?

Mert Fırat: Şener Abi’nin 40 yıl önce oynadığı ‘Zengin Mutfağı’nın tek bir kaydı vardır. Onu izledikten sonra, “Keşke tekrar oynasa da izleyebilsek” demeye başladım. Birkaç kere karşılaştığımızda da ona bu hayalimden bahsettim. ‘Yol Ayrımı’nda yeniden yollarımız kesiştiğindede bu konuyu konuşmaya başladık.

Şener Şen
Şener Şen

Hiçbir zaman bir yere kolay gelinmiyor

Şener Şen: Mert bana DasDas’ta ‘Zengin Mutfağı’nı yapalım önerisiyle gelmeseydi, ben kendim tiyatro kurup yine bu oyunu oynayacaktım.

Bir tiyatro kurmak, var olanı yaşatmak bugün Türkiye şartlarında çok kolay iş değil. Bunu göze almıştınız yani…

Şener Şen: Evet. Biyografime bakın, bende kolay bir şey yoktur. Şehir Tiyatroları’na girdim, bir sene figüran olarak parasız çalıştım. Hiçbir zaman bir yere kolay gelinmiyor. Yeni kuşağın en büyük hevesi; bir anda en iyi yerde olmak istiyorlar. Ama bunun için çile çekmek lazım.

Siz çile çekiyor musunuz?

Mert Fırat: Çok şükür (gülüyorlar). Şener Abi hepimizin ustası. Hayattaki duruşuyla, sanata bakış açısıyla, disipliniyle örnek aldığımız biri. Türkiye’nin her zaman zor dönemleri olmuş. O dönemlerde, hiçbir şeyden geri durmayarak sanatını icra etmiş. Şu bir gerçek; 70’lerde, 80’lerde insanlar hiçbir tanıtım imkânı, doğru düzgün kazanç ya da taltif olmadan oynuyorlardı. Her şeye rağmen o tiyatroları ayakta tuttular, birbirlerine destek oldular. Bir haftada dört-beş oyun oynuyorlardı. Bir yandan yazıp bir yandan yönetip bir yandan da dekor çakıyorlardı. Şimdiki koşullar çok daha rahat. Bizim jenerasyon çok çile çekiyor gibi görünüyor ama biz hâlâ önceki jenerasyonun mirasını yiyoruz bence. Üstüne koyabildiğimiz çok az şey var.

Öğrenme ömür boyu sürüyor

Şener Bey, onlar sizi örnek alıyor, siz yeni kuşaktan neler öğreniyorsunuz?

Şener Şen: Öğrenme ömür boyu sürüyor. Bilmek, ne kadar çok şey bilmediğinizi anlatıyor. Yeni kuşaktan tabii ki öğreneceğim çok şey var. Bir kere bizim zamanımızdaki değerlerle şimdiki değerler çok farklı. Bunu hayatın bütün alanlarında görüyoruz. İşte, flörtte, evlilikte bizim bilmediğimiz insan ilişkileriyle karşı karşıyayız.

İlişkileri dönüştüren teknoloji mi sizce?

Şener Şen: Tabii bu iletişim çağında, teknolojinin birçok olanak sunması, cep telefonlarının bu hale gelmesi kimin aklına gelirdi? Bugün yeni kuşaktan bir gence; “Hayatta en vazgeçemeyeceğiniz şey nedir” diye sorsanız “Telefonum” cevabını alırsınız. Bir kızla bir erkek randevuya gittiklerinde birbirleriyle konuşacakları yerde ikisinin de başı önlerinde, devamlı mesaj atıyorlar, mesaj alıyorlar. Belki de konuşmadan birbirleriyle mesajlaşıyorlar! Bunlar benim daha alışamadığım farklı davranış biçimleri. Şanssızlığımız diyeyim, kıyaslama imkânımız var.

Eskiyle yeniyi kıyaslıyoruz. Ama ben hiçbir zaman “Eskiden çok daha iyiydi. Bizim zamanımızda şöyleydi” diye tipik eski insan sözlerini söylemek istemem. Çünkü hayatın ritmi o kadar çabuk değişiyor ki bana ters bile gelse her an onun içinde olmaya, onu kavramaya çalışıyorum.

Kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakmaktan ve hayal kurmaktan vazgeçmeyelim

Yeni bir yılın arifesindeyiz. Nasıl geçti 2018 sizin için?

Mert Fırat: Benim için heyecan dolu bir yıldı. Hayatımda çok güzel değişimler yaşandı, evlendim. DasDas’ı daha büyük yerine taşıdık. İhtiyaç Haritası’nın globale açılması konusunda adımlar attık. Yanındayız Derneği’ni kurduk. DasDas bünyesinde Inogar Art adında bir sanat girişimi başlattık. Kültür-sanat ve sivil alanda bir kuluçka merkezi niteliğinde burası. Pek çok bağlantı kurduğum, yeni insanlar tanıdığım bir sene oldu.

Şener Şen: İş ortağımın 2018 yılının nasıl geçtiğini dinledikten sonra benim çabamı çok sade buluyorum; sadece ‘Zengin Mutfağı’na hazırlandık.

2019’la, gelecekle ilgili, sizi seven insanlara ne söylemek istersiniz?

Şener Şen: Kimse umudunu kaybetmesin, her zaman güzel günler gelecekte.

Mert Fırat: Şansımızın elverdiği ölçüde kendi koşullarımızı yaratmak için çabalamalıyız. Kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakmaktan ve hayal kurmaktan vazgeçmeyelim. İlham alıp vereceğimiz, kendi kaderimizi kendimizin yaratacağı bir dünyayı yaşayalım.

İnandığım tek şey var; yaptığın işi önemsemek

Nasıl tepkiler geliyor oyuna, Şener Şen’i sahnede görenler ne diyorlar?

Mert Fırat: Büyülenmiş olarak çıkıyorlar oyundan. “Sanki canlı bir Türk filmi seyrettim” diyorlar. Şimdiye kadarki seyircinin yüzde 70’i 35 yaşın altındaydı. Yeni bir jenerasyon ‘Zengin Mutfağı’yla, Vasıf Öngören’le (oyunun yazarı) tanışıyor, Şener Şen’le kucaklaşıyor.

“Biletler karaborsaya düştü, fiyatı 500 lirayı buldu” diye haberler çıktı…

Mert Fırat: İlgiden çok mutluyuz. Temsil sayısını elimizden geldiğince artırmaya çalışıyoruz.

Şener Şen: Benim inandığım tek şey var; yaptığın işi önemsemek. İş başarılıysa seyirci gelir. Robert De Niro ve Al Pacino’yu da alıp üçümüz bir oyun oynayalım, oyun başarısız olsun, bir hafta sonra kimse gelmez. Bir iş en iyi nasıl yapılır ona bakmak lazım. Sanatta bu iddialı bir laftır. Tabii ki somut bir şey yapmıyoruz. İyi bir otomobil yapmanın formülü var ama sanatta böyle formüller yok. Onun için seyirci memnun olursa biz mutlu oluruz. Şimdilik bizim seyirci memnun görünüyor.

Bu oyunda birçok ilki bir arada yaşadım

Size çok genç oyuncular eşlik ediyor oyunda. Oyunun yönetmenliğini de yine genç bir akademisyenle (Doğu Yaşar Akal) birlikte yapıyorsunuz. Nasıl seçtiniz onları? Birlikte çalışmak nasıldı?

Şener Şen: Bu oyunda birçok ilki bir arada yaşadım. Uzun bir aradan sonra tiyatroya dönmenin dışında ilk defa da yönetmenlik yapıyorum, Doğu Yaşar Akal’la birlikte. Oyunu ikimiz sahneye koyduk. Fakat benim oyuna çok hâkim olmam, 40 yıl önce oynamış olmam ve Vasıf’ın dostu olmamdan ötürü herkesten çok farklı olabilecek düşüncelerim vardı. Doğu, önerilerimi anlayışla karşıladı. Birlikte büyük bir uyum içinde çalıştık. Onun sayesinde yeni kuşağın parlak yönetmenlerinin neler düşündüğü hakkında fikir edindim.

Bence benim düşüncemle Doğu’nun çağdaşlığı güzel bir sentez oldu. Oyunculara gelince… Her biri çok zor bir süreçten geçti. Önce Doğu’nun ve diğer asistanlarının elemesinden geçtiler. Bana gelen 60 kişi arasından da bu oyuncular seçildi. Bileklerinin hakkıyla rollerini aldılar.

Her şeyin farkındayım, nerede olduğumu çok iyi biliyorum ama bunun tuzağına düşmem

İnsanların oyununuzun biletlerini kapışması, sizi izleyip büyülenmeleri, dakikalarca ayakta alkışlamaları… Oyundan sonra eve giderken arabada neler geçiyor içinizden?

Star’lık beni ilgilendirmez açıkçası ama ne yapayım ki ben bir star’ım. Her şeyin farkındayım. Nerede olduğumu çok iyi biliyorum. Ama konumum beni etkilemez. Ben bunun tuzağına düşmem. Yapacağım her işe hiç iş yapmamış gibi, eski başarılarım yokmuş gibi başlarım. Sıfırdan! Ve yapacağım işi çok önemserim. İşin sırrı burada. Benim derdim, seyirci. Seyirci buradan mutlu ayrılıyorsa ben başka ne isterim? Ben de mutluyum o zaman.

Daha sonumuza vakit var

Geçen çarşamba doğum gününüzdü. Bir hayat muhasebesi yaptınız mı bugünlerde? Nasıl bir ömürdü sizinki?

Montaigne; “Nasıl yaşadığınız önemli değil, sonunuzun nasıl olacağı önemli” der. Hayat sürprizlerle dolu; inişler, çıkışlar, hayal kırıklıkları, mutluluklar, başarısızlıklar, başarılar… Ama bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Yerinde kararlar verdiğimi düşünüyorum. Hayatımı değiştiren an, öğretmenlikten istifa edip oyuncu olmaya karar verdiğim andı. Çok zordu, her şey çok zor oldu. Şehir Tiyatrosu’na girişim…

Bir yıl parasız çalıştıktan sonra kabul edildim. Fakat içimdeki sesi dinledim. Bana yol gösteren her zaman oydu. Birçok insan büyük hayaller kurar ama gerçekleştirmek istediği zaman asla hedefine ulaşamaz ve sonu hayal kırıklığı olur. Ben zor da olsa, adım adım, her gün bir öncekinden daha iyiye giderek bugünlere geldim. Onun için kendimi şanslı hissediyorum. Ama Montaigne’in sözünü de unutmuyorum. Daha sonumuza vakit var, nasıl olacağını da bilmiyorum.

İçinizde ukde kalan bir şeyler var mı?

Hiçbir şey kalmadı diyebilirim. Hatalar olmadı mı? Tabii oldu. Ama bence bugüne gelmemde o hataları yaşamam, hayal kırıklıklarını yaşamam etkiliydi. Bana onlar yol gösterdi. Hayatta bizi zora sokan anların, eğer o zorluklardan gereken dersi alabilirsek gelecek hayatımıza nasıl yardım ettiğini görürüz.

Pişmanlıklarınız?

Oyuncu olmasaydım pişman olurdum.

Televizyon seyretmek çok da yararlı değil

Film çekmediğiniz, tiyatro yapmadığınız dönemlerde nasıl geçer bir gününüz? Sabahları sizi yataktan çıkaran nedir?

Farklı bir kişiliğim var sanırım; film yapmadığım uzun sürelerde bile ertesi hafta ya da önümüzdeki ay filme başlayacakmışım gibi hep dolu dolu heyecanlı ve çekime, iş yapmaya hazır vaziyette dolaşırım. Tabii bütün bu boş alanlarda sıkı dostlarım var; onlarla sinema üzerine konuşuruz, film seyrederiz. Yeni bir filme kadar kendimi beslemekle, yenilemekle vakit geçiririm. Proje ararım. O yüzden bana o geçen uzun süreler başkalarının algıladığı gibi uzun gelmiyor.

Siz kimleri beğeniyorsunuz? Dizi izler misiniz? Yeni Türk filmlerine bakar mısınız? Genç toplulukların oyunlarını takip eder misiniz?

Televizyon seyretmenin çok da yararlı olmadığına inananlardanım. O yüzden ona az vakit harcıyorum, dizileri takip edemiyorum. Başarılı bir iş bulursam arkadaşlarımdan, talebelerimden, genç oyunculardan duyduğum, onu takip etmeye çalışıyorum. Tiyatroyla ilgilenmeye çalışıyorum geçmiş yıllardan beri. Genç oyuncuları ilgiyle takip ediyorum.

Mars’a da gitsek insanın insanla ilişkisindeki sıcaklığın önemi bitmeyecek

Siz sinemacı değil, tiyatrocu olmak istemişsiniz başta. Şimdi hangisi ağır basıyor gönlünüzde?

Şener Şen: Bence hiçbirinin diğerinden farkı yok. Ama zorluk açısından tiyatronun daha zor olduğu kesin. Temeli oyunculuk olduğu için benim açımdan fark etmiyor. Tiyatroda da, sinemada da oyuncunun şimdiye kadar görülmedik hangi rengi, hangi çeşidi kaldı onu göstermek peşindeyim. Ayrım yapmıyorum. Ama şu var; teknoloji hızla değişiyor. Belki yakında sinema salonları kalkacak. Filmler sadece iletişim araçları için yapılacak. Sanal dünyada birebir Mert Fırat’ı yapıp onun sesiyle onu oynatabiliyorsun. Tiyatronun değişen teknolojiye direnen, kadim bir tarafı var. Antik Yunan’dan gelen… Seyirciyle birebir ilişki. Sanırım Mars’ta da yaşasak, Güneş’e de gitsek insanın insanla ilişkisindeki sıcaklığın önemi bitmeyecek.

Fiziksel tahribatı provalarda hissettim

‘Zengin Mutfağı’ sizin 40 yıl önce tiyatroda, 30 yıl önce de sinemada oynadığınız bir metin. Bugün sahneye çıkarken neden özellikle bu metni seçtiniz?

Birkaç nedeni var: Bir kere benim hâkim olduğum bir metin. Bu oyunda yönetmenlik de yaptığım için çok bildiğim bir tekst olmasını istedim. Hem de DasDas olmasaydı kendim yapacaktım demiştim ya… Prodüksiyon açısından çok kalabalık olmayan bir oyun seçmeliydim. Bir de bu, beni mutlu eden bir oyun. Vaktiyle çok iyi geri dönüşler almıştım. Tabii şu da var; kendimi sınamak istedim.

Kötülük, baskı, ötekileştirme sürüyor

İnsan Şener Şen de olsa kendini sınava tabi tutmak ihtiyacı duyuyor, öyle mi?

Hayat hep bir sınav. Ben 77 yaşındayım. O oyunu oynadığımda 37 yaşındaydım. Arada fiziksel tahribatlar oluyor. Bunu provalarda çok hissettim.

Nasıl bir tahribat bu?

Gençler daha çabuk kavrıyor. Ben daha zor kavrıyorum artık. Bu, yaştan ileri gelen bir şey. Ama prova sürecinde hallettik. Bu halletme benim için önemli bir sınavdı.

Bu sınavı veremeseydiniz ne hissederdiniz?

İnsan yapamayabilirdi. Doğal bu. Birçok insan yeteneklerini kaybediyor, hafızası zayıflıyor. Normal. Benim de başıma gelebilirdi. Ama bu oyunun provalarında anladım ki; biraz daha devam ettirebilirim.

Bir yanıyla da oldukça politik bir oyun bu. Günümüzle örtüşen pek çok yeri var. Bu da bu metni seçmenizde etkili oldu mu?

Oyunda tarih belirtiyoruz; ‘70 yılında, haziran’. Vasıf da gerçekten 15-16 Haziran olaylarından etkilenerek yazdı bu metni. Siyasi konjonktür, inanılan değerler o zamandan bu zamana allak bullak oldu. Her şey o kadar hızlı değişiyor ki… Bugün komünizm yok. Ama faşizm hâlâ var. Şekil değiştirerek bugüne kadar geldi. Üstelik dünyanın her yerinde!

Komünizm bir idealdi. ‘İnsanları nasıl daha güzel, daha eşit yönetiriz, nasıl daha paylaşımcı oluruz’un idealiydi o. Başarısız oldu, yok oldu. Ya da büyük çarpışma yaşandı, kapitalist sistem onu yok etti. Ama şimdi kapitalizm insanları mutlu ediyor mu? O da tartışılır. İnsanlık arayış içinde. Kendimizi mutlu eden bir sistemi daha yakalayamadık. Ama kötülük, baskı, sadece kendi fikrinin geçerli olduğuna inanma, ötekileştirme, ayrıştırma ilkçağdan, mağara devrinden beri sürüyor. Faşizm kılık değiştirerek de olsa hep devam edecek.

Aslolan, mücadeleyi burada sürdürmektir

Oyunda seyirciden en büyük reaksiyonu alan kısım da bununla ilgili: “Hay ben faşizmin, gelmişini geçmişini, gelebileceğini…” dediğiniz yer…

Orada o döneme ait bir şeyi vurguluyoruz. Ama seyirci farkına varıyor ki; o dönemi anlatırken dünya genelinde günümüzün politikalarına dair bir şey söylüyoruz.

41 yıl önce yazılmış bu oyunda toplumun çok keskin biçimde kutuplaştırıldığından söz ediliyor. Bu da günümüzle çok örtüşüyor…

O zaman başka türlüydü ayrıştırma, bugün başka türlü.

Tiyatro olmasa da bombalanırdık

Oyunu ilk sahnelediğiniz yıllarda bomba atmışlar tiyatronuza…

O zaman ortam çok karışıktı. Tiyatroda olmasak da bombalanırdık. Otobüs durakları taranıyordu. Bugünkü duruma bakınca da… Ortadoğu’daki paylaşımlar, Amerika’nın, Rusya’nın, İngiltere’nin hamleleri… Dikkatli bir göz, politikanın ne kadar iğrenç, ne kadar çirkef ve ne kadar bencil bir şey olduğunu görür. İnsanların ölümü kimsenin umurunda değil. Her şey sadece çıkar uğruna yapılıyor.

Oyun, canlandırdığınız Lütfü Usta’nın ikilemiyle açılıyor ve kapanıyor. Gördüğü onca şeye rağmen yuvası bildiği konakta kalmaya devam mı etmeli yoksa “Bu kadar da olmaz” deyip ayrılmalı mı? Benzer ikilemler yaşayan pek çok insan var bugün. Ülkeden gidenler, gitmeyi düşünenler var. Onlara ne söylemek istersiniz?

Ben ülkemde olmaktan mutluyum. Bütün yapacaklarımı ülkemde yapmak isterim. Ama bu, burada her şey güllük gülistanlık demek değil. Dünyada insan kalitesi sorunu yaşanıyor. Bütün büyük kuruluşlar parlak insanları avlıyor. Beyin göçü, ülke güllük gülistanlık olsa da yaşanır. Öte yandan ülkesiyle barışık olmayan, mutlu olmayan insanlar da gidiyor, o da ayrı.

Mert Fırat: Ben sinema televizyon okumaya gittim yurtdışına. Üstüne oyunculuk okudum. Sonrası için de hayallerimi hep Türkiye üzerine şekillendirdim. DasDas’ı, Moda Sahnesi’ni, Sanat Mahal’i kurarken hep önümüzdeki 10-20 yılı düşünerek yatırım yaptık. O yüzden hangi koşul altında olursa olsun, aslolan burada kalmak, hayatla mücadeleyi burada sürdürmektir bence.

Demokrasi,yönetimi övmekten ibaret değildir

Geçen hafta iki usta tiyatrocu, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen adliye koridorlarındaydı. Ne düşündürdü bu size?

Şener Şen: Demokrasilerde bunlar hoş şeyler değil. Neden? Demokrasilerde bütün yöneticiler eleştiriye hazırlıklı olmalı. Ama eleştirenler de eleştirilerini demokrasi ortamına zarar vermeyecek biçimde yapmalılar. Demokrasi, yönetimi övmekten ibaret değildir. Silahlanıp sokağa dökülmedikçe her insan düşüncesini rahatlıkla söyleyebilmeli. Siyasiler de bunu hazmetmeli. Madem demokrasiyle yönetiliyoruz. Onun renkliliğine, çokçeşitliliğine siyasilerin hazırlıklı olması lazım, bunu sindirmeleri lazım.


 

 

Hakkında Bahar Kanık

Avatar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir