Ana Sayfa Blog Sayfa 51

Enis Arıkan’ın “Ah Geceler” Şovunu Hatırlayalım

Türk televizyonunun en eğlenceli anları arasında yerini alan performanslardan biri de Enis Arıkan’ın TV8 ekranlarında sergilediği “Ah Geceler” şovu olmuştu. Eğlenceli tavırları, dansları ve Seda Sayan’ın unutulmaz şarkısına getirdiği kendine özgü yorumuyla izleyenleri kahkahaya boğan Arıkan, o performansıyla uzun süre sosyal medyada konuşulmuştu.

Sahneye Çıktığı Anda Gecenin Yıldızı Oldu

Sahneye Çıktığı Anda Gecenin Yıldızı Oldu

Program boyunca enerjisiyle dikkat çeken Enis Arıkan, “Ah Geceler” performansında hem dans etti hem de şarkıyı eğlenceli mimikleriyle süsledi. Stüdyodaki izleyiciler ve jüri üyeleri kahkahalarını tutamazken, performans kısa sürede gecenin en çok konuşulan anlarından biri haline geldi.

Sosyal Medyada Milyonlarca Kez Paylaşıldı

Sosyal Medyada Milyonlarca Kez Paylaşıldı

Programın ardından performansa ait görüntüler sosyal medya platformlarında hızla yayıldı. Özellikle Instagram, X ve TikTok’ta binlerce kullanıcı videoyu paylaşırken, “Enis Arıkan yine döktürdü”, “Defalarca izlenir” ve “Her izleyişte aynı kahkaha” yorumları dikkat çekmişti.

Seda Sayan Şarkısına Eğlenceli Yorum

Enis Arıkan, Seda Sayan’ın hafızalara kazınan “Ah Geceler” şarkısını kendine has sahne tarzıyla yorumladı. Mizahi dokunuşları ve doğal tavırları sayesinde performans, yalnızca bir müzik gösterisi olmaktan çıkıp izleyenlere keyifli anlar yaşatan unutulmaz bir şova dönüştü.

Seda Sayan Şarkısına Eğlenceli Yorum

Aradan Yıllar Geçse De Unutulmuyor

Televizyon ekranlarında zaman zaman yeniden paylaşılan bu performans, aradan geçen zamana rağmen hâlâ izlenmeye devam ediyor. Sosyal medyada nostalji videoları arasında sık sık karşılaşılan “Ah Geceler” şovu, Enis Arıkan’ın en çok hatırlanan televizyon performanslarından biri olmayı sürdürüyor. Eğlenceli anlarıyla hafızalara kazınan gösteri, bugün bile izleyenleri gülümsetmeye devam ediyor.

Eser Yenenler`in Gizli Yeteneği Ne?

0

Ekranların sevilen isimlerinden Eser Yenenler, bu kez mizahıyla değil, müzik yeteneğiyle gündeme geldi. Başarılı sunucu ve oyuncunun gitar çaldığı anlar sosyal medyada ilgi görürken, birçok kişi Yenenler’in bu yönünü ilk kez öğrendi. Eğlenceli kişiliğiyle tanınan ünlü isim, sahnedeki performansıyla takipçilerinden tam not aldı.

Gitar Performansı Beğeniliyor

Gitar Performansı Beğeniliyor

Uzun yıllardır televizyon dünyasında başarılı projelerde yer alan Eser Yenenler’in gitar çalması, hayranları için sürpriz oldu. Paylaşılan görüntülerde rahat tavırlarıyla gitar çalan Yenenler, müziğe olan ilgisini de gözler önüne serdi. Sosyal medya kullanıcıları, ünlü ismin performansına çok sayıda beğeni ve yorum yaptı.

Sadece Komedyen Değil

Sadece Komedyen Değil

Komedyen, oyuncu ve sunucu kimliğiyle tanınan Eser Yenenler’in müzikle de yakından ilgilendiği öğrenildi. Gitar çalmayı hobi olarak sürdüren Yenenler’in bu yeteneği, sevenleri tarafından takdirle karşılandı. Takipçileri, ünlü ismin farklı yönlerini daha sık görmek istediklerini dile getirdi.

Sosyal Medyada Gündem Oldu

Sosyal Medyada Gündem Oldu

Eser Yenenler’in gitar performansı kısa sürede sosyal medyada yayıldı. “Bu yeteneğini bilmiyorduk”, “Oldukça başarılı çalıyor” ve “Müzik konusunda da iddialıymış” şeklindeki yorumlar dikkat çekerken, paylaşım çok sayıda etkileşim aldı.

Farklı Yönüyle Dikkat Çekti

Televizyon ekranlarında yaptığı espriler ve eğlenceli programlarla tanınan Eser Yenenler, bu kez müzisyen yönüyle adından söz ettirdi. Gitar performansıyla beğeni toplayan ünlü isim, sanatın farklı alanlarına olan ilgisini bir kez daha gösterirken, hayranlarına da keyifli anlar yaşattı.

Zeki Müren Sahnede Neden Öldü?

0

24 Eylül 1996’da TRT İzmir Televizyonu’nun Kültürpark’taki stüdyosunda, Türk müzik tarihinin en sembolik anlarından biri yaşandı. Altı yıllık inzivasının ardından hayranlarıyla yeniden buluşan Zeki Müren, kendisi için düzenlenen törende, kariyerinin başladığı mikrofonu teslim aldıktan dakikalar sonra hayata veda etti. İşte Türkiye’nin unutamadığı o günün öyküsü.

Zeki Müren Ses Sanatçısı

Altı Yıllık Sessizlik

Türk sanat müziğinin “Sanat Güneşi” Zeki Müren, 1990’lı yılların başından itibaren sahnelerden ve kamuoyunun gözünden uzaklaşmıştı. Kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığıyla mücadele eden sanatçı, ömrünün son altı yılını Bodrum’daki evinde geçiriyor, bu dönemi kendi ifadesiyle “kendini dinlemek” olarak tanımlıyordu.

Bir dönem Türkiye’nin en çok dinlenen sesi olan, plakları ülkenin ilk altın plak ödülünü kazanan ve 1991’de “Devlet Sanatçısı” unvanına layık görülen Müren’in bu uzun sessizliği, hayranları arasında hem merak hem de endişe yaratmıştı. Nadiren objektiflere yansıyan görüntüleri, her seferinde gazetelerin birinci sayfasına taşınıyordu.

TRT’den Gelen Davet

1996 yılının Eylül ayında TRT, usta sanatçı için özel bir program hazırlığındaydı. Vefatından yalnızca iki hafta önce, 10-12 Eylül tarihlerinde “Batmayan Güneş Zeki Müren” belgeseli ekrana gelmiş; ardından sanatçının İzmir’deki stüdyoda düzenlenecek törene katılması kararlaştırılmıştı.

Müren o dönemde sağlık sorunlarına rağmen müziğe dönüş hazırlığındaydı: Ajda Pekkan, Muazzez Abacı ve Muazzez Ersoy’la düetlerin yer alacağı yedi şarkılık yeni bir albüm üzerinde çalışıyordu. Ancak bu proje hiçbir zaman tamamlanamayacaktı.

zeki muren sahne

24 Eylül 1996: Kültürpark’taki Stüdyo

O çarşamba günü Zeki Müren, Bodrum’dan İzmir’e geldi. TRT İzmir Televizyonu’nun Kültürpark’taki stüdyosunda kendisi için düzenlenen törende, yılların yorgunluğuna rağmen her zamanki titizliğiyle hazırlanmış, sahne ciddiyetinden ödün vermemişti.

Törenin en duygusal anı, sanatçıya kariyerinin simgesi sayılan bir hediyenin takdim edilmesiydi: Radyo yıllarında şarkılarını seslendirdiği mikrofon. 1951’de İstanbul Radyosu’nun ses yarışmasında 186 aday arasından birinci çıkarak mikrofon başına geçen ve o günden sonra Türkiye’nin sesi haline gelen Müren için bu, bir ömrün başlangıç noktasına dönmek anlamına geliyordu.

zeki müren trt1 son sahnesi

Ancak bu buluşma aynı zamanda bir veda oldu. Mikrofonu teslim almasının ardından rahatsızlanan sanatçı, geçirdiği kalp krizi sonucu stüdyoda hayatını kaybetti. Sanat Güneşi, 64 yaşında, tıpkı yıllardır dile getirdiği gibi sahnede, ışıkların altında veda etmişti.

Türkiye Yasa Boğuldu

Haber, akşam saatlerinde tüm ülkeye yayıldı. Televizyon kanalları yayın akışlarını değiştirdi, ertesi günün gazeteleri manşetlerini Sanat Güneşi’ne ayırdı. Türkiye, kırk beş yıl boyunca radyolardan, plaklardan, gazino sahnelerinden ve beyaz perdeden evlerine konuk olan bir efsaneyi kaybetmenin şokunu yaşıyordu.

Sanatçının cenazesi, memleketi Bursa’ya götürüldü. Ulu Cami’de kılınan cenaze namazının ardından, on binlerce kişinin katıldığı törenle Emir Sultan Mezarlığı’nda toprağa verildi. Bursa sokakları, “Paşa”sını son yolculuğuna uğurlamak isteyenlerle doldu.

Zeki Müren Cenaze

Ardında Bıraktığı Miras

Zeki Müren’in vefatının ardından açılan vasiyeti, Türkiye’yi bir kez daha duygulandırdı. Sanatçı, tüm mal varlığını Türk Eğitim Vakfı (TEV) ile Mehmetçik Vakfı’na eşit olarak bağışlamıştı. TEV bünyesinde kurulan Zeki Müren Fonu’ndan bugüne dek binlerce öğrenciye burs sağlandı; iki vakıf 2002’de Bursa’da Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi’ni hayata geçirdi.

Son yıllarını geçirdiği Bodrum’daki evi ise 2000 yılında müzeye dönüştürüldü. Sahne kostümlerinin, kişisel eşyalarının ve fotoğraflarının sergilendiği Zeki Müren Sanat Müzesi, bugün hâlâ yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğruyor.

Sahnede Doğan Sahnede Batan Güneş

Kibrit kutusundan yaptığı oyuncak mikrofonla şarkı söyleyen Bursalı bir çocuğun, Türkiye’nin en büyük ses efsanesine dönüşen hikayesi, başladığı yerde sona erdi.

Her 24 Eylül’de Bursa’daki kabri ve Bodrum’daki müzesi ziyaretçilerle dolan Zeki Müren, aradan geçen otuz yıla yaklaşan sürede ne repertuvarlardan ne de hafızalardan silindi. “Sanat Güneşi” unvanını taşıyan tek isim olarak, Türk müzik tarihindeki yerini koruyor.

Uğursuz Sayılan Sinema Setler ve Platoları

0

Sinema ve televizyon dünyasında bazı mekânların adı çekilen yapımlardan çok başına gelenlerle anılıyor. Arka arkaya yaşanan yangınlar, kazalar ve talihsizlikler, kimi stüdyo ve platoların “uğursuz” olarak damgalanmasına yol açtı. Peki bu söylencelerin gerisinde ne var: Lanet mi, tesadüf mü, yoksa göz ardı edilen güvenlik zafiyetleri mi? İşte set dünyasının en çok konuşulan mekân efsaneleri.

Hollywood’un Perili Sahnesi: Universal’ın 28 Numaralı Platosu

Dünya sinemasının en ünlü “uğursuz mekân” söylencesi, Universal Stüdyoları’nın 28 numaralı platosuna aitti. 1925 yapımı “Operadaki Hayalet” filmi için inşa edilen dev opera dekoru, on yıllar boyunca sökülmeden korundu ve bu süre içinde platoda çalışanlar arasında tuhaf sesler duyulduğuna, ışıkların kendiliğinden yanıp söndüğüne dair anlatılar kulaktan kulağa yayıldı. Söylenceye göre platoda filmin efsanevi başrol oyuncusu Lon Chaney’nin “hayaleti” dolaşıyordu. Stüdyo tarihçilerinin “Hollywood’un en perili mekânı” olarak andığı plato, 2014 yılında yıkıldı; ancak efsanesi bugün hâlâ stüdyo turlarında anlatılıyor.

Alevlerin Yakasını Bırakmadığı Filmler

Sinema tarihinde bazı yapımlar, çekildikleri mekânlarda yaşanan olaylarla “lanetli film” listelerinin demirbaşı haline geldi. 1973 yapımı “Şeytan” (The Exorcist) bunların başında geliyor: Çekimler sırasında ana dekorun büyük bölümü nedeni tartışmalı bir yangında kül olunca, sette olağanüstü bir güç arandığına dair söylentiler alevlendi. Yapım ekibi yangını elektrik arızasına bağlasa da, filmin konusuyla birleşen bu olay “Şeytan laneti” anlatısının çıkış noktası oldu.

the exorcist set yangını

Benzer bir söylence 1976 yapımı “The Omen” (Kehanet) çevresinde de örüldü. Filmin hazırlık ve çekim sürecinde ekip üyelerinin bindiği uçaklarda yaşanan aksilikler ve art arda gelen talihsizlikler, dönemin basınında “kehanet laneti” başlıklarıyla yer buldu. Rasyonel açıklama ise basitti: Yüzlerce kişinin aylarca çalıştığı büyük prodüksiyonlarda münferit aksiliklerin yaşanması istatistiksel olarak kaçınılmazdı; ancak filmin teması, her olayın “işaret” olarak okunmasına zemin hazırlıyordu.

New York’un En Karanlık Adresi: Dakota Binası

“Uğursuz mekân” söylenceleri yalnızca stüdyolarla sınırlı değil. New York’taki tarihi Dakota Binası, 1968 yapımı “Rosemary’nin Bebeği” filmine dış mekân olarak ev sahipliği yaptıktan yıllar sonra, 1980’de John Lennon’ın binanın önünde öldürülmesiyle bambaşka bir anlam kazandı. Filmin karanlık konusuyla gerçek trajedinin aynı adreste buluşması, binayı popüler kültürün en çok konuşulan “işaretli” mekânlarından biri haline getirdi.

Türkiye’den Güncel Bir Örnek: İki Kez Yanan Köşk

Türkiye’de de bazı yapımların mekânlarıyla ilgili benzer tartışmalar yaşandı. Bunun en güncel örneği, “Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar” dizisi oldu. Aralık 2024’te dizinin Kartal’daki platosunda gece saatlerinde çıkan yangında, yapım için inşa edilen Şakir Paşa Köşkü dekoru tamamen kül oldu; yapım şirketi sabotaj ihtimalinin de araştırıldığını duyurdu. Aylar sonra, Nisan 2025’te bu kez dizinin Büyükada’daki çekim mekânında ikinci bir yangın çıktı ve bu yangında bir set çalışanı hayatını kaybetti.

şakir paşa köşkü yangını

Aynı yapımın iki ayrı mekânında kısa aralıklarla yangın çıkması sosyal medyada “uğursuzluk mu?” tartışmalarını başlatsa da, sektör temsilcileri dikkatin başka bir noktaya çekilmesi gerektiği görüşünde: Türkiye’de set ve plato güvenliği. Uzmanlara göre ahşap dekorlar, yoğun elektrik ekipmanı ve uzun çalışma saatlerinin bir araya geldiği setlerde asıl mesele batıl inanç değil, iş güvenliği önlemlerinin yeterliliği. Nitekim yaşanan can kaybı, tartışmanın “lanet” söyleminden çıkıp set çalışanlarının koşullarına odaklanmasına yol açtı.

Yeşilçam’dan Bugüne: Setlerin Kendi İnanç Dünyası

Türk sinema ve dizi sektöründe mekânlara dair söylencelerin yanında, köklü set ritüelleri de varlığını sürdürüyor. Yeşilçam döneminden bu yana birçok yapımda çekimlere başlamadan önce kurban kesilmesi, sete dua ile girilmesi ve ilk klaketin “uğuruna” özel önem verilmesi yaygın bir gelenek. Eski set emekçilerinin anlatımlarına göre, uzun süre boş kalan tarihi köşk ve yalılarda yapılan gece çekimleri de ekipler arasında her zaman tedirginlikle karşılanır, bu mekânlar hakkında kulaktan kulağa hikayeler dolaşırdı.

Lanet mi İstatistik mi?

İnsan zihni rastlantısal olayları anlamlı bir hikayeye bağlama eğiliminde. Yüzlerce kişinin, ağır ekipmanla ve zaman baskısı altında çalıştığı setlerde kazaların yaşanması istatistiksel bir gerçek ancak bu olaylar karanlık temalı bir yapımda ya da hikayesi zaten dramatik bir mekânda yaşandığında, “lanet” anlatısına dönüşmesi çok daha kolay oluyor.

Yine de bir gerçek değişmiyor: Kameralar kayıttayken yaşanan her talihsizlik, o mekânın adının bir söylenceyle anılmasına yetiyor. Ve bu hikayeler çekildikleri filmlerden bile uzun ömürlü olabiliyor.

Ünlülerin Çocukluk Fotoğrafları

Ünlü isimler bugün milyonlarca hayranın yakından takip ettiği yıldızlar olsa da onların da çocukluk yıllarına ait birbirinden samimi kareleri bulunuyor. Sosyal medyada zaman zaman paylaşılan eski fotoğraflar, hem hayranlarını şaşırtıyor hem de nostaljik anlar yaşatıyor. İşte çocukluk fotoğraflarıyla gündem olan ve değişimleriyle dikkat çeken ünlü isimler.

  • Hande Erçel' in çocukluğu ve yeğeni Mavi. #handeercel #handeerçel #sençalkapımıHande Erçel
  • Başarılı oyuncu Hande Erçel’in çocukluk yıllarına ait fotoğrafları, hayranlarından büyük ilgi görüyor. Küçük yaşlardan itibaren dikkat çeken gülümsemesini koruyan Erçel’in değişimi sosyal medyada sık sık konuşuluyor.
  • Kıvanç Tatlıtuğ'un çocukluk fotoğrafı ortaya çıktı; oğlu Kurt Efe ile benzerlikleri gündem oldu - Foto GalerisiKıvanç Tatlıtuğ
  • Türkiye’nin en sevilen oyuncularından Kıvanç Tatlıtuğ’un çocukluk kareleri de zaman zaman gündeme geliyor. Sarı saçları ve sempatik tavırlarıyla dikkat çeken ünlü oyuncunun yıllar içindeki değişimi hayranlarının beğenisini topluyor.
  • Çocukluk karesini takipçileriyle paylaşan Hadise, geçmişe götürdü. . . ❓ Sizce Hadise, ne kadar değişmiş? . . #hadiseacikgoz #hadiseteam #hadise #cocukluk #eski #anılar #degisim #magazin #magazinburadanetHadise
  • Ünlü şarkıcı Hadise’nin çocukluk fotoğrafları, bugünkü tarzından oldukça farklı görüntüler içeriyor. Belçika’da geçen çocukluk yıllarından kalan kareler, sanatçının sosyal medya hesaplarında da zaman zaman paylaşılıyor.
  • Burak Özçivit - Hareketli Çocukluk FotoğrafıBurak Özçivit
  • Ekranların sevilen oyuncusu Burak Özçivit’in çocukluk fotoğrafları, hayranlarının en çok ilgi gösterdiği kareler arasında yer alıyor. Küçük yaşlardan itibaren dikkat çeken yüz hatları, sosyal medyada sıkça yorum alıyor.
  • Fahriye Evcen'in çocukluk fotoğrafı sosyal medyayı salladıFahriye Evcen
  • Başarılı oyuncu Fahriye Evcen’in çocukluk yıllarına ait kareleri de sık sık gündeme geliyor. Hayranları, ünlü oyuncunun yıllar geçmesine rağmen doğal güzelliğini koruduğunu belirten yorumlar yapıyor.
  • Kenan İmirzalıoğlu - Hareketli Çocukluk FotoğrafıKenan İmirzalıoğlu
  • Kenan İmirzalıoğlu’nun çocukluk fotoğrafları da zaman zaman sosyal medyada yeniden paylaşılıyor. Ünlü oyuncunun gençlik yıllarından önceki görüntüleri, takipçileri tarafından ilgiyle inceleniyor.
  • Tarkan'ın çocukluk fotoğrafı beğeni topladı - Magazin HaberleriTarkan
  • Megastar Tarkan’ın çocukluk yıllarına ait fotoğraflar da hayranlarının en çok merak ettiği kareler arasında bulunuyor. Sanatçının yıllar içerisindeki değişimi, nostalji sevenlerin dikkatini çekmeye devam ediyor.
  • Acun Ilıcalı, çocukluk fotoğrafını paylaştı - Spor HaberleriAcun Ilıcalı
  • Televizyon dünyasının önde gelen isimlerinden Acun Ilıcalı’nın çocukluk fotoğrafları da sosyal medyada zaman zaman yeniden gündeme geliyor. Eski kareler, takipçileri tarafından büyük ilgi görüyor.

Hülya Avşar’ın Tacı Neden Geri Alındı?

0

Türk magazin tarihinde bazı olaylar vardır ki üzerinden kırk yılı aşkın süre geçmesine rağmen hâlâ konuşulur. Hülya Avşar’ın başına konan ve yalnızca iki gün kalabilen o taç da bunlardan biri. Peki genç bir kızın hayalini süsleyen birincilik nasıl oldu da elinden alındı? Ve daha da ilginci bu kayıp nasıl olup da Türkiye’nin en uzun soluklu şöhret hikayelerinden birinin kapısını araladı?

Sahnede Bir Yıldız Doğuyor

Yıl 1983. Bulvar Gazetesi’nin düzenlediği güzellik yarışmasının finali yapılıyor. Jürinin kararı açıklandığında sahnedeki genç kız sevincini gizleyemiyor; adı o gece bütün Türkiye’nin diline düşüyor: Hülya Avşar.

Balıkesir doğumlu, polis babasının görevi nedeniyle çocukluğu şehir şehir geçmiş bu genç kadın ailesiyle İstanbul’a taşındıktan kısa süre sonra katıldığı yarışmadan birincilikle ayrılmıştı. Her şey bir masal gibi başlamıştı. Ancak masalın bozulması için iki gün yetecekti.

Ortaya Çıkan Gerçek: Gizli Kalan Evlilik

Yarışmanın en katı kurallarından biri açıktı: Katılımcılar hiç evlenmemiş olmalıydı. Oysa Avşar’ın geçmişinde bilinmeyen bir sayfa vardı. Henüz on altı yaşındayken, 1979’da ziraat mühendisi Mehmet Tecirli ile nikâh masasına oturmuş, bu erken yaşta yapılan evlilik kısa sürmüş ve çift 1981’de boşanmıştı.

Hülya Avşar Mehmet Tecirli Evliliği

Taç töreninin üzerinden daha iki gün geçmişken bu evlilik gün yüzüne çıktı. İddialara göre olayı alevlendiren şey, ortaya çıkan bir düğün fotoğrafıydı. Organizasyon için yapılacak tek şey kalmıştı: Kural ihlali gerekçesiyle taç geri alındı ve birincilik ikinci seçilen yarışmacıya devredildi.

Genç Hülya için bu, herkesin önünde yaşanan büyük bir hayal kırıklığıydı. En azından o an öyle görünüyordu.

Taç Gitti Kariyer Geldi

İşin tuhaf tarafı şu: O taç başında kalsaydı Hülya Avşar bugün belki de eski güzeller albümünde solmuş bir fotoğraftan ibaret olacaktı.

Ama taç skandalı Avşar’ın adını öyle bir gündeme oturttu ki, kameralar ondan bir daha hiç ayrılmadı. Daha aynı yıl, 1983’te, Fikret Hakan ve Salih Güney’le başrolü paylaştığı “Haram” filmiyle beyaz perdeye adım attı. Ardından gelenler Türk sinemasının hafızasına kazınan yapımlardı: “Mavi Mavi”, “Fatmagül’ün Suçu Ne?”, cesur sahneleriyle konuşulan “Berlin in Berlin” ve oyunculuğunun takdir topladığı “Salkım Hanım’ın Taneleri”.

Hülya Avşar Gençlik

Sinemayla da yetinmedi. Müziğe el attı; 1995’te çıkardığı “Yarası Saklım” albümü bir milyonu aşan satışıyla kariyerinin zirvelerinden biri oldu. Televizyon programları, iş kadınlığı, tenis kortları derken Avşar, girmediği alan bırakmadı.

Yıllar Sonra Gelen Savunma: “Birincilik Hakkımdı”

Olayın üzerinden yıllar geçse de tartışma tam olarak kapanmadı. Yarışmanın şaibeli olduğu yönündeki iddialara Avşar’ın cevabı hep net oldu: Birinciliği hak ederek kazanmıştı. Dönemin Bulvar Gazetesi sahibi Nazlı Ilıcak da bu görüşü destekleyenler arasındaydı; gazeteci, Avşar’ı yarışma öncesinde tanımadıklarını, katılanlar arasında en güzelinin o olduğunu söyleyerek genç kraliçeye arka çıkmıştı.

Hülya Avşar

Tacı Kaybeden Ama Tahtı Kimseye Bırakmayan Kadın

Bugün geriye dönüp bakınca tablo netleşiyor: Hülya Avşar resmi tacını yalnızca iki gün taşıyabildi ama magazin dünyasındaki tahtından kırk yılı aşkın süredir inmedi. Kimi zaman aşklarıyla, kimi zaman çıkışlarıyla, kimi zaman da tartışma yaratan sözleriyle hep gündemde kaldı.

O iki günlük taç, belki de Türk magazin tarihinin en kârlı kaybıydı. Çünkü Avşar’ın elinden alınan yalnızca bir aksesuar oldu; asıl kraliçelik, yıllar içinde kendi elleriyle inşa ettiği kariyerin ta kendisiydi.

Acun Ilıcalı’nın Eski Eşleri Kimler?

0

Türkiye’nin en başarılı televizyon yapımcılarından ve medya patronlarından biri olan Acun Ilıcalı, sadece projelerle değil, özel hayatıyla da magazinden hiç düşmüyor. Bugüne kadar yaptığı evlilikler, boşanma süreçleri ve çocuklarıyla adından söz ettiren ünlü televizyoncu, geride bıraktığımız yıllarda üç kez yollarını ayırdı, geçtiğimiz dönemde ise dördüncü kez evlendi. İşte magazin dünyasının hafızasından silinmeyen o evlilikler ve Acun Ilıcalı’nın eski eşleri…

1. Seda Başbuğ (1989 – 1993):

Acun Ilıcalı henüz şöhret basamaklarını tırmanmadan, 19 yaşındayken ilk evliliğini Seda Başbuğ ile yaptı. Çiftin bu evlilikten, Ilıcalı’nın en büyük kızı olan Banu Ilıcalı dünyaya geldi. Ancak evlilikleri, Acun Ilıcalı’nın hayatını derinden sarsan anne ve babasını kaybettiği o trajik trafik kazasından bir süre sonra, 1993 yılında anlaşmalı olarak sona erdi. Gözlerden uzak bir hayat yaşamayı tercih eden Seda Başbuğ, sadece kızının düğünü gibi özel aile etkinliklerinde magazin basınının karşısına çıkıyor.

2. Zeynep Yılmaz (2003 – 2016):

Televizyon dünyasında hızla yükseldiği dönemde, 2003 yılında iç mimar Zeynep Yılmaz ile nikah masasına oturdu. Bu evlilik, ünlü yapımcının en uzun süren birlikteliği oldu. Çiftin bu evlilikten Leyla ve Yasemin adında iki kız çocuğu oldu. Yıllarca magazin dünyasının örnek çiftleri arasında gösterilen ikili, 13 yıllık evliliğin ardından 2016 yılında yollarını ayırdı. Başarılı bir iç mimar olan Zeynep Yılmaz, boşanma sonrası dönemde de hem mesleki başarıları hem de asil duruşuyla magazin sayfalarında gündem oluyor.

3. Şeyma Subaşı (2017 – 2018)

Magazin basınının belki de en çok haberini yaptığı, sosyal medyanın en çok konuştuğu isimlerden biri şüphesiz Şeyma Subaşı oldu. Çiftin evlilik öncesinde Melisa adında bir kız çocukları dünyaya geldi. Yıllar süren birlikteliklerinin ardından, 2017 yılında Fransa’nın dünyaca ünlü kasabası St. Tropez’de rüya gibi bir düğünle evlendiler. Ancak bu görkemli evlilik sadece 1 yıl sürdü ve Kasım 2018’de tek celsede bitti. Şeyma Subaşı, boşanma sonrasında da attığı her adım ve yaptığı açıklamalarla magazin gündeminin en üst sıralarında kalmaya devam ediyor.

4. Ayça Çağla Altunkaya (2024- Devam ediyor)

 Acun Ilıcalı, Eylül 2024’te uzun süredir birlikte olduğu Ayça Çağla Altunkaya ile nikah masasına oturarak dördüncü evliliğini gerçekleştirdi. Henüz çiftin çocuğu yok. 

Çağla Şıkel ve Gökhan Özen Aşkı

0

2002 yılının yaz aylarında Türk magazin basını, podyumların gözde mankeni Çağla Şıkel ile dönemin popüler genç pop sanatçısı Gökhan Özen’in sürpriz birlikteliğiyle çalkalandı. İlk başlarda inkâr edilen, ardından kameralar önünde el ele doğrulanan bu kısa süreli ilişki, hem aralarındaki belirgin boy farkı hem de ortaya atılan ağır “reklam aşkı” iddiaları nedeniyle Türk magazin tarihinin en çok konuşulan olaylarından biri haline geldi.

Kameralardan Kaçış ve İtiraf

2002 yılında yeni albüm hazırlığında olan popçu Gökhan Özen ve manken Çağla Şıkel, eğlence mekanlarında birlikte görüntülenmeye başladı. Dönemin popüler magazin programları Televole ve Pazar Keyfi kameralarına yakalanan çift, ilk dönemlerde ilişkiyi yalanlasa da kısa süre sonra el ele vererek birlikteliklerini ilan etti. Özen, o dönem basına yaptığı açıklamasında, hayranlarına dürüst olma sözü verdiğini belirterek “Çağla’yla açık yüreklilikle birlikte olduğumuzu söylemekten kaçınmadım, aşkı aşk gibi yaşadık” diyerek ilişkiyi resmen üstlendi.
2. “Çok Uzundu” 
İlişkinin ilan edilmesiyle birlikte basının odak noktası, tescilli model Çağla Şıkel (1.80 m) ile Gökhan Özen arasındaki boy farkı oldu. Magazin muhabirlerinin yan yana yürürken aralarındaki boy farkını sürekli sorması üzerine Gökhan Özen, kameralar karşısında sitemkar ve esprili bir dille “Benim boyum kısa değil, Çağla çok uzundu” şeklinde açıklamalarda bulundu. Özen, kafa yapılarının uyuşmasının boydan çok daha önemli olduğunu vurgulasa da ekranlardaki bu “uzun boy” göndermeleri günlerce konuşuldu.

3. “35 Bin Dolarlık Reklam Aşkı” Skandalı

İlişki henüz çok tazeyken manşetlerine bomba bir iddia düştü. Yeni albümünün reklamını yapmak isteyen Gökhan Özen’in, basının ilgisini çekmek amacıyla Çağla Şıkel ile 35 bin dolarlık bir sözleşme karşılığında “reklam aşkı” yaşadığı ileri sürüldü. İddiaya göre bu gizli anlaşma, Özen’in yakın bir akrabasının içki masasında dilini tutamayarak detayları etrafına anlatması sonucu basına sızmıştı.

4. Ani Ayrılık Kararı

Sözleşme ve para iddiaları magazin gündemine bomba gibi düşünce taraflar arasında büyük bir kriz patlak verdi. Gökhan Özen, yapılan bu haberlerin ardından ağır bir gurur kırıklığı yaşadığını belirterek şu ifadelerle isyan etti: “Birden aşkı satın alan adam pozisyonuna düştüm. Sokağa çıkınca insanların ‘Kıza para mı verdin?’ gibi bakması gururuma dokundu.” Özen, “Reklam aşkı yaşayacak olsam Çağla’yı her gün koluma takıp barlarda dolaşırdım” diyerek iddiaları kesin bir dille reddetse de yaşanan bu ağır medya baskısı ve dedikodular nedeniyle çift, ilişkilerini henüz en başındayken tamamen bitirme kararı aldı. Böylece 2002 yazına damga vuran bu ilişki, ardında unutulmaz “boy” ve “kontrat” tartışmaları bırakarak magazin tarihindeki yerini aldı.

5. Mesleki Yansımalar

2002 yılı Çağla Şıkel için magazinel açıdan oldukça hareketli bir dönemdi. Şıkel’in Gökhan Özen de dahil olmak üzere üst üste yaşadığı kısa süreli aşk iddiaları ve Bodrum tatili görüntüleri, o dönem bağlı olduğu ajansıyla anlaşmasının bitmesine neden olmuştu. Özel hayatının mesleğinin önüne geçtiği gerekçesiyle ajansı tarafından sözleşmesi feshedilen Şıkel, sonraki yıllarda verdiği röportajlarda 2002-2003 dönemini “hayatından silmek istediği skandallar dönemi” olarak nitelendirmiştir.

Mehmet Ali Erbil’in Eski Eşleri Kimler?

0

Türk televizyon tarihinin en popüler ve en çok konuşulan şovmenlerinden biri olan Mehmet Ali Erbil, sadece sunduğu programlarla değil, çalkantılı özel hayatı ve nikah masasına oturma rekorlarıyla da magazin gündemine oturdu. Hayatı boyunca toplamda 5 farklı isimle 6 resmi evlilik gerçekleştiren ünlü şovmen, katıldığı programlarda “Boşanmaların sorumlusu yüzde 99 benim, evlilikte yedekleme yapmayı seviyorum” diyerek bu fırtınalı ilişkilerin perde arkasını bizzat itiraf etmişti.

1. Muhsine Şehnaz Kamiloğlu (1980 – 1982 / 1985)

Mehmet Ali Erbil, henüz şöhret basamaklarının ilk adımlarındayken 1980 yılında Muhsine Şehnaz Kamiloğlu ile ilk evliliğini yaptı.
  • Çocukları: Bu evlilikten şovmenin ilk göz ağrısı olan kızı Sezin Erbil dünyaya geldi.
  • Boşanma Detayları: Çift, 1982 yılında yollarını ayırdı. Ancak birbirlerinden kopamayan ikili, 1985 yılında yeniden nikah masasına oturdu. İkinci şans da evliliği kurtarmaya yetmedi ve aynı yıl (1985) kesin olarak boşandılar. Erbil, her fırsatta Muhsine Hanım’ın hayatındaki yerinin çok ayrı olduğunu ve ona büyük saygı duyduğunu dile getirir.

2. Nergis Kumbasar (1989 – 1996)

Ünlü şovmen, 1989 yılında manken ve oyuncu Nergis Kumbasar ile hayatını birleştirdi. Dönemin en popüler çifti olan ikili, magazin basınının adeta sevgilisiydi.
  • Çocukları: 1995 yılında, günümüzde de popüler bir magazin figürü olan kızları Yasmin Erbil dünyaya gözlerini açtı.
  • Boşanma Detayları: Tam 7 yıl süren evlilik, Erbil’in çapkınlık iddiaları ve yoğun gece hayatı nedeniyle 1996 yılında resmi olarak son buldu. Çift, boşandıktan sonra da kızları için her zaman dost kalmayı başaran nadir isimlerden oldu.

3. Sedef Altuntaş (2001 – 2003)

Erbil, kendisinden yaşça küçük olan üniversite öğrencisi Sedef Altuntaş ile sadece 3 haftalık fırtınalı bir flörtün ardından 28 Ağustos 2001’de rüya gibi bir düğünle evlendi.
  • Çocukları: Çiftin bu evlilikten çocukları olmadı.
  • Boşanma Detayları: Yalnızca 1,5 yıl süren evlilik 2003 yılında tek celsede bitti. Sedef Altuntaş, o dönem verdiği röportajlarda boşanma nedeninin ihanet olduğunu belirterek, “Mehmet Ali’nin Tuğba Coşkun ile olan ilişkisini (mesajlarını) yakaladım, hiçbir kadın aldatılmayı kabul etmez” diyerek bombayı patlatmıştı. Erbil ise yıllar sonra “Ona çok haksızlık yaptım” diyerek pişmanlığını itiraf edecekti.

4. Tuğba Coşkun (2005 – 2011)

Sedef Altuntaş ile evliyken adı aşk dedikodularına karışan Tuğba Coşkun ile Mehmet Ali Erbil, 2005 yılında görkemli bir şekilde evlendi.
  • Çocukları: Bu evlilikten şovmenin tek erkek çocuğu olan Ali Sadi dünyaya geldi.
  • Boşanma Detayları: Çift, 2011 yılında yollarını ayırdı. Tuğba Coşkun da ayrılık sonrası Erbil’in telefonunda başka bir kadından gelen mesajları yakaladığını ve aldatılmayı hissettiği an evliliği kafasında bitirdiğini açıklamıştı.

5. Gülseren Ceylan (2025 – 2026)

Mehmet Ali Erbil, uzun süreli sessizliğini kendisinden 40 yaş küçük sevgilisi Gülseren Ceylan ile bozdu. Çocuklarının ve eski eşlerinin tüm itirazlarına ve vetolarına rağmen, 28 Ağustos 2025’te Yeniköy’deki evinde dünyaevine girdi.
  • Çocukları: Evlilik kısa sürdüğü için çocukları olmadı.
  • Boşanma Detayları: Magazin basınının yakından takip ettiği evlilik henüz 3,5 aylıkken kriz sinyalleri verdi. Büyük yaş farkından kaynaklanan fikir ayrılıkları, Erbil’in televizyonda “Eski eşlerimi aldattım” itirafları ve bitmek bilmeyen tartışmalar sonucunda Gülseren Ceylan evi terk etti. Evlilik krizi, 25 Şubat 2026’da Beykoz 1. Aile Mahkemesi’nde tek celsede resmi olarak noktalandı. Erbil boşanmanın ardından “Evliliği beceremedim, yüzde 99 hata bende” açıklaması yaptı.

Tan Taşçı’nın Alışılmadık Balık ve Yumurta Yorumu

0

Ünlü şarkıcı Tan Taşçı, Hülya Avşar’ın YouTube programında yaptığı açıklamalarla sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Program sırasında balık ve yumurta tüketimine ilişkin kullandığı ifadeler kısa sürede gündem olurken, sosyal medya kullanıcıları arasında tartışma başladı.

Taşçı’nın “Balık yiyen insan zehirlenir” ve “Yumurta, tavuğun reglidir” sözleri kısa sürede binlerce yorum aldı. Kimi kullanıcılar açıklamaları eleştirirken, kimileri ise sözlerin kişisel görüş niteliğinde olduğunu savundu.

Türk pop müziğinin öne çıkan isimlerinden biri olan Tan Taşçı, kariyeri boyunca hem kendi seslendirdiği hem de farklı sanatçılar için yazdığı şarkılarla geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. “Yalan”, “Benim Gibi Olmayacak”, “Zor İşimiz Zor” ve “Nasıl Seveceğim?” gibi parçalarla adından söz ettiren sanatçı, yıllardır konser performanslarıyla da dikkat çekiyor.

Taşçı, son dönemde müzik çalışmalarının yanı sıra farklı gelişmelerle de gündeme geldi. Geçtiğimiz aylarda yürütülen geniş çaplı bir yasaklı madde soruşturması kapsamında hakkında gözaltı kararı verilen isimler arasında yer alan sanatçı, işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmişti. İlk incelemede alınan numunenin yeterli bulunmaması üzerine İstanbul’da yeniden örnek alınmış, süreç kamuoyunda uzun süre konuşulmuştu. Son olarak Hülya Avşar’ın programındaki açıklamalarıyla yeniden gündeme gelen Taşçı, sosyal medyada en çok konuşulan isimlerden biri oldu.

Beslenme Hakkındaki Sözleri Gündem Oldu

Hülya Avşar’ın YouTube’da yayınlanan programına konuk olan Tan Taşçı, sohbet sırasında beslenme alışkanlıklarıyla ilgili yaptığı değerlendirmelerle dikkat çekti. Balık ve yumurta tüketimine ilişkin kişisel görüşlerini paylaşan sanatçının ifadeleri, programdan kısa kesitlerin sosyal medyada yayılmasıyla birlikte kısa sürede gündem oldu.

Tan Taşçı’nın daha önce de çeşitli konulardaki açıklamaları sosyal medyada uzun süre tartışılmıştı. Bu kez ise programın en çok konuşulan bölümü, balık ve yumurta hakkında yaptığı yorumlar oldu.

Sanatçı, konuşması sırasında şu ifadeleri kullandı:

“Balık yiyen insan zehirlenir. Balıkçıda helva yersin, zehirlenme geçsin gözün açılsın diye. Balık yemek bizi balıklaştırır. Biraz aklımız, hafızamız gider. Yumurta, teknik olarak tavuğun reglidir. Bilimsel açıdan çok tehlikeli yumurta yemek.”