Sinema ve televizyon dünyasında bazı mekânların adı çekilen yapımlardan çok başına gelenlerle anılıyor. Arka arkaya yaşanan yangınlar, kazalar ve talihsizlikler, kimi stüdyo ve platoların “uğursuz” olarak damgalanmasına yol açtı. Peki bu söylencelerin gerisinde ne var: Lanet mi, tesadüf mü, yoksa göz ardı edilen güvenlik zafiyetleri mi? İşte set dünyasının en çok konuşulan mekân efsaneleri.
Hollywood’un Perili Sahnesi: Universal’ın 28 Numaralı Platosu
Dünya sinemasının en ünlü “uğursuz mekân” söylencesi, Universal Stüdyoları’nın 28 numaralı platosuna aitti. 1925 yapımı “Operadaki Hayalet” filmi için inşa edilen dev opera dekoru, on yıllar boyunca sökülmeden korundu ve bu süre içinde platoda çalışanlar arasında tuhaf sesler duyulduğuna, ışıkların kendiliğinden yanıp söndüğüne dair anlatılar kulaktan kulağa yayıldı. Söylenceye göre platoda filmin efsanevi başrol oyuncusu Lon Chaney’nin “hayaleti” dolaşıyordu. Stüdyo tarihçilerinin “Hollywood’un en perili mekânı” olarak andığı plato, 2014 yılında yıkıldı; ancak efsanesi bugün hâlâ stüdyo turlarında anlatılıyor.
Alevlerin Yakasını Bırakmadığı Filmler
Sinema tarihinde bazı yapımlar, çekildikleri mekânlarda yaşanan olaylarla “lanetli film” listelerinin demirbaşı haline geldi. 1973 yapımı “Şeytan” (The Exorcist) bunların başında geliyor: Çekimler sırasında ana dekorun büyük bölümü nedeni tartışmalı bir yangında kül olunca, sette olağanüstü bir güç arandığına dair söylentiler alevlendi. Yapım ekibi yangını elektrik arızasına bağlasa da, filmin konusuyla birleşen bu olay “Şeytan laneti” anlatısının çıkış noktası oldu.

Benzer bir söylence 1976 yapımı “The Omen” (Kehanet) çevresinde de örüldü. Filmin hazırlık ve çekim sürecinde ekip üyelerinin bindiği uçaklarda yaşanan aksilikler ve art arda gelen talihsizlikler, dönemin basınında “kehanet laneti” başlıklarıyla yer buldu. Rasyonel açıklama ise basitti: Yüzlerce kişinin aylarca çalıştığı büyük prodüksiyonlarda münferit aksiliklerin yaşanması istatistiksel olarak kaçınılmazdı; ancak filmin teması, her olayın “işaret” olarak okunmasına zemin hazırlıyordu.
New York’un En Karanlık Adresi: Dakota Binası
“Uğursuz mekân” söylenceleri yalnızca stüdyolarla sınırlı değil. New York’taki tarihi Dakota Binası, 1968 yapımı “Rosemary’nin Bebeği” filmine dış mekân olarak ev sahipliği yaptıktan yıllar sonra, 1980’de John Lennon’ın binanın önünde öldürülmesiyle bambaşka bir anlam kazandı. Filmin karanlık konusuyla gerçek trajedinin aynı adreste buluşması, binayı popüler kültürün en çok konuşulan “işaretli” mekânlarından biri haline getirdi.
Türkiye’den Güncel Bir Örnek: İki Kez Yanan Köşk
Türkiye’de de bazı yapımların mekânlarıyla ilgili benzer tartışmalar yaşandı. Bunun en güncel örneği, “Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar” dizisi oldu. Aralık 2024’te dizinin Kartal’daki platosunda gece saatlerinde çıkan yangında, yapım için inşa edilen Şakir Paşa Köşkü dekoru tamamen kül oldu; yapım şirketi sabotaj ihtimalinin de araştırıldığını duyurdu. Aylar sonra, Nisan 2025’te bu kez dizinin Büyükada’daki çekim mekânında ikinci bir yangın çıktı ve bu yangında bir set çalışanı hayatını kaybetti.

Aynı yapımın iki ayrı mekânında kısa aralıklarla yangın çıkması sosyal medyada “uğursuzluk mu?” tartışmalarını başlatsa da, sektör temsilcileri dikkatin başka bir noktaya çekilmesi gerektiği görüşünde: Türkiye’de set ve plato güvenliği. Uzmanlara göre ahşap dekorlar, yoğun elektrik ekipmanı ve uzun çalışma saatlerinin bir araya geldiği setlerde asıl mesele batıl inanç değil, iş güvenliği önlemlerinin yeterliliği. Nitekim yaşanan can kaybı, tartışmanın “lanet” söyleminden çıkıp set çalışanlarının koşullarına odaklanmasına yol açtı.
Yeşilçam’dan Bugüne: Setlerin Kendi İnanç Dünyası
Türk sinema ve dizi sektöründe mekânlara dair söylencelerin yanında, köklü set ritüelleri de varlığını sürdürüyor. Yeşilçam döneminden bu yana birçok yapımda çekimlere başlamadan önce kurban kesilmesi, sete dua ile girilmesi ve ilk klaketin “uğuruna” özel önem verilmesi yaygın bir gelenek. Eski set emekçilerinin anlatımlarına göre, uzun süre boş kalan tarihi köşk ve yalılarda yapılan gece çekimleri de ekipler arasında her zaman tedirginlikle karşılanır, bu mekânlar hakkında kulaktan kulağa hikayeler dolaşırdı.
Lanet mi İstatistik mi?
İnsan zihni rastlantısal olayları anlamlı bir hikayeye bağlama eğiliminde. Yüzlerce kişinin, ağır ekipmanla ve zaman baskısı altında çalıştığı setlerde kazaların yaşanması istatistiksel bir gerçek ancak bu olaylar karanlık temalı bir yapımda ya da hikayesi zaten dramatik bir mekânda yaşandığında, “lanet” anlatısına dönüşmesi çok daha kolay oluyor.
Yine de bir gerçek değişmiyor: Kameralar kayıttayken yaşanan her talihsizlik, o mekânın adının bir söylenceyle anılmasına yetiyor. Ve bu hikayeler çekildikleri filmlerden bile uzun ömürlü olabiliyor.

