Kenan İmirzalıoğlu’na ait Cihangir’deki binanın çökmesi ile ilgili bomba gibi bir iddia ortaya atıldı. İddialara göre İmirzalıoğlu’nun görevlendirdiği kişiler binanın demir bağlantılarını kesti ve binanın çökmesini sağladılar. Detaylar haberimizde… Usta oyuncu Kenan İmirzalıoğlu’na ait Cihangir’deki binanın çökmesiyle ilgili çarpıcı iddialar ortaya atıldı. Cihangir’deki konu olan binayı satın alarak restore ettirecek olan İmirzalıoğlu’nun görevlendirdiği kişilerin binanın demir bağlantılarını kestiğini ve binanın çökmesini sağladıklarını iddia edildi. İddialara göre bina kendiliğinden değil, Kenan İmirzalıoğlu’nun görevlendirdiği kişiler tarafından yapılan teknik bir müdahale sonrası çöktü.
Kenan İmirzalıoğlu’nun Yeni Beyoğlu Şehit Muhtar Mahallesi Taksim Yağhanesi Sokak’ta bulunan 5 numaralı 5 katlı binanın çökmesi ile ilgili, binada kiracı olan ve su satıcılığı yapan Ahmet Çakır ve sucu dükkanında çalışan Cumhur Çakır binanın kendiliğinden değil, Kenan İmirzalıoğlu’nun görevlendirdiği kişiler tarafından yapılan bir müdahale sonucu çöktüğünü iddia eden sözler sarf etti. İddiaya göre İmirzalıoğlu’nun görevlendirdiği kişiler, binayı bilerek çökmeye mahkum etmişlerdi. Binada kiracı olarak su satıcılığı yapan Ahmet Çakır: “Ben burada yıllardır suculuk yapıyorum. Çöken binada dükkanım vardı. Son kalan malzemeleri bina çökmeden üç gün önce çıkarttım. Anıtlar Kurulu’nun izin vermemesine rağmen olay yaşanmadan bir gün önce birileri gelerek binadaki demir bağlantıları kestiler. Katlar arası bağlantı kalmayınca da haliyle bina çöktü. Yoksa bu binanın çökeceği aklımızın ucundan dahi geçmiyordu.” diye konuştu.

Ahmet Çakır’ın sözlerinin ardından Ahmet Çakır’ın dükkanında çalışan Cumhur Çakır’ın iddialarına göre Kenan İmirzalıoğlu’nun görevlendirdiği kişiler “Binayı oturulmaz hale getireceğiz” diyerek yapacakları şeyi söylemişlerdi. Cumhur Çakır iddialarını şu sözler ile dile getirdi; “Konyalı Süleyman Bey sattı binasını. Daha sonra Burak İmirzalıoğlu’na geçtiğini duyduk. 3-4 ay önce Burak Bey bizim dükkanı tahliye etmemizi istedi. Eşyalarımızı bina çökmeden önceki gün aldık. Ertesi gün, balyozlu adamlar gelip içeri girdi. Hatta kaynaklı kapıyı açmakta zorlandılar. Bize, “Binayı oturulmaz hale getireceğiz” dediler. Biz bir baktık kolonları çökertmişler. Sabah üstünden taşlar dökülünce orayı boşalttık. Sonra da öylece çöküverdi.” dedi.

Evliliklerinin ikinci yılında 3.5 aylık hamile olduğunu öğrenen Aslı Türkel, bebek müjdesini hayranlarına ilginç bir yöntemle duyurdu. Güzel oyuncu bebek müjdesini internette oluşturduğu ‘Çift çizgi’ isimli bir program ile duyurdu.
Programda hamileliği boyunca yaşadıklarını programda anlatan Aslı Türkel, bir kız bebek beklediklerini paylaştı. Ünlü çiftin 5 buçuk ay sonra doğacak kızları için Naz ismini düşündükleri öğrenildi.
Müjde Uzman, fotoğrafının altına, “İnsan, başına ne geleceğini bilemiyor da, seçemiyor da. Gelen iyi bir şeyse, ya fark etmiyor, ya da fark edip mutlu oluyor, ardından devam ediyor yoluna. Gelen kötü bir şeyse, ya yırtıyor, sonra zannediyor ki dersler alacak, değişimler yaşayacak, hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Ya da yırtmazsa, gerisi çile, veya boşluk, hiçlik zaten.. Ben “yırtanlar”danım. Şanslılardan.Hiçliğin ne kadar yakınına bilmiyorum ama, kıyısına gelip, virajı alabilip, direksiyonu toparlayanlardan. Hep söylüyorum: Yırtanlar için konuşmak kolay. Basit değil asla; ama kolay. ‘Artık’, en azından. Gelen kötü şeyle hem empati yapabilip, hep dibini görmeyip, aynı anda hem şanslı hem suçlu hissetmek değil kolay olan tabi. Konuşmak kolay. Bölge gri. Bölge karışık. Hiç bir şey aynı değil gibi, ama aynı da. O alınacak zannedilen dersler, yaşanacak zannedilen değişimler, hayata daha farklı bakmalar, daha fazla mutlu olmalar, daha az üzülmeler… Yani kısaca “akıllanmalar…” Yok. Yoksa var mı? Dedim ya, gri. Dünyanın tüm güzelliğine karşın insanoğlunun çirkinliğine, insanoğlunun tüm güzelliğine karşın bazılarının iğrençliğine, büyük resmi görüp aslında kimseye kızamama hissine karşın tahammülün bittiği hissine, doğanın ve evrenin mükemmelliğini görüp her şeyin saçma olması hissine karşın günlük insanî dertlere, çekip gitme isteğine karşın kalıp direnme dürtüsüne, öğrenerek büyüdüğünü bilmeye rağmen, bilmeyerek daha mutlu olmayı istemeye… Bunların hepsine ‘yaşamak’ demişken, üstüne eklenen, “unutmaman gereken” veya “kendine sürekli hatırlatman gereken” evren için küçük, senin için aslında çok büyük bir cümlen daha oluyor. İşte: “Sen, yırttın.” 2 sene önce bu zamanlar, “Holley! Mutant olma ihtimaline en çok yaklaştığım an” diyerek, bünyemin tüm fantastikliğini duruma yükleyip, sonradan fark edip hayran kalacağım savunma mekanizmamla o kurşun kaplı odaya girmiştim. Fotoğrafı babam çekmiş. Doktor bana, sonraki 2 gün boyunca yaşayacaklarımı anlatırken, annem ve babama da artık ufak ufak vedalaşmalarını söylüyordu. Babam da “eminim yaşlı gözlerle” kaydetmiş bu anı. El sallıyorum. Hiç hatırlamıyorum.”


