Ana SayfaÜnlülerBülent Ortaçgil: Ben sadece, müzikle yaşayabilmek istedim

İlgili Postlar

Bülent Ortaçgil: Ben sadece, müzikle yaşayabilmek istedim

‘Benimle Oynar Mısın?’ ile hayatımıza giren besteci, söz yazarı ve yorumcu Bülent Ortaçgil, yayımladığı 7 solo albümle müziğin efsanelerinden. Eski akademisyen ve yeni müzisyen Mahmut Çınar ise Ortaçgil ile usta sanatçının hayatını konu alan bir söyleyişi gerçekleştirdi ve kitaplaştırdı. Adını ‘Bu Su Hiç Durmaz’dan alan, kitap üzerine Ortaçgil’le ve Çınar’la konuşuldu. İşte çok konuşulacak o röportaj…

Bülent Ortaçgil Kimdir?

“Bu Su Hiç Durmaz”

Kadıköy’de Mahmut Çınar’ın Bülent Ortaçgil ile yaptığı nehir söyleşiden oluşan kitabı ‘Bu Su Hiç Durmaz’ üzerine 27 Haziran Çarşamba günü gerçekleşecek. İkili, İnkılap Yayınları etiketiyle yayımlanan ‘Bu Su Hiç Durmaz’ hakkında soruları Kadıköy Mecra’da yanıtlayacak….

Adını, Bu Su Hiç Durmaz’dan alan kitap üzerine Bülent Ortaçgil’le ve Mahmut Çınar’la Yapılan Röportaj…

Ortaçgil kitabı yapma fikri nasıl gelişti?

Mahmut Çınar: Aslında fantastik bir fikirdi başlarda. O duygunun, fikrin, bir anda geldiğini hatırlıyorum. “Yahu aslında olmayacak şey değil” diye düşünüp, reddedilebileceğimi de hesaplayıp bir maceraya atıldım diyelim. Bülent Ağabey’e ulaştığımda, ki kitabın girişinde bu öyküyü anlatıyorum, önce biraz şüpheyle yaklaştı, sonra Bozburun’da buluştuk, ikna oldu ve proje gerçeğe dönüştü. Yani aslında bu fikrimin gerçekleşebileceğini, Bülent Ağabey “Olur, yapalım” diyene kadar çok da idrak edememiştim.

Ortaçgil’in yıllarca tanımadığı, varlığından haberdar olmadığı şarkı arkadaşıydım onun. E durum böyle olunca ben de elimden gelen şeylerden en az biriyle ona bir hediye vermek, bana, bize kattıklarını ufacık da olsa bir hediyeyle karşılamak istedim. Bir de tabii bir şekilde adımı onun adının yanında görebileceğim bir işe imza atmak, Ortaçgil’le mesai yapacak olmanın heyecanı var. Bu heyecanla, biraz da deli özgüveniyle giriştim. Bülent Ağabey’i ikna etmeye çalışırken bunu açıkça ortaya koydum, “Bu kitap seninle ilgili olduğu kadar benimle de ilgili” dedim mesela. O da anladı…

Böylesi bir kitap fikrini kabul etmek size neler hissettirdi?

Bülent Ortaçgil: Benim için birinin araştırma yapıyor olması, kenarda köşede kalmış bilgilerin paylaşılacak olması güzel bir şey. Memnun oldum. Esas çabayı ben göstermeyeceğim için de ayrıca memnun oldum (Gülüyor). Çünkü benim işim orada doğru dürüst sorular karşısında samimi, içten ve spontane cevaplar vermek.

Çalışmalar ne kadar sürdü?

M.Ç.: 2016’nın ocak ayının sonunda söyleşilere başladık. Bazen haftada bir, bazen iki, bazen de iki haftada bir görüştük uygunluk durumlarımıza göre. Bülent Ağabey bir süre sonra bu rutine alıştı, ikimiz için de zihin açıcı, yaratıcı, rahatlatıcı sohbetlere, seanslara dönüştü söyleşilerimiz. Sanıyorum mayıs gibi bitmişti. Son olarak aynı yılın haziran ayında bir kez daha Bozburun’da ziyaret ettim kendisini ki kitabın son birkaç sayfasını kapsayan söyleşiyi burada, Bozburun’da gerçekleştirdik. Sezen Aksu, Yekta Kopan, Orhan Kahyaoğlu, Banu Güven ve Haydar Ergülen’den yazıları çok sonra, artık söyleşilerin bittiği, kurgulandığı ve kitabın hazırlanmaya başladığı süreçte istedim.

Peki bu düzeyde samimiyet istediğiniz bir şey miydi?

B.O.: Ben dışarıdan bakıldığı zaman son derece soğuk ve insanları iten, fazla kibirli görünen bir adamım. Beni ilk tanıyan insanlar öyle karar veriyor. Yakınıma gelen insanlar eğer samimiyse o zaman benim de davranışım hiç de öyle herkesin beklediği gibi olmuyor. Ben de samimi davranıyorum. Bütün bildiklerimi paylaşmak istiyorum. Hafızam el verdiğince içten davranıyorum. Dolayısıyla kitap teklifi ilk geldiğinde başta uyanan şüphe şuydu: Karşımdaki kimdir? Nasıl davranacak, ne soracak, neyi ön plana çıkaracak? Ama 5-5,5 ay Mahmut da konuştukça karşılıklı samimiyeti yakaladık. Eğer öyle olmasaydı kısa keserdim. Ama öyle olmadı. Mahmut gibi birinin benim müzikal hayatımın ayrıntılarıyla bilmesi, iletişimci biri olması benim işimi kolaylaştırdı. Bana çok soru soruldu ve ben de bir sürü cevap verdim.

Ülkemizde genelde sanatçılar yaşarken değer görmemekten şikâyet eder. Bu tür kitap çalışmaları vs. bunu engelleyen işler midir?

B.O.: Ben başlarda kendimi başka bir klasmanda tutuyordum. Anlaşılmayacağım, müzisyen olamayacağım ve hiçbir zaman para kazanamayacağım falan diyordum. Ama yıllar geçtikçe Türkiye bir şekilde kent ve bireyci bir müziğe ya da benim yaptığım işi yaşatacak bir kültürel ortama doğru evirildi. Bunu ben yönetmedim. Türkiye öyle evrildi. Bu da benim işime geldi. Ve ben hiç anlaşılmadığımı falan düşünmedim. Hatta haddinden fazla anlaşıldığımı bile düşünebilirim. Müzikle yaşayabildim, şarkılarımı hiçbir devlet sansürüne ya da otosansüre uğratmadan istediğim gibi yapabildim. Bunlarla bir yaşam kurabildim. Ben, ailem, evim olabildi. Hepsi şarkılarla oldu. Ayrıca saygı da gördüm. Albümler yapıldı. Dolayısıyla ben kendimi öyle görmüyorum. Ama bir müzisyenin hayatıyla ilgili ayrıntı bir kitapla, o sanatçının hayatına ilgi duyanlara güzel bir doküman bırakmış oluyorsun. Her müzisyen için böyle bir şey yapılmış olsa insanın hayatının karanlık bölümleri ve ne hakkında ne düşündüğü ortaya çıkmış olur.

M.Ç.: Ortaçgil, özellikle müzikten anlayan, müzisyen olan, iyi müzik dinlemeye çalışan insanlar açısından çok değer verilen, kıymeti bilinen bir isim. Geçen gün Hüsnü Arkan kitapla ilgili bir tweet atmış, bunu, müzikte günümüzün öyküsünü yazmayı bir cesaret örneği olarak gördüğünü söylemiş. Buna katılıyorum. Efsanelere inanmıyorum; insanlara, yapıtlara efsane boyutu katmaya çalışanları da anlamıyorum. Dolayısıyla bir öyküyü yazmak için o öykünün kahramanının uzak bir efsane olmasını beklemenin anlamlı olmadığını düşünüyorum. Ortaçgil’in bizim için değeri, zamana ihtiyaç duymayan bir değer; bu bütün değerli sanatçılar için geçerli. O yüzden böyle çalışmaların, sanatçı aktif sanat hayatının içindeyken yapılması, onun da kendini doğru anlatabilmesi açısından daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum.

Sezen Aksu’nun kitaba yazdığı yazıda da böyle bir şey vardı. “Bülent aslında kendini has tutmaya çalıştı” diye. Haydar Ergülen ise Hürriyet’e yazdığı yazıda benzer bir şey söylemişti. Meşhur olmak değildi derdi diyor.

B.O.: Evet, ben sadece müzikle yaşayabilmek istedim. Meşhur olmak, tanınmak değildi. Hep söylüyorum, içe kapanık bir herifim, suratımın tanınmasından, sağdan soldan rağbet görmekten hiç haz etmem. Dolayısıyla meşhur olmak, bilinir olmak azapla eş değer bir şey. Hiçbir zaman öyle bir şey istemedim. Bir tek şey istedim, şarkı yaparak bir yaşam kurabileyim. Bu tür lafları edebilen biri, böyle bir sözel, müzikal dünyası olan biri eğer bunlarla yaşayamıyorsa demek ki dünya yaşanabilecek bir yer değildir. Bunu yapabildiğim için son derece mutluyum. Her zaman söyledim çok mutlu bir adamım bu konuda. Hiçbir zaman içimde ukdeler kalmadı. Tüh, vah, keşkelerim hiç olmadı.

Otosansür var mıydı söylediklerinizde?

B.O.: Ben otosansür uygulayan birisi değilim. Hele karşımdaki insan rahat olursa, doğru dürüst bir şeyler sorarsa hiç uygulamam. Ama tanımadığım insanlara sansür bile uyguluyorum. Onunla konuşmam bile olur biter. Burada öyle bir şey yok. Özel hayatımda belki de daha fazla ayrıntıyı konuştuğum zaman başıma gelecek şeylerden çekinmiş olabilirim. Yalan söyleyemeyeyim. Ama bu da kimseyi ilgilendiren bir şey değil. Burada önemli olan benim hayatımın kaba hatlarını bilmesi. Bu güzel. Ama o şarkılar, o şarkıların hikâyelerini bilmesi daha da güzel. Soruyu soran öyle bir şekilde soruyor ki, çekincelerin bile kalmıyor.

Siz Ortaçgil’in kendini sansürleyebileceğini hiç düşündünüz mü?

M.Ç.: Düşündüm tabii. Ama doğrusunu istersen sohbet boyunca çok dikkatliydim. Ortaçgil’in yaşam ve iletişim tarzının, gereksiz özel hayat bilgilerini böyle bir kitapta ortaya dökmeyecek bir tarz olduğunu biliyordum. Bu benim de tercih ettiğim bir şeydi. Yine de hangi konudan bahsediyorsanız bahsedin, işin içine başka insanlar girince, varolan gerilimler, aksilikler, sorunlar da hikâyeye yansıyor. Bence biz o dengeyi iyi kurduk.

Teoman ile ilgili 2004 konseriniz için, “Yani ya çocuk fazla uğraşmadı ya da bizim gibi görmüyor olayı. Bizim harcadığımız mesaiyi de harcamadı” diyorsunuz. Pişmanlığınız var mı o konser için?

B.O.: Bunu daha fazla kurcalamak istemem. Otosansürsüz aklımdan geçeni söyledim. Teoman hakkında kötü bir şey söylemedim. Teoman’ı da çok severim ve çok da başarılı bulurum. Onu magazin malzemesi ben bari yapmayayım. Başkaları yapsın. İnsanlar çok merak ediyor böyle şeyleri. Kim kimle çatıştı, hakkında ne söyledi? Niye öyle dedi? Bunlar ucuz magazin malzemeleri. Ben Teoman’la yaptığım o albüm ve konserden son derece keyif aldım. Neden pişman olayım ki? Ama her çalışmanın içinde eleştirilecek yanlar vardır ve o çalışmaya katılanlar da o eleştirilerde bulunurlar. Ne var yani bunda? Gayet doğal. Arkadaşlar arkadaşları kötü söz söylemez mi yani?

Kitap tamam olunca kafanızdaki Ortaçgil portresi nasıl bir hale geldi?

M.Ç.: Vallahi klişe olacak belki ama, gerçek bu. Ortaçgil’i ben çok sevdim. Şimdi daha iyi tanıdıkça, arkadaşlık, ağabeylik mesaisine girince daha da seviyorum. Hakikaten bilgece bir duruşu, anlayışı, hayata bakışı var. O şarkılardaki derinlik bence yapılmış, kurulmuş bir derinlik değil, hakiki, samimi bir derinlik. Haydar Ergülen onun için “huysuz nebi” diyor. Ben huysuzluk değil de mesafe diyorum. Onun insanlarla kurduğu mesafenin doğallığına hayranım.

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler