Ana Sayfa Blog Sayfa 35

Kızılcık Şerbeti’nde Bomba Ayrılık

Show TV’nin sevilen dizisi Kızılcık Şerbeti, beşinci sezon öncesinde yaşanan ayrılıklarla gündeme gelmeye devam ediyor. Dizinin ilk bölümünden bu yana Nursema Ünal karakterine hayat veren Ceren Karakoç, yeni sezonda kadroda yer almayacak. Karakoç’un vedası, dizinin hayranları arasında büyük şaşkınlık yarattı.  Gold Film imzalı dizide daha önce Nilay karakterini canlandıran Feyza Civelek’in ayrılığı gündeme gelmişti. Şimdi ise dizinin en dikkat çeken karakterlerinden Nursema’nın da hikâyeye veda edeceği öğrenildi.

Böylece yeni sezon öncesinde Kızılcık Şerbeti kadrosunda önemli bir değişim yaşanmış olacak.

Nursema Karakteri Diziden Ayrılıyor

Nursema Karakteri Diziden Ayrılıyor

Ceren Karakoç’un canlandırdığı Nursema Ünal, dizinin ilk bölümünden itibaren hikâyenin önemli karakterleri arasında yer aldı. Özellikle ilk sezonlarda yaşadığı aile baskısı, evlilik süreci ve sonrasında kendi hayatı için verdiği mücadeleyle izleyicilerin büyük ilgisini çekti.

Nursema karakterinin hikâyesi, dizinin en çok konuşulan olay örgülerinden biri olurken Ceren Karakoç’un performansı da izleyicilerden olumlu yorumlar aldı. Bu nedenle oyuncunun yeni sezonda yer almayacak olması, dizinin takipçileri açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Kızılcık Şerbeti’nde Yaprak Dökümü

Nursema’nın vedası, dizideki tek ayrılık değil. Yeni sezon öncesinde Feyza Civelek’in canlandırdığı Nilay karakterinin de hikâyeye veda edeceği kesinleşmişti. Ayrıca Sevtap karakterine hayat veren Neslihan Yeldan ve Fethi karakterini canlandıran Barlas Kartal da yeni sezonda kadroda olmayacak isimler arasında gösteriliyor.

Peş peşe gelen ayrılıklarla birlikte dizinin yeni sezonda nasıl bir hikâyeyle izleyici karşısına çıkacağı merak konusu oldu. Özellikle Nursema gibi uzun süredir dizinin merkezinde bulunan bir karakterin ayrılması, senaryoda önemli değişikliklerin yaşanabileceğine işaret ediyor.

Kızılcık Şerbeti’nde Yaprak Dökümü

Yeni Sezon Ne Zaman Başlayacak?

Kızılcık Şerbeti’nin 5. sezonu öncesinde yaşanan kadro değişikliklerinin ardından dizinin yeni bölümleri için hazırlıkların sürmesi bekleniyor. Dizinin yeni sezon çekimlerinin ağustos ayının sonunda başlaması ve ilk bölümün 18 Eylül Cuma günü izleyici karşısına çıkması bekleniyor.

Nursema’nın ayrılığı sonrasında dizinin yeni sezon hikâyesinin nasıl şekilleneceği ve yeni oyuncuların kadroya nasıl dahil edileceği şimdiden merak ediliyor. Ceren Karakoç’un vedası, Kızılcık Şerbeti’nin şimdiye kadarki en dikkat çekici kadro değişikliklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Gündem Olan Nazmiye Tutaner Evlendi

0

Müge Anlı ile Tatlı Sert programında ablası Nevrigül Alan’ın ölümüyle ilgili dosyada yaptığı açıklamalarla uzun süre gündem olan Nazmiye Tutaner, yıllar sonra yeniden ortaya çıktı. Tutaner’in evlendiği öğrenildi. 2023 yılında Nevrigül Alan’ın Bursa’da şüpheli şekilde hayatını kaybetmesinin ardından ailesi, Müge Anlı ile Tatlı Sert programına katılmıştı. Alan’ın kaybolmasının ardından başlatılan arama çalışmalarında genç kadının cansız bedenine ulaşılmış, olayın ardından cinayet ve intihar ihtimalleri kamuoyunda uzun süre tartışılmıştı.

Dosyanın programda ele alınmasıyla birlikte Nevrigül Alan’ın kardeşi Nazmiye Tutaner de yaptığı açıklamalar ve canlı yayındaki tavırlarıyla dikkat çekmişti. O dönem programda çeşitli iddialar gündeme gelirken, Tutaner kendisine yöneltilen suçlamalara karşı kendisini savunmuştu.

Gündem Olan Nazmiye Tutaner Evlendi

Nazmiye Tutaner Evlendi

Aradan geçen yılların ardından ekranlardan uzak bir hayat sürdüren Nazmiye Tutaner’den bu kez evlilik haberi geldi. Tutaner’in düğün ve kına gecesine ait görüntüler sosyal medyada paylaşıldı.

Nazmiye Tutaner’in beyaz gelinlik giydiği ve ailesiyle birlikte poz verdiği kareler dikkat çekti. Düğün görüntülerinin ise Tutaner’in kayınvalidesinin sosyal medya hesabından paylaşılmasıyla ortaya çıktığı belirtildi. Paylaşımlar kısa sürede sosyal medyada gündem olurken, Tutaner’in yeni hayatı hakkında çok sayıda yorum yapıldı.

Kına Gecesinden Görüntüler De Paylaşıldı

Nazmiye Tutaner’in yalnızca düğün görüntüleri değil, kına gecesine ait görüntüleri de sosyal medyada yer aldı. Kaftan giyen Tutaner’in kına gecesinde dans ettiği ve damadın etrafında eğlendiği anlar paylaşıldı. Görüntüler sosyal medya kullanıcılarının da ilgisini çekti.

Nazmiye Tutaner Evlendi

Müge Anlı’daki Günleri Yeniden Gündem Oldu

Tutaner’in evlendiğinin ortaya çıkmasıyla birlikte 2023 yılında Müge Anlı ile Tatlı Sert programında yaşananlar da yeniden gündeme geldi. Nevrigül Alan dosyası sırasında Tutaner hakkında çeşitli iddialar ortaya atılmış, aile üyeleri arasında da tartışmalar yaşanmıştı.

Programda Tutaner’in özel hayatı ve sosyal medya paylaşımları da gündeme gelmişti. Ancak aradan geçen yıllarda ekranlardan uzak kalan Nazmiye Tutaner, son olarak düğün görüntüleriyle kamuoyunun karşısına çıktı.

Nazmiye Tutaner’in evlilik haberinin sosyal medyada yayılmasıyla birlikte, Müge Anlı ile Tatlı Sert programının eski izleyicileri de Tutaner’in son haline ilişkin paylaşımlara yoğun ilgi gösterdi.

Müge Anlı’daki Günleri Yeniden Gündem Oldu

Feyyaz Şerifoğlu İlk defa Kızlarını Paylaştı

0

Feyyaz Şerifoğlu İlk defa Kızlarını Paylaştı

Oyuncu Feyyaz Şerifoğlu ve haber spikeri eşi Merve Dinçkol Şerifoğlu, kızları Defne Yaz ile birlikte ilk aile fotoğraflarını paylaştı. Çiftin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım, kısa sürede takipçilerinden yoğun ilgi gördü. Feyyaz Şerifoğlu ile Merve Dinçkol Şerifoğlu, bir süredir heyecanla bekledikleri bebeklerine geçtiğimiz günlerde kavuştu. Çiftin ilk çocukları, 27 Temmuz’da dünyaya geldi. Kızlarına Defne Yaz adını veren Şerifoğlu çifti, anne ve baba olmanın mutluluğunu yaşarken sosyal medya hesaplarından da bu özel anlara dair paylaşımlar yapmaya başladı.

Özel hayatlarını mümkün olduğunca gözlerden uzak yaşamayı tercih eden Feyyaz Şerifoğlu ve Merve Dinçkol Şerifoğlu, bu kez kızlarıyla birlikte verdikleri ilk aile pozunu takipçileriyle paylaştı. Fotoğrafta çiftin mutluluğu dikkat çekerken, minik Defne Yaz da ilk kez ailesiyle birlikte görüntülenmiş oldu.

Kızları Defne Yaz ile İlk Poz

Kızları Defne Yaz ile İlk Poz

Çiftin paylaştığı fotoğraf, sosyal medyada kısa sürede gündem oldu. Takipçileri Feyyaz Şerifoğlu ve Merve Dinçkol Şerifoğlu’nu tebrik ederken, Defne Yaz için de çok sayıda iyi dilek mesajı gönderdi.

Defne Yaz ismi de dikkat çeken ayrıntılardan biri oldu. Feyyaz Şerifoğlu’nun rol aldığı “Muhtemel Aşk” dizisinde Defne karakterinin bulunması, çiftin kızlarına verdiği isimle ilgili çeşitli yorumların yapılmasına neden oldu.

Evliliklerinin Ardından Bebek Sevinci

Evliliklerinin Ardından Bebek Sevinci

Feyyaz Şerifoğlu ve Merve Dinçkol Şerifoğlu’nun ilişkisi yaklaşık 3-4 yıl önce başladı. Çift, Aralık 2024’te nişanlanarak evlilik yolunda ilk adımı attı. Haziran 2025’te İstanbul’da düzenlenen törenle dünyaevine giren Şerifoğlu çifti, kısa süre sonra bebek beklediklerini duyurarak hayranlarını sevindirmişti.

Temmuz ayında kızları Defne Yaz’ı kucaklarına alan çift, şimdi ise hayatlarının en özel dönemlerinden birini yaşıyor. İlk kez anne ve baba olmanın heyecanını yaşayan Feyyaz Şerifoğlu ve Merve Dinçkol Şerifoğlu, kızlarıyla geçirdikleri anları zaman zaman sosyal medya üzerinden takipçileriyle paylaşmayı sürdürüyor.

Çiftin Defne Yaz ile verdiği ilk aile pozu da magazin dünyasında büyük ilgi gördü. Paylaşım, kısa sürede çok sayıda beğeni ve yorum alırken, takipçiler Şerifoğlu ailesinin mutluluğuna ortak oldu.

Maltepe’de Elektrikli Araç Alev Yandı

0

İstanbul’un Maltepe ilçesinde park halinde bulunan elektrikli araç, henüz belirlenemeyen bir nedenle alev aldı. Kısa sürede büyüyen alevler aracı tamamen sararken, yangın çevrede paniğe neden oldu.

Park Halindeki Araç Bir Anda Alev Aldı

Park Halindeki Araç Bir Anda Alev Aldı

Olay, Maltepe’nin Cevizli Mahallesi Adnan Bey Sokak’ta meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, 34 MRS plakalı elektrikli araç sabah saatlerinde bir iş yerinin önüne park edildi. Araç bir süre sonra henüz bilinmeyen bir nedenle alev almaya başladı.

Alevlerin kısa sürede büyümesi üzerine çevredeki vatandaşlar durumu itfaiye ekiplerine bildirdi. Yangın sırasında araçtan yoğun duman ve alevler yükseldi.

İtfaiye Ekipleri Müdahale Etti

İhbar üzerine olay yerine gelen itfaiye ekipleri, elektrikli araçta çıkan yangına müdahale etti. Ekiplerin çalışması sonucunda yangın kontrol altına alınarak söndürüldü. Ancak araçta ciddi maddi hasar meydana geldi ve kullanılamaz hale geldi.

Yangının çıkış nedeniyle ilgili inceleme başlatılırken, ilk belirlemelere göre olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma yaşanmadı.

Yangın Anları Kameraya Yansıdı

Maltepe’de yaşanan elektrikli araç yangını çevrede bulunan kişiler tarafından görüntülendi. Görüntülerde park halindeki aracın kısa sürede alevlerle kaplandığı ve olay yerine gelen ekiplerin yangına müdahale ettiği görüldü.

Yangının kesin çıkış nedeni yapılacak incelemelerin ardından netlik kazanacak.

Hayatını Kaybeden Cansever’in Vasiyeti

0

Arabesk müziğin sevilen isimlerinden Cansever, bir süredir devam eden lösemi tedavisinin ardından Almanya’da tedavi gördüğü hastanede 59 yaşında hayatını kaybetti. Sanatçının vefatı sevenlerini yasa boğarken, cenaze programı ve vasiyetiyle ilgili ayrıntılar da belli oldu.

Cansever’in Vasiyeti Ortaya Çıktı

Cansever’in Vasiyeti Ortaya Çıktı

Cansever’in vasiyeti doğrultusunda doğup büyüdüğü Kuzey Makedonya’nın Veles şehrinde toprağa verileceği öğrenildi. Sanatçının son isteğinin yerine getirileceği ve cenazesinin memleketindeki aile mezarlığına defnedileceği belirtildi.

Cansever’in cenazesi, Almanya’dan Kuzey Makedonya’ya götürülecek. Böylece sanatçı, yıllar önce doğduğu ve çocukluğunun geçtiği Veles’te son yolculuğuna uğurlanacak.

Cenaze Töreninin Tarihi Belli Oldu

Cansever’in cenaze programına ilişkin ayrıntılar da netleşti. Ünlü sanatçı, 12 Ağustos’ta Kuzey Makedonya’nın Veles kentindeki Fazlı Ahmet Paşa Camii’nde, öğle namazının ardından düzenlenecek cenaze töreniyle son yolculuğuna uğurlanacak. Ardından Veles’te bulunan aile mezarlığına defnedilecek.

Sanatçının Almanya ile Kuzey Makedonya arasındaki yaklaşık 1979 kilometrelik yolculuğunun ardından memleketinde toprağa verilmesi, Cansever’in vasiyetinin en önemli ayrıntısı olarak öne çıktı.

Cansever Kimdir?

Cansever, 1967 yılında Kuzey Makedonya’nın Veles şehrinde dünyaya geldi. Gerçek adı Dzansever Dalipova olan sanatçı, arabesk müzik alanındaki çalışmalarıyla tanındı ve özellikle 1990’lı yıllarda müzik dünyasında önemli bir kitleye ulaştı.

59 yaşında hayatını kaybeden Cansever’in vefatı, müzik dünyasında ve sevenleri arasında büyük üzüntü yarattı. Sanatçının cenazesinin kendi isteği doğrultusunda memleketinde defnedilecek olması ise vasiyetinin en dikkat çeken ayrıntısı oldu.

Eczacıbaşı Ailesinin Serveti Nasıl Oluştu?

0

Soyadı Olmadan Önce Bir Unvandı

Türkiye’nin köklü sanayi ailelerinin çoğunda soyadı, ailenin geldiği yeri ya da atalarının mesleğini anlatır. Eczacıbaşı’nda ise soyadı, doğrudan bir başarı belgesidir: önce unvan olarak kazanılmış, ancak yıllar sonra soyadına dönüşmüştür.

İzmirli genç bir eczacı olan Süleyman Ferit Bey’e “Eczacıbaşı” unvanı 1909’da verilir. 1934’te Soyadı Kanunu çıktığında aile, kendisine layık görülen bu unvanı soyadı olarak alır. Yani bugün Türkiye’nin en tanınmış sanayi markalarından birinin adı, aslında bir mesleki liyakat nişanının kalıcılaşmış hâlidir.

Bu ayrıntı, ailenin bütün hikâyesinin de özetidir: servet, önce bilgiden ve meslekten doğmuş, sonra sanayiye dönüşmüştür.

Birinci Kuşak: Süleyman Ferit Bey ve Tezgâhın Arkasındaki İmalathane

Süleyman Ferit Eczacıbaşı 1885’te İzmir’in İkiçeşmelik semtinde doğdu. Babası Hacı Hafız Şakir Efendi, İzmir Şehremaneti’nin (belediyesinin) başkantarcısıydı; yani aile, tüccar değil memur kökenliydi. Bu, servet hikâyesinin başlangıcı açısından önemli bir noktadır — ortada devralınacak bir sermaye yoktu.

Süleyman Ferit Eczacıbaşı

Süleyman Ferit, İzmir Sultani İdadisi’ni (bugünkü İzmir Lisesi) 1900’de bitirdi ve aynı yıl, henüz 15 yaşındayken İstanbul’da Tıp Fakültesi’nin eczacılık bölümüne girdi. 1903’te, 18 yaşında, İzmir’in diplomalı ilk eczacılarından biri olarak mezun oldu. Dönemin koşullarında bu, olağanüstü bir eğitim sermayesiydi.

1911’de İzmirli tüccar Caferizade Kemal Bey’in kızı Saffet Hanım’la evlendi. Bu evlilikten Melih, Nejat, Vedat, Kemal, Haluk ve Şakir adlarında oğulları oldu (bazı kaynaklar erken yaşta kaybedilen Sedat’ı da sayar).

Servetin İlk Katmanı

Ailenin ilk birikimi, sanıldığı gibi yalnızca eczanecilikten gelmedi. Asıl fark, tezgâhın arkasında olup bitenlerdeydi.

1912’de Kemeraltı’ndaki Şifa Eczanesi devralındıktan sonra Süleyman Ferit Bey burada yalnızca ilaç satmadı; diş macunu, kuvvet şurubu, losyon, krem ve “Ferit Kolonyaları” üretmeye başladı. Yani daha 1910’lu yıllarda, ithal ürünlerin yerine geçen, markalı ve tekrar tekrar satılabilen tüketim ürünleri imal ediyordu.

Bu, ailenin sonraki yüz yılını belirleyecek üç refleksin ilk hâliydi:

  1. Bir ihtiyaç varsa ithal etmek yerine üretmek,
  2. Ürüne isim vermek, yani marka kurmak,
  3. Sağlık ve hijyen ekseninde kalmak.

Bu arada Süleyman Ferit Bey’in mesleki itibarı da büyüyordu. I. Dünya Savaşı yıllarında askerî hastanelerde kolera ve tifüs salgınlarına karşı verdiği mücadele nedeniyle Harp Madalyası’yla ödüllendirildi. İzmir’in işgali sırasında aile bir süre İstanbul’a, Beylerbeyi’ne taşındı; 1921’de İzmir’e döndüler.

Birinci kuşak, bir servet bırakmadı. Bir meslek, bir isim ve bir çalışma ahlakı bıraktı. Sanayiye dönüşüm ikinci kuşakta gerçekleşti.

İkinci Kuşak: Dr. Nejat F. Eczacıbaşı ve Kurucu Zihniyet

Eğer bu hikâyenin tek bir mimarı varsa, o Mehmet Nejat Ferit Eczacıbaşı‘dır (5 Ocak 1913, İzmir – 6 Ekim 1993, ABD).

Önce Bilgi Sermayesi

Nejat Eczacıbaşı’nın yaptığı ilk yatırım fabrikaya değil, kendi zihnine oldu:

  • 1934 – Heidelberg Ruprecht Karls Üniversitesi’nde kimya öğrenimini tamamladı.
  • 1935 – Chicago Üniversitesi’nde yüksek kimya diploması aldı.
  • 1937 – Berlin Üniversitesi’nde biyokimya alanında doktorasını tamamladı.
  • 1937–1939 – Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nde (sonradan Max Planck Enstitüsü), 1939 Nobel Kimya Ödülü sahibi Prof. Adolf Butenandt’ın yanında hormonlar ve vitaminler üzerine çalıştı.

Türkiye’ye döndüğünde elinde büyük bir sermaye değil, o dönem ülkede neredeyse eşi bulunmayan bir uzmanlık vardı. Servetin gerçek çekirdeği buydu.

Savaşın Yarattığı Boşluk

Nejat Eczacıbaşı 1942’de İstanbul’da küçük bir ilaç laboratuvarı kurdu. İlk ürünü D-Vital adlı bir vitamin müstahzarıydı.

Zamanlama tesadüf değildi. II. Dünya Savaşı ithalatı fiilen durdurmuştu; ilaçtan kahve fincanına kadar her şey kıttı. Ülkede karşılanamayan her ihtiyaç, bilen biri için bir pazar boşluğu demekti.

Bu dönemin iki hikâyesi, ailenin girişimcilik tarzını çok iyi anlatır:

İnsülin. O yıllarda ülkede bulunamayan insülini üretmeyi başardı — teknik bilginin doğrudan ticari değere dönüştüğü ilk anlardan biri.

Kahve fincanı. Ordu, ihtiyaç duyduğu elektrolitik bakırın üretilmesini istedi. İstanbul Yunus’ta bu amaçla bir tesis kuruldu. Ancak ordunun planları değişince tesis boşta kaldı. İthalatın durması yüzünden ülkede kahve fincanı bile bulunamadığı için tesis seramik fincan üretimine yöneldi; ardından seramik mutfak eşyaları geldi.

Yıllar sonra Türkiye’nin ilk modern seramik sağlık gereçleri fabrikasına ve bugünkü VitrA markasına giden yol, aslında bu “kazayla” öğrenilen seramik bilgisinden geçti. Aile, elindeki tesisi kapatmak yerine yeni bir işe dönüştürmeyi seçti — bu esneklik, sonraki kuşaklarda da tekrarlanacaktı.

Sanayileşme: Üç Kurucu Hamle

1952 – Levent, ilaç. Türkiye’nin ilk modern ilaç fabrikası açıldı. Antibiyotiklerden hormon ve vitaminlere, mineral bileşimlerinden kalp-damar ilaçlarına kadar geniş bir üretim yapıldı. Bu tesis yalnızca bir fabrika değil, Türkiye’de modern ilaç sanayisinin başlangıç noktasıydı.

1958 – Kartal, seramik. Türkiye’nin ilk modern seramik sağlık gereçleri fabrikası kuruldu. Ülkede lavabo ve klozete talep yeni yeni oluşuyordu; aile talebin peşinden değil, önünden gitti.

1969–1971 – Karamürsel, temizlik kâğıdı. İpek Kağıt kuruldu, 1970’te ilk üretim yapıldı. 1971’de Selpak, 1978’de Solo markaları doğdu. “Selpak” adı fabrika çalışanlarının önerisiyle, selülozun “sel”i ile temizliği çağrıştıran “pak” birleştirilerek türetildi.

Bu üçüncü hamle, ticari zekânın belki de en saf örneğidir. Türkiye’de 1960’ların sonunda temizlik kâğıdı diye bir kategori yoktu. Aile var olan bir pazarda pay kapmaya çalışmadı; pazarın kendisini yarattı. Türkiye’nin ilk tuvalet kâğıdı reklamı 1971’de yayımlandı — yani ürünü satmadan önce alışkanlığı satmak gerekiyordu.

1973 – Kurumsallaşma. 27 Aralık 1973’te şirketler tek çatı altında toplandı ve Eczacıbaşı Holding kuruldu. Aile serveti bu tarihten sonra “birkaç fabrika” olmaktan çıkıp yönetilebilir, devredilebilir bir yapıya kavuştu.

Sanayici Olmanın Ötesi

Nejat Eczacıbaşı’nın bıraktığı miras yalnızca ekonomik değildi. 1959’da Eczacıbaşı Bilimsel Araştırma ve Ödül Fonu’nu kurdu. 1960’larda ODTÜ Mütevelli Heyeti’nde, 1970’lerde TÜBİTAK yönetiminde görev aldı. Türk Eğitim Vakfı’nın ve TÜSİAD’ın kurucuları arasında yer aldı.

Kültür alanındaki en kalıcı işi ise İstanbul Kültür Sanat Vakfı‘dır. Avrupa’daki festivalleri yakından izledi, yetkililerini İstanbul’a çağırdı; 1972’de vakfın temeli atıldı ve ilk İstanbul Festivali 1973’te, Cumhuriyet’in 50. yılı kutlamaları kapsamında gerçekleşti. Kendi anlatımına göre en zor kısım festivali düzenlemek değil, o yıllarda Türkiye’de çok az kişinin bildiği “festival” kavramının bir kültür hizmeti olduğunu ve para kazandırmak yerine sürekli desteğe muhtaç olduğunu anlatmaktı.

Festivalin başarısı nedeniyle 1974’te Avrupa Konseyi madalyası, 1975’te Kızılay Şeref Madalyası, 1976’da Almanya Federal Cumhuriyeti Büyük Liyakat Nişanı aldı. Anılarını “Kuşaktan Kuşağa” (1982) adıyla yayımladı; görüşlerini “İzlenimler, Umutlar” (1994) kitabında topladı.

1946’da evlendiği Beyhan (Ergene) Eczacıbaşı ile iki oğlu oldu: Bülent ve Faruk. 6 Ekim 1993’te, katarakt ameliyatı için gittiği ABD’de hayatını kaybetti.

Ailenin Kültür Kanadı: Şakir Eczacıbaşı

İkinci kuşağın diğer önemli ismi, Nejat Bey’in kardeşi Şakir Eczacıbaşı‘dır (1929–2010). Eczacılık eğitimi almış olmasına rağmen adını fotoğrafçı, sinema yazarı ve kültür insanı olarak duyurdu. Uzun yıllar İKSV’nin yönetiminde yer aldı.

1966’da Nejat ve Şakir Eczacıbaşı kardeşler Eczacıbaşı Spor Kulübü‘nü kurdular; kulübün başkanlığını 1966’dan 1996’ya kadar Şakir Eczacıbaşı yürüttü. Bugün kadın voleybolunda ülkenin en köklü kulüplerinden biri olan yapının arkasında bu aile ilgisi vardır.

Şakir Eczacıbaşı’nın varlığı, ailenin neden yalnızca “zengin bir aile” değil de bir kurum olarak anıldığını açıklar: sermaye bir kolda birikirken, itibar diğer kolda inşa ediliyordu.

Üçüncü Kuşak: Bülent ve Faruk Eczacıbaşı

Bülent Eczacıbaşı (1949)

Imperial College London’da kimya, MIT’de kimya mühendisliği okudu. 1974’te Topluluğa katıldı ve babasının ölümünden sonra yönetimin başına geçti; hâlen Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı’dır.

İş dünyasındaki görevleri arasında TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı (1991–1993), TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanlığı (1997–2001), TESEV Kurucu Yönetim Kurulu Başkanlığı (1993–1997) ve İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Başkanlığı (2000–2008) sayılabilir. Bugün TÜSİAD ve İEİS’in onursal başkanıdır.

Bülent Eczacıbaşı

Kültür tarafında babasının çizgisini sürdürdü: İstanbul Modern‘i bünyesinde bulunduran vakfın Mütevelli Heyeti Başkanı ve İKSV Yönetim Kurulu Başkanı’dır — Topluluk her iki kurumun da kurucu sponsorudur. İtalya’nın Yıldız Nişanı (2003) ve Fransa’nın Legion d’Honneur nişanı (2014) sahibidir.

Kendisi aynı zamanda üretken bir yazar ve fotoğrafçıdır: “İşim Gücüm Budur Benim” (2018), “Aklımızda Bulunsun” (2022) ve mesleki yaşamının 50. yılında yayımlanan “Biraz Daha Düşününce” (2024) kitaplarının yanı sıra fotoğraf kitapları vardır. 2025’te, risk altındaki fotoğraf arşivlerini korumak ve dijitalleştirmek amacıyla Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Araştırmaları Merkezi’ni (BEVFAM) kurdu.

Faruk Eczacıbaşı (1954)

İşletme ve iktisat eğitimini tamamladıktan sonra yüksek lisansını Berlin Teknik Üniversitesi’nde yaptı. 1980’de Eczacıbaşı Holding Planlama Bölümü’nde çalışmaya başladı; 1987’de Padeko İlaç’ta genel müdürlüğe kadar yükseldi.

1989’da Eczacıbaşı Bilişim‘i kurarak Topluluğun dijital dönüşümünü uzun yıllar yönetti. 1996’dan bu yana Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili’dir. 1995’te kurucuları arasında yer aldığı Türkiye Bilişim Vakfı‘nın başkanlığını sürdürüyor; 1999’dan beri de Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün başkanı. Teknolojinin geleceğini tartıştığı “Daha Yeni Başlıyor” (2018) kitabının yazarıdır.

Faruk Eczacıbaşı

Üçüncü Kuşak Portföyü Yeniden Kurdu

İkinci kuşak serveti kurdu; üçüncü kuşak onu döndürdü. En çarpıcı örnek, ailenin adını taşıyan işi elden çıkarmasıdır.

2007’de Eczacıbaşı İlaç Sanayi, eşdeğer ilaç ve etkin madde üretimi yapan Eczacıbaşı Sağlık Ürünleri ile Eczacıbaşı Özgün Kimya’daki paylarının %75’ini Avrupa’nın önde gelen jenerik ilaç şirketlerinden Zentiva N.V.’ye devretti. İki iştirakin toplam değeri 613 milyon euro olarak belirlenmiş, devredilen pay 460 milyon euroya karşılık gelmişti. Kalan %25 ise Temmuz 2009’da devredildi.

Bu, sıradan bir satış değildi: aile, 1952’de kurduğu ve kendisini var eden işin üretim ayağından çıkıyordu. Şirketin unvanı 2008’de EİS Eczacıbaşı İlaç, Sınai ve Finansal Yatırımlar olarak değişti ve yapı, üretimden çok yatırım yöneten bir şirkete dönüştü. Topluluk sağlık alanında kaldı — ancak artık nükleer tıp, biyoteknoloji, ithal orijinal ilaç pazarlaması ve sağlık hizmetleri gibi daha uzmanlaşmış alanlarda.

Aynı dönemde ağırlık merkezi de kaydı:

  • Yapı ürünleri (VitrA, Artema, İntema, VitrA Karo; Almanya’da Villeroy & Boch Fliesen operasyonları) ihracat motoru hâline geldi.
  • Esan, madencilik ve doğal kaynaklarda Topluluğun en büyük kollarından biri oldu.
  • Gayrimenkul, 2006’da açılan Kanyon ile birlikte kalıcı bir gelir kalemine dönüştü. (Bu tercih eleştirilerin de odağıdır: bazı yorumcular Topluluğun sanayiden gayrimenkul ve madenciliğe kaymasını, Türkiye’nin sanayisizleşmesinin bir örneği olarak okur. Karşı görüş ise küresel rekabette ayakta kalmanın portföy yenilemeyi zorunlu kıldığını savunur.)

Dördüncü Kuşak ve Bugünkü Tablo

Bugün ailenin dördüncü kuşağı yönetimde aktif:

Nejat Emre Eczacıbaşı (1984), Harvard’da ekonomi, Columbia Business School’da MBA yaptı. PwC Türkiye’de danışman olarak başladığı kariyerinin ardından 2008’de Topluluğa katıldı. 2015’te Yapı Ürünleri Grubu’nun mutfak işinin genel müdürü oldu ve İntema Yaşam’ı kurdu. 2019’dan bu yana Holding Yönetim Kurulu üyesi ve İnovasyon-Girişimcilik Koordinatörü.

Nejat Emre Eczacıbaşı

Esra Eczacıbaşı Coşkun (1989), Robert Kolej ve Harvard (ekonomi ve sanat tarihi) mezunu. Kariyerine New York’ta MoMA’da başladı, Türkiye’ye dönüp İstanbul Modern’in Genç Modern girişimini kurdu. INSEAD MBA’inin ardından McKinsey’de danışmanlık yaptı; 2019–2025 arasında Topluluğun dijital dönüşümünü yönetti. Bugün Holding İcra Kurulu üyesi, Sanipak Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Modern yönetiminde.

Esra Eczacıbaşı

İki isim de aile geleneğinin ikili karakterini sürdürüyor: biri girişimcilik-inovasyon, diğeri kültür-sanat ekseninde.

Bu arada yönetim giderek profesyonelleşiyor. Şubat 2025’te Burak Sevilengül, Topluluk CEO’su olarak göreve başladı — Turkcell, Intel ve Etisalat geçmişiyle, aile dışından gelen bir isim. Ocak 2025’te ise Eczacıbaşı Tüketim Ürünleri, uluslararasılaşma stratejisi kapsamında Sanipak adını aldı; Selpak, Solo, Uni Baby, Selin ve Okey markaları bu çatı altında.

Sayılarla Eczacıbaşı Topluluğu

  • 47 şirket ve 47 üretim tesisi
  • 13.250’den fazla çalışan
  • 38’i aşkın marka
  • 120’den fazla pazara erişim
  • Yaklaşık 2 milyar euro net satış
  • Cironun %61’inden fazlası Türkiye dışından

Bu son rakam belki de en anlamlısı: bir zamanlar ithalatın durmasından doğan şirket, bugün gelirinin çoğunu ihracattan sağlıyor.

Ailenin net servetine dair güvenilir bir kamuya açık rakam yoktur; holding aile kontrolündedir, yalnızca EİS Eczacıbaşı İlaç (ECILC) ve Eczacıbaşı Yatırım Holding (ECZYT) Borsa İstanbul’da işlem görür.

Domuz Gribi Ol İnşallah Nasıl Ortaya Çıktı?

0

2009 sonbaharında Türkiye H1N1 salgınını konuşurken, BKM Mutfak sahnesinde yazılan bir parça hastalığın adını bir aşk bedduasına dönüştürdü. Şarkı, birkaç hafta içinde ülkenin gündemine yerleşti.

2009 Sonbaharında Türkiye Neyi Konuşuyordu?

Nisan 2009’da Amerika kıtasında ortaya çıkan ve kısa sürede dünyaya yayılan H1N1 virüsü, sonbaharda Türkiye’nin birinci gündem maddesiydi. Sağlık Bakanlığı, el hijyeni, tokalaşma ve sarılma gibi temasların askıya alınması, gerektiğinde okullarda öğretime ara verilmesi ve toplu etkinliklerin ertelenmesi başlıklı bir tedbir paketi yürürlüğe koydu. Dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ilk parti aşının 19 Ekim 2009’da teslim alındığını, uygulamanın ekim sonu-kasım başında başlayacağını ve çocuklar için ailelerden yazılı izin alınacağını açıkladı. Bakanlık Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanı Dr. Ercan Bal ise kasım ayında ülkede 40 ölüm yaşandığını, vakaların en yoğun görüldüğü illerin Ankara, İstanbul ve Antalya olduğunu bildirdi.

Şarkı Hangi Ekipten Çıktı?

Çok Güzel Hareketler Bunlar, 2008’de Kanal D’de yayına girmiş, Yılmaz Erdoğan yönetiminde BKM Mutfak oyuncularının sahne aldığı bir formatla ilerliyordu. Skeçleri oyuncular kendileri yazıyordu. Ekibin müzikten sorumlu ismi Oğuzhan Koç’tu: sekiz yaşında Bursa Devlet Konservatuvarı hocalarından müzik eğitimi almış, 2007’de BKM Atölye oyuncuları arasına katılmıştı.

Parça Nasıl Bir Fikir Üzerine Kuruldu?

“Domuz Gribi Ol İnşallah”, Oğuzhan Koç tarafından BKM Mutfak sahnesinde yazıldı. Parça, kendisini terk eden sevgilisine sitem eden bir kişinin ağzından sıralanan beddualar üzerine kuruluydu ve listenin sonunda o kışın en çok korkulan ifadesi yer alıyordu. Basında yer alan tanımıyla şarkı, bitmiş bir aşkı güncel olaylarla harmanlıyor; esprili sözlerinin yanında melodisiyle de dikkat çekiyordu.

Şarkı Nasıl Yayıldı?

Yayılma, klasik bir televizyon başarısı biçiminde ilerlemedi. Facebook ve YouTube’a düşen videolar kısa sürede binlerce kullanıcı tarafından paylaşıldı; şarkının hazırlanma aşamalarına ve provalarına ait kayıtlar da internette dolaşıma girdi. Böylece izleyici yalnızca sahnelenmiş halini değil, parçanın oluşum sürecini de gördü.

Basın Ve Gişe Nasıl Karşılık Verdi?

Hürriyet, Ocak 2010’da yayımladığı haberde şarkının internette patlama yarattığını duyurdu. Habertürk ise izlenme rekorları kıran parçanın söz yazarı olarak Oğuzhan Koç’u öne çıkardı ve şarkıyı 2010’un hiti olarak nitelendirdi. Zamanlama ekip açısından da belirleyici oldu: müziklerini Oğuzhan Koç ve Deniz Erdoğan’ın hazırladığı Çok Filim Hareketler Bunlar 26 Mart 2010’da 476 salonda vizyona girdi ve üç hafta gişe lideri kaldı.

Şarkı Bugün Neden Hâlâ Dinleniyor?

Program 26 Haziran 2011’de sona erdi. Şarkı ise dolaşımda kalmayı sürdürdü: yıllar sonra bir reklam filmi için çekilen yeni videoyla yeniden gündeme geldi ve bugün özellikle 14 Şubat dönemlerinde mizahi bir tepki repertuvarının parçası olarak paylaşılıyor.

Tarkan’ın 2001 Yılındaki Önemli Sözleri

Türk pop müziğinin megastarı Tarkan’ın 2001 yılında Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün programında verdiği röportaj, yıllar sonra yeniden gündeme geldi. Sosyal medyada paylaşılan eski görüntülerde Tarkan’a özel hayatıyla ilgili doğrudan bir soru yöneltilirken, sanatçının verdiği sakin ve net yanıt dikkat çekti.

Mehmet Ali Birand’dan Tarkan’a Özel Hayat Sorusu

Mehmet Ali Birand’dan Tarkan’a Özel Hayat Sorusu

2001 yılında gerçekleştirilen röportajda Mehmet Ali Birand, Tarkan’ın uzun süre yurt dışında yaşamasını ve özel hayatına yönelik kamuoyundaki merakı gündeme getirdi. Birand, Tarkan’a cinsel yönelimiyle ilgili doğrudan bir soru yöneltti ve böyle bir sorunun kendisini rahatsız edip etmeyeceğini sordu.

Tarkan ise soruyu sakin bir şekilde karşılayarak, kendisiyle ilgili böyle bir konu gündeme geldiğinde verebileceği cevabın bulunduğunu söyledi. Ancak sanatçı, asıl önemli noktanın insanların özel hayatının başkalarının konusu haline getirilmemesi olduğunu vurguladı.

“Bu Konu Dahi Olmamalı”

“Bu Konu Dahi Olmamalı”

Tarkan’ın röportajda verdiği yanıtın en dikkat çeken bölümü ise özel hayatın sınırlarına ilişkin sözleri oldu. Sanatçı, insanların bu tür konular üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek meselenin kamuoyunun gündeminde dahi olmaması gerektiğini ifade etti.

Tarkan, insanların kendisini öncelikle şarkıları ve yaptığı müzik üzerinden değerlendirmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımı, dönemin magazin dünyasında oldukça fazla tartışılan özel hayat ve ünlülerin mahremiyeti konusuna farklı bir bakış sundu.

25 Yıl Önceki Röportaj Yeniden Gündemde

25 Yıl Önceki Röportaj Yeniden Gündemde

2001 yılında yapılan röportajın bugün yeniden paylaşılması, Tarkan’ın kariyerinin ilk dönemlerindeki görüntülerine olan ilgiyi de artırdı. O yıllarda uzun saçları ve sakalıyla dikkat çeken sanatçının röportajdaki görüntüleri, sosyal medyada nostaljik içerik olarak paylaşılmaya devam ediyor.

Tarkan’ın yıllar önce yaptığı açıklama, günümüzde de ünlü isimlerin özel hayatı ile kamuoyunun merakı arasındaki sınırların yeniden tartışılmasına neden oldu.

Ülker Ailesi Nasıl Zengin Oldu?

0

Ülker ailesinin servetinin temeli, 1944 yılında Sabri Ülker ve Asım Ülker kardeşlerin İstanbul’da kurduğu küçük bisküvi üretimiyle atıldı. Başlangıçta mütevazı bir üretimle yola çıkan aile, yıllar içerisinde Ülker markasını Türkiye’nin en bilinen gıda markalarından biri haline getirdi.

Her Şey Küçük Bir Bisküvi Fabrikasıyla Başladı

Her Şey Küçük Bir Bisküvi Fabrikasıyla Başladı

Sabri ve Asım Ülker kardeşler, 1944 yılında İstanbul Eminönü’ndeki Nohutçu Han’da üretime başladı. İlk dönemlerde temel ürünleri pötibör bisküvi ve çikolatalı bisküviydi. Üretimin zaman içerisinde büyümesiyle birlikte şirket İstanbul Topkapı’daki daha büyük tesislere taşındı. Ülker, özellikle uygun fiyatlı ürünleri ve geniş dağıtım ağı sayesinde Türkiye genelinde hızla yayılmaya başladı.

Bisküviden Çikolataya Uzanan Büyüme

Bisküviden Çikolataya Uzanan Büyüme

Ülker’in büyümesindeki en önemli adımlardan biri, ürün çeşitliliğini artırması oldu. Şirket zamanla çikolata, gofret, kek, kraker ve atıştırmalık gibi birçok farklı kategoride ürün geliştirdi. Markanın Türkiye genelindeki dağıtım ağını genişletmesi, Ülker ürünlerinin yalnızca büyük şehirlerde değil, ülkenin farklı bölgelerinde de tüketiciye ulaşmasını sağladı.

Bu strateji, markanın güçlü bir tüketici tabanı oluşturmasına yardımcı oldu.

Servetin Asıl Büyümesi Yıldız Holding ile Geldi

Servetin Asıl Büyümesi Yıldız Holding ile Geldi

Ülker ailesinin servetindeki en büyük sıçramalardan biri ise şirketin uluslararası ölçekte büyümesiyle gerçekleşti. Ülker markasının da içinde bulunduğu Yıldız Holding, zaman içerisinde Türkiye dışındaki şirketlere yatırım yapmaya başladı. Grubun en dikkat çekici hamlesi ise 2016 yılında İngiltere merkezli bisküvi üreticisi United Biscuits’i yaklaşık 3,2 milyar dolara satın alması oldu.

Bu satın almayla birlikte McVitie’s, Jacob’s ve Carr’s gibi markalar da grubun bünyesine katıldı.

Pladis ile Küresel Bir Gıda Şirketine Dönüştü

Yıldız Holding, uluslararası atıştırmalık operasyonlarını pladis çatısı altında birleştirdi. Böylece Ülker’in Türkiye’de başlayan hikâyesi, dünya çapında faaliyet gösteren büyük bir gıda şirketine dönüştü. Bugün Ülker ailesinin serveti yalnızca bisküvi ve çikolata satışına dayanmıyor. Yıldız Holding’in gıda, perakende ve farklı sektörlerdeki yatırımları da ailenin ekonomik gücünde önemli rol oynuyor.

Seda Sayan’ın Astroloji Haritası

0

Türk televizyon ve müzik dünyasının tanınan isimlerinden Seda Sayan, bu kez kariyeriyle değil, doğum haritasına yönelik yapılan astrolojik yorumla gündeme geldi. Astroloji içerikleri hazırlayan Astrobetül, Sayan’ın doğum haritasını inceleyerek özellikle Oğlak burcundaki yoğun yerleşimlere dikkat çekti.Yapılan yorumda, Sayan’ın hayatındaki mücadeleci ve hedef odaklı yapının haritasındaki Oğlak etkileriyle bağlantılı olduğu değerlendirildi. Uzun yıllardır sanat ve televizyon dünyasında aktif olan Sayan’ın kariyer yolculuğu da bu astrolojik perspektiften ele alındı.

Seda Sayan’ın Haritasında Oğlak Etkisi Öne Çıkıyor

Seda Sayan’ın Haritasında Oğlak Etkisi Öne Çıkıyor

Videoda Seda Sayan’ın doğum haritası incelenirken en dikkat çeken noktalardan birinin Oğlak burcundaki yoğun yerleşimler olduğu belirtiliyor. Özellikle Güneş ve Merkür’ün Oğlak burcundaki konumları üzerinden sanatçının karakter özellikleri hakkında değerlendirmeler yapılıyor.Astrolojide Oğlak burcu genel olarak disiplin, sorumluluk, hedef belirleme, sabır, çalışma ve uzun vadeli başarı gibi kavramlarla ilişkilendiriliyor. Bu nedenle haritasında güçlü Oğlak vurgusu bulunan kişilerin, hedeflerine ulaşmak için uzun süre emek vermeye ve karşılaştıkları zorluklara rağmen ilerlemeye daha yatkın olduğu düşünülüyor.

Seda Sayan’ın yıllara yayılan kariyeri de bu açıdan dikkat çekici bir örnek olarak değerlendiriliyor.

Güneş Oğlak’ta: Disiplin Ve Hedef Odaklılık

Astrolojide Güneş, kişinin temel karakterini, kendisini ortaya koyma biçimini ve hayattaki yönelimlerini temsil eden önemli göstergelerden biri olarak kabul ediliyor. Seda Sayan’ın Güneş’inin Oğlak burcunda bulunması üzerinden yapılan yorumda, sanatçının çalışkan, dayanıklı, hedeflerine ulaşmak konusunda kararlı ve sorumluluk almaktan çekinmeyen bir yapıya sahip olduğu ifade ediliyor. Bu yerleşim aynı zamanda başarıya kısa yoldan ulaşmak yerine, zaman içerisinde emek vererek kalıcı bir konum elde etme eğilimiyle ilişkilendiriliyor.

Sayan’ın uzun yıllardır hem sahnede hem de televizyon ekranlarında yer alması, bu astrolojik yorumun dikkat çekilen noktalarından biri oldu.

Seda Sayan’ın Astroloji Haritası

Merkür Oğlak’ta: Kontrollü Ve Stratejik İletişim

Haritada dikkat çekilen bir diğer nokta ise Merkür’ün Oğlak burcundaki konumu. Astrolojide Merkür; düşünce yapısı, iletişim biçimi, karar alma ve kişinin bilgiyi değerlendirme şekli ile ilişkilendiriliyor. Oğlak burcundaki Merkür ise daha planlı, kontrollü ve sonuç odaklı bir düşünce biçimiyle yorumlanıyor.

Bu nedenle yapılan değerlendirmede Seda Sayan’ın olaylara daha gerçekçi yaklaşabilen, kararlarını belirli bir plan çerçevesinde verebilen ve iletişiminde doğrudan olabilen bir karaktere sahip olduğu öne çıkarılıyor.

Astrolojide Oğlak Yoğunluğu Ne Anlama Geliyor?

Bir doğum haritasında belirli bir burçta birden fazla gezegen veya önemli noktanın bulunması, astrolojide o burcun temsil ettiği temaların kişinin hayatında daha görünür olabileceği şeklinde yorumlanıyor.

Oğlak söz konusu olduğunda bu temalar arasında:

  • Disiplin ve sorumluluk
  • Kariyer ve statü
  • Çalışkanlık ve sabır
  • Hedeflere bağlılık
  • Zorluklarla mücadele
  • Uzun vadeli planlama
  • Kalıcı başarı isteği

Seda Sayan’ın haritasındaki Oğlak vurgusu da bu özellikler üzerinden değerlendirildi. Ancak bu yorumların astrolojik bir değerlendirme olduğu ve bilimsel bir kişilik analizi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de belirtmek gerekiyor.