Ana Sayfa Blog Sayfa 24

Erkan Can “Altı Üstü İstanbul”da

0
atv ekranlarının dram ve gençlik türündeki beğenilen yapımı “Altı Üstü İstanbul”, oyuncu kadrosunu televizyon dünyasının en saygın isimlerinden biriyle güçlendiriyor. Yapımcılığını Mehmet Yiğit Alp‘in, üretimini ise NTC Medya’nın üstlendiği dizi, pazartesi akşamları elde ettiği reyting başarılarıyla adından söz ettirmeye devam ediyor. Yeni sezonda rakipleri “Uzak Şehir” ve “Evlilik Güzeldir”e karşı iddialı bir ekran mücadelesi veren diziye katılan usta aktör Erkan Can, projeye yepyeni bir soluk getirecek.

Güçlü Kadroya Usta Bir Dokunuş

Yönetmen koltuğunda Müge Uğurlar‘ın oturduğu, senaryosunu ise Yekta Torun ve Hilal Yıldız‘ın kaleme aldığı “Altı Üstü İstanbul”, bugüne kadar genç yetenekler ile tecrübeli isimleri başarılı bir şekilde harmanladı. Feyyaz Duman, Nehir Erdoğan, İlker Aksum ve Rahimcan Kapkap gibi önemli oyuncuların başrolü paylaştığı yapıma, Erkan Can’ın dahil olması sektörde büyük heyecan yarattı. Sanat hayatı boyunca hayat verdiği unutulmaz karakterlerle izleyicinin gönlünde taht kuran usta aktör, bu kez “Hikmet” rolüyle izleyici karşısına çıkacak.

Soner’in Gizemli Babası: Hikmet

Dizinin hikaye örgüsünde Erkan Can, başarılı oyuncu Erhan Alpay’ın hayat verdiği “Soner” karakterinin babasını canlandıracak. Soner ile Fahriye arasında geçmişten gelen hesaplaşmaların ve büyük sırların tam ortasında yer alacak olan Hikmet karakteri, dizideki güç dengelerini altüst edecek. Aile bağlarının, karanlık geçmişlerin ve yüzleşmelerin derinleşeceği yeni bölümlerde Hikmet, olayların gidişatına yön veren kilit bir figür olacak.

Hikaye 14. Bölümden İtibaren Değişiyor

Deneyimli oyuncu, sevilen dizinin 14. bölümünden itibaren hikayeye dahil olacak. İstanbul’un kenar mahallelerinde filizlenen umutların, sınıfsal çatışmaların ve paranın karanlık yüzüyle sınanan gençlerin mücadelesini anlatan yapım, bu yeni transferle dramatik derinliğini artıracak. Hikmet’in gelişiyle birlikte taşların yerinden oynayacağı ve izleyicileri ekran başına kilitleyecek yeni bir dönemin başlayacağı belirtiliyor.
Pazartesi akşamlarının kıran kırana geçen reyting yarışında elini güçlendiren “Altı Üstü İstanbul”, Erkan Can’ın ekibe katılmasıyla hem oyuncu performansları hem de senaryo dinamikleri açısından çıtayı bir basamak daha yukarı taşımayı hedefliyor.

Geçmişin Sırları ve Pavyon Işıkları Altında Bir Hesaplaşma

Hikmet karakterinin hikayeye dahil olması, sadece Soner’in hayatını değil, dizinin diğer kilit karakterlerini de doğrudan etkileyecek. Özellikle kızı için pavyonlarda şarkı söyleyerek ayakta kalmaya çalışan fedakar anne Fahriye (Öykü Gürman) ile Hikmet arasında geçmişten gelen geri dönülmez büyük sırlar bulunuyor. Yıllar önce verilen dramatik kararların bedeli, Hikmet’in İstanbul’un kenar mahallelerine geri dönüşüyle birlikte bir bir ödenmeye başlayacak. Bu durum, varoşların sefaletinden kurtulmak için futbolu tek şans gören Emir (Rahimcan Kapkap) ve ailesinin hayatını da görünmez bağlarla derinden sarsacak.

Nafakada Yeni Dönem Hazırlığı: Süresiz Nafaka Tartışmasında Gözler Yeni Yasal Düzenlemede

0

Türkiye’de yıllardır tartışılan yoksulluk nafakasının süresi yeniden hukuk gündeminin en önemli başlıklarından biri haline geldi. Anayasa Mahkemesinin Türk Medeni Kanunu’ndaki “süresiz olarak” ibaresine ilişkin 4 Haziran 2026 tarihli kararı sonrasında gözler yeni yasal düzenlemeye çevrildi. Kamuoyuna yansıyan son bilgiler, nafakanın süresinin evlilik süresi ve tarafların ekonomik koşulları gibi kriterlere göre belirlenebileceği yeni bir model üzerinde çalışıldığını gösteriyor. Ancak henüz yürürlüğe girmiş yeni bir nafaka kanunu bulunmuyor.

Boşanma davalarının ekonomik sonuçları arasında en fazla tartışılan konuların başında gelen yoksulluk nafakası, 2026 yılının hukuk gündeminde önemli bir değişim sürecine girdi. Anayasa Mahkemesinin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresinin iptali yönündeki kararı kamuoyuna yansırken, Adalet Bakanlığı ve siyasi parti hukukçularının yeni bir nafaka modeli üzerinde çalıştığı belirtiliyor.

Özellikle ağustos ayının son günlerinde gündeme gelen haberlerde, hazırlanması beklenen 13. Yargı Paketi içerisinde aile hukukuna ilişkin önemli düzenlemelerin bulunabileceği ifade edildi. Nafakanın yanı sıra boşanma davalarının daha kısa sürede sonuçlandırılması ve aile mahkemelerinin işleyişine ilişkin bazı değişiklikler de üzerinde çalışıldığı belirtilen konular arasında bulunuyor.

Ancak gelinen noktada önemli bir ayrıntı öne çıkıyor: Kamuoyunda “süresiz nafaka kaldırıldı” şeklinde kullanılan ifadeler mevcut hukuki durumu tam olarak yansıtmıyor.

Yoksulluk nafakası bugün için devam ediyor

Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması şartıyla diğer eşten mali gücü oranında yoksulluk nafakası talep edebiliyor.

Maddenin uzun yıllardır tartışılmasına neden olan bölümü ise nafakanın “süresiz olarak” talep edilebilmesine ilişkin düzenlemeydi.

Anayasa Mahkemesi, Antalya 12. Aile Mahkemesinin yaptığı başvuru üzerine söz konusu ibareyi 4 Haziran 2026 tarihinde değerlendirdi. Kamuoyuna açıklanan bilgilere göre Yüksek Mahkeme, “süresiz olarak” ibaresinin iptaline oy çokluğuyla karar verdi ve iptal hükmünün yürürlüğünü dokuz ay erteleme yönünde karar aldı.

Bununla birlikte kararın verilmiş olması, nafaka ödemelerinin 4 Haziran itibarıyla otomatik olarak sona erdiği anlamına gelmiyor. Eylül 2026 başı itibarıyla yürürlükteki mevzuat bakımından Türk Medeni Kanunu’nun mevcut yoksulluk nafakası hükümleri uygulanmaya devam ediyor.

Dolayısıyla hakkında daha önce nafaka kararı verilen bir kişinin yalnızca kamuoyuna yansıyan Anayasa Mahkemesi kararı gerekçe gösterilerek ödemelerini tek taraflı şekilde durdurması hukuki açıdan ciddi sonuçlara neden olabilir.

Yeni nafaka modelinde hangi seçenekler konuşuluyor?

Yeni düzenlemeye ilişkin en çok merak edilen konu, yoksulluk nafakasının bundan sonra ne kadar süreyle ödeneceği.

Basına yansıyan çeşitli çalışmalarda nafakanın otomatik olarak ömür boyu devam ettiği algısını ortadan kaldıracak, buna karşılık boşanma nedeniyle ekonomik güçlük yaşayabilecek tarafı da koruyacak bir model üzerinde durulduğu belirtiliyor.

Gündeme gelen seçeneklerden biri, nafakanın süresinin evliliğin ne kadar sürdüğü dikkate alınarak belirlenmesi. Bazı haberlerde kısa süreli evliliklerde dahi belirli bir asgari nafaka süresinin bulunabileceği, daha uzun evliliklerde ise sürenin buna göre artabileceği ileri sürüldü.

Başka bir yaklaşım ise katı bir matematiksel formül yerine hâkime daha geniş değerlendirme yetkisi verilmesi.

Bu modelde evliliğin süresinin yanı sıra tarafların yaşı, gelir durumu, çalışma imkânları, boşanmadaki kusur değerlendirmesi ve sosyal koşullar gibi faktörlerin dikkate alınabileceği ifade ediliyor.

Ancak bu noktada altı çizilmesi gereken en önemli husus, kamuoyunda konuşulan sürelerin henüz kesinleşmiş kanun maddeleri olmaması.

  1. Yargı Paketi adıyla anılan yeni düzenleme çalışmalarının TBMM’ye sunulacak nihai metni ortaya çıkmadan “nafaka artık kesin olarak beş yıl olacak” veya benzeri bir değerlendirme yapmak doğru değil.

Mevcut nafakalar kendiliğinden sona erecek mi?

Yeni düzenlemenin en fazla merak edilen yönlerinden biri de halihazırda yoksulluk nafakası ödeyen kişilerin durumunun ne olacağı.

Türkiye genelinde çok sayıda boşanma dosyasında kesinleşmiş nafaka kararları bulunuyor. Bu nedenle yapılacak yeni düzenlemenin yalnızca gelecekte açılacak boşanma davalarını mı kapsayacağı, yoksa mevcut nafaka kararları bakımından da belirli geçiş hükümleri getirip getirmeyeceği büyük önem taşıyor.

Bu konu, kanunun nihai metni görülmeden kesin biçimde cevaplanabilecek durumda değil.

Yeni kanun hazırlanırken yürürlük tarihi ve geçiş hükümlerinin ayrıca düzenlenmesi mümkün. Mevcut mahkeme kararlarına yeni sistemin nasıl yansıyacağı da hazırlanacak kanundaki ifadeler doğrultusunda ortaya çıkacak.

Bu nedenle mevcut bir nafaka kararında değişiklik isteyen tarafların mahkeme kararı olmaksızın hareket etmemesi gerekiyor.

Nafaka zaten bazı durumlarda kaldırılabiliyor

Kamuoyundaki “süresiz nafaka” tartışmalarında gözden kaçan konulardan biri, mevcut sistemde de yoksulluk nafakasının her şart altında ömür boyu devam etmek zorunda olmaması.

Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi belirli durumlarda nafakanın sona ermesini veya mahkeme tarafından kaldırılmasını mümkün kılıyor.

Örneğin nafaka alan taraf yeniden evlenirse irat şeklinde ödenen nafaka kendiliğinden sona eriyor. Taraflardan birinin ölümü de aynı sonucu doğuruyor.

Nafaka alan kişinin evlenmeden fiilen evli gibi yaşamaya başlaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya kanunda belirtilen diğer koşulların gerçekleşmesi durumlarında ise mahkemeden nafakanın kaldırılması talep edilebiliyor.

Tarafların mali durumlarının önemli ölçüde değişmesi de nafaka miktarının yeniden değerlendirilmesine neden olabiliyor.

Gelirde ciddi düşüş yaşanması, nafaka alacaklısının ekonomik durumunun önemli ölçüde iyileşmesi veya hakkaniyeti etkileyen yeni koşullar ortaya çıkması halinde nafakanın azaltılması veya kaldırılması için dava açılması gündeme gelebiliyor.

Her boşanma davasında otomatik nafaka verilmiyor

Nafaka tartışmalarında sık karşılaşılan bir başka yanlış bilgi ise boşanan her eşin otomatik olarak yoksulluk nafakası aldığı düşüncesi.

Oysa yoksulluk nafakasının belirli hukuki şartları bulunuyor.

Öncelikle nafaka isteyen tarafın boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması gerekiyor. Bunun yanında talepte bulunan kişinin boşanmaya neden olan olaylardaki kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması aranıyor.

Mahkeme ayrıca nafaka yükümlüsünün mali gücünü de değerlendiriyor.

Bu nedenle aynı gelir düzeyine sahip iki farklı boşanma dosyasında dahi farklı sonuçların ortaya çıkması mümkün. Evliliğin koşulları, tarafların gelirleri, yaşam standartları, çalışma durumları ve boşanma sonrasındaki ekonomik tablo her dosyada ayrı ayrı değerlendiriliyor.

Aile hukuku uyuşmazlıklarında yeni düzenlemelerin yakından takip edilmesi de bu nedenle önem taşıyor. Özellikle devam eden veya açılması planlanan bir boşanma davasında nafaka, mal paylaşımı, velayet ve tazminat gibi taleplerin birbiriyle bağlantılı sonuçlar doğurabilmesi nedeniyle Sakarya boşanma avukatı araştırması yapan kişilerin de güncel mevzuat ve yeni düzenlemelerin yürürlük tarihlerini dikkate alarak hareket etmesi gerekiyor.

Yoksulluk nafakası ile iştirak nafakası karıştırılmamalı

Yeni düzenleme tartışmalarında dikkat edilmesi gereken önemli bir başka konu da nafaka türlerinin birbirinden ayrılması.

Kamuoyunda “süresiz nafaka” olarak tartışılan konu esas olarak boşanan eşlerden biri lehine hükmedilebilen yoksulluk nafakasıyla ilgili.

Çocuklar için ödenen iştirak nafakası ise farklı hukuki kurallara dayanıyor.

İştirak nafakası, velayeti kendisine bırakılmayan ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katılmasını amaçlıyor. Bu nedenle yoksulluk nafakasına ilişkin yapılacak bir değişikliğin çocuk için ödenen iştirak nafakasını otomatik olarak ortadan kaldıracağı sonucu çıkarılamaz.

Benzer biçimde boşanma davası devam ederken taraflardan biri veya çocuk lehine hükmedilebilen tedbir nafakası da farklı bir hukuki kurum olarak düzenleniyor.

Yeni yasa tartışmalarının yalnızca “nafaka kalkıyor” şeklinde genelleştirilmesi, bu farklı nafaka türlerinin birbirine karıştırılmasına neden olabiliyor.

Boşanma davalarının hızlandırılması da gündemde

Yeni yargı düzenlemeleri kapsamında tartışılan başlıkların yalnızca nafakayla sınırlı olmadığı belirtiliyor.

Aile hukukunda uzun süren boşanma davalarının taraflar ve çocuklar üzerindeki etkileri nedeniyle boşanma sürecinin daha hızlı ilerlemesini sağlayabilecek modeller de gündemde.

Özellikle boşanma kararı ile boşanmanın mali sonuçlarının bazı koşullarda birbirinden ayrılıp ayrılamayacağı uzun süredir hukuk çevrelerinde tartışılıyor.

Mevcut sistemde boşanmanın yanı sıra tazminat, nafaka, velayet, mal rejimi ve diğer uyuşmazlıkların bulunması süreci karmaşık hale getirebiliyor. Yeni dönemde aile mahkemelerinin daha etkin çalışmasını sağlayacak usul değişikliklerinin de değerlendirilmesi bekleniyor.

Ancak nafaka konusunda olduğu gibi boşanma usulüne ilişkin gündeme gelen modellerin de kesinleşmiş düzenleme olarak değerlendirilmesi için TBMM’ye sunulacak teklifin görülmesi gerekiyor.

Gözler TBMM’nin yeni yasama döneminde

Nafaka konusunda önümüzdeki dönemin en önemli aşaması, hazırlanacak kanun teklifinin TBMM’ye sunulması olacak.

Basına yansıyan bilgiler yeni düzenlemenin ekim ayında Meclis gündemine taşınmasının planlandığını gösterse de teklif metni yayımlanmadan düzenlemenin son halini bilmek mümkün değil.

Komisyon görüşmeleri ve TBMM Genel Kurulu sürecinde teklif maddelerinde değişiklik yapılabilmesi de mümkün.

Bu nedenle sosyal medyada veya çeşitli internet sitelerinde yayınlanan “yeni nafaka hesaplama formülü”, “kesin nafaka süresi” ya da “mevcut nafakalar şu tarihte sona erecek” şeklindeki iddialara ihtiyatla yaklaşılması gerekiyor.

Yeni dönemde asıl tartışmanın, nafaka yükümlüsünün belirsiz süre boyunca ekonomik yük altında kalmasını önlemek ile boşanma sonrasında ekonomik açıdan dezavantajlı duruma düşen eşin korunması arasında nasıl bir denge kurulacağı üzerinde yoğunlaşması bekleniyor.

Anayasa Mahkemesinin 2026 yılında gündeme gelen kararıyla birlikte uzun yıllardır devam eden süresiz nafaka tartışması artık yeni bir aşamaya geçmiş durumda.

Ancak 2 Eylül 2026 itibarıyla hukuki açıdan en önemli gerçek değişmiş değil: Yoksulluk nafakası kaldırılmış değil ve kamuoyunda konuşulan yeni süre modelleri henüz yürürlükte bulunan kanun hükümleri haline gelmedi.

Nafaka sisteminin geleceğini belirleyecek asıl tablo, yeni düzenlemenin TBMM’ye sunulması, yasama sürecinin tamamlanması ve kabul edilen hükümlerin Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla netleşecek.

 

Türkiye’de Avukat Sayısı 200 Bini Aştı: Hukuki Hizmete Erişim Artarken Meslekte Rekabet de Büyüyor

0

Türkiye’de avukat sayısındaki yükseliş devam ediyor. Türkiye Barolar Birliği’nin son ayrıntılı istatistiklerine göre 2025 yılı sonunda barolara kayıtlı avukat sayısı 206 bin 678’e ulaştı. Avukat sayısındaki artış vatandaşların hukuki hizmetlere erişimi ve uzmanlaşma açısından yeni imkânlar oluştururken, özellikle mesleğe yeni başlayan hukukçular açısından rekabet, gelir dağılımı ve sürdürülebilir çalışma koşulları tartışmalarını da beraberinde getiriyor.

Türkiye’de hukuk sektörünün son yıllardaki en dikkat çekici değişimlerinden biri avukat sayısındaki hızlı yükseliş oldu. Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından yayımlanan 31 Aralık 2025 tarihli resmi verilere göre Türkiye genelinde barolara kayıtlı toplam 206 bin 678 avukat bulunuyor. Bu avukatların 100 bin 15’ini kadınlar, 106 bin 663’ünü ise erkekler oluşturuyor.

Bir önceki yılın verileriyle karşılaştırıldığında büyümenin devam ettiği görülüyor. 2024 yılı sonunda Türkiye genelinde kayıtlı avukat sayısı 199 bin 142 seviyesindeydi. Böylece yalnızca bir yıl içerisinde sisteme net olarak 7 bin 500’ün üzerinde avukat eklenmiş oldu. Bu artış yaklaşık yüzde 3,8’e karşılık geliyor.

2026 yılında da yükselişin sürdüğüne yönelik işaretler bulunuyor. Türkiye Barolar Birliği Başkanı R. Erinç Sağkan, Mayıs 2026’da avukatlara yönelik şiddete ilişkin gerçekleştirilen bir açıklamada Türkiye’deki yaklaşık 210 bin avukatı temsil ettiklerini ifade etti. Dolayısıyla yıl sonu resmi tablosu 206 bin 678 kişiyi gösterse de 2026 içerisindeki yeni ruhsatlarla birlikte toplam sayının 210 bin seviyesine yaklaşmış olduğu değerlendiriliyor.

Büyük şehirler avukat yoğunluğunda ilk sırada

Avukatların Türkiye genelindeki dağılımına bakıldığında büyükşehirlerin belirgin ağırlığı dikkat çekiyor. TBB’nin 2025 sonu verilerine göre İstanbul Barosu’na kayıtlı 67 bin 463, İstanbul 2 Nolu Barosu’na ise 3 bin 979 avukat bulunuyor. Böylece İstanbul’daki iki baronun toplam kayıtlı avukat sayısı 71 binin üzerine çıkıyor.

Ankara Barosu’nda 26 bin 206, Ankara 2 Nolu Barosu’nda 3 bin 78 avukat kayıtlı. İzmir Barosu ise 14 bin 300 avukatla Türkiye’nin en büyük barolarından biri olmayı sürdürüyor. Antalya’da 8 bin 38, Bursa’da 6 bin 544 ve Adana’da 5 bin 20 avukat bulunuyor.

Bu rakamlar, hukuk hizmetleri piyasasının özellikle nüfusun ve ticari faaliyetlerin yoğun olduğu şehirlerde toplandığını gösteriyor. Bununla birlikte daha küçük şehirlerde de avukat sayısındaki artış sürüyor.

Örneğin Uşak Barosu’nda (Uşak avukat) 2024 yılı sonunda 616 olan kayıtlı avukat sayısı 2025 sonunda 628’e yükseldi. Bunların 282’sini kadın, 346’sını erkek avukatlar oluşturuyor.

Yerel düzeyde avukat sayısının yükselmesi, vatandaşların kendi şehirlerinde farklı hukuk alanlarında çalışan meslek mensuplarına ulaşabilmesi açısından önemli görülüyor. Günümüzde hukuki uyuşmazlık yaşayan kişilerin internet üzerinden bölgesel araştırmalar yapması da yaygınlaşırken, Uşak avukat gibi konum odaklı aramalar vatandaşların bulundukları şehirde hukuki destek seçeneklerini araştırma davranışının bir parçasını oluşturuyor.

Daha fazla avukat, hukuka erişimi kolaylaştırabilir

Avukat sayısındaki artışın vatandaş açısından en önemli potansiyel avantajlarından biri hukuki hizmetlere erişim seçeneklerinin çoğalması.

Geçmişte özellikle küçük ve orta ölçekli şehirlerde belirli hukuk dallarında çalışan avukat sayısının sınırlı olması vatandaşların farklı şehirlere yönelmesine neden olabiliyordu. Meslekteki sayısal büyüme ise yalnızca genel avukat sayısını artırmakla kalmıyor; zaman içerisinde belirli alanlarda yoğunlaşan hukukçuların sayısının da artmasına imkân sağlıyor.

Aile hukuku, iş hukuku, ceza hukuku, ticaret hukuku, gayrimenkul hukuku, miras uyuşmazlıkları, icra ve iflas hukuku, bilişim hukuku veya şirket danışmanlığı gibi alanlarda çalışan avukatların çoğalması, hukuki meselelerin daha spesifik uzmanlık alanları üzerinden ele alınmasının önünü açabiliyor.

Özellikle şirketlerin hukuki ihtiyaçlarında son yıllarda önemli bir çeşitlenme yaşanıyor. Geleneksel sözleşme ve ticari uyuşmazlıkların yanında kişisel verilerin korunması, elektronik ticaret, teknoloji sözleşmeleri, marka hakları, rekabet hukuku ve dijital platformlara ilişkin uyuşmazlıklar da hukuk hizmetlerinin kapsamını genişletiyor.

Bu gelişme, avukat sayısındaki artışın yalnızca mevcut işler için daha fazla rekabet anlamına gelmediğini; aynı zamanda yeni hukuk hizmeti alanlarının ortaya çıkmasıyla birlikte farklı çalışma modellerinin gelişebileceğini de gösteriyor.

Rekabet vatandaş için seçenek, avukat için baskı oluşturabiliyor

Meslekteki büyümenin diğer tarafında ise yoğunlaşan rekabet bulunuyor. Her yıl binlerce hukuk fakültesi mezununun mesleki sürece dahil olması özellikle genç avukatların kariyerlerinin ilk yıllarında karşılaştığı koşulları daha önemli hale getiriyor.

Avukat sayısının artması vatandaşların daha fazla hukukçu arasından seçim yapabilmesini mümkün hale getirirken, meslek mensupları açısından aynı şehirde veya aynı uzmanlık alanında çok daha fazla kişiyle rekabet edilmesi anlamına geliyor.

Bu durum özellikle kendi bürosunu açmak isteyen genç avukatların kira, personel, teknoloji, ulaşım, vergi ve diğer işletme giderlerini karşılamasını zorlaştırabilecek bir unsur olarak öne çıkıyor. Bir hukuk bürosunun sürdürülebilir hale gelmesi yalnızca mesleki bilgiye değil, düzenli iş akışına ve ekonomik planlamaya da ihtiyaç duyuyor.

Dolayısıyla avukat sayısındaki yükseliş tek başına olumlu veya olumsuz bir gelişme olarak değerlendirilemiyor. Vatandaş açısından hizmet çeşitliliği oluşturabilecek aynı büyüme, meslek mensupları bakımından gelir paylaşımı ve çalışma şartlarına ilişkin yeni sorunlar doğurabiliyor.

Uzmanlaşmanın önemi daha da artıyor

200 binin üzerinde avukatın bulunduğu bir piyasada mesleki farklılaşmanın gelecekte daha önemli hale gelmesi bekleniyor.

Hukuk eğitimi avukatlara çok geniş bir temel bilgi alanı sağlasa da mevzuatın giderek daha ayrıntılı hale gelmesi her alanda aynı yoğunlukta çalışmayı zorlaştırıyor. Şirket birleşmeleriyle ilgilenen bir hukukçunun ihtiyaç duyduğu günlük mesleki pratik ile aile hukuku veya ağır ceza davalarında çalışan bir avukatın pratiği arasında önemli farklılıklar bulunabiliyor.

Benzer şekilde bilişim suçları, yapay zekâ uygulamaları, dijital deliller, elektronik ticaret ve kişisel verilerin korunması gibi görece yeni alanlarda teknik gelişmelerin de yakından takip edilmesi gerekiyor.

Bu nedenle artan avukat sayısının önümüzdeki dönemde daha fazla uzmanlaşmayı beraberinde getirmesi beklenebilir. Mesleki rekabette yalnızca avukatlık ruhsatına sahip olmak yerine belirli bir alanda deneyim, güncel mevzuat bilgisi ve dosya yönetimi kapasitesinin daha belirleyici hale gelmesi mümkün.

Dijitalleşme şehirler arasındaki sınırı azaltıyor

Hukuk sektöründeki değişimin tek nedeni avukat sayısındaki artış değil. Dijitalleşme de avukatların çalışma biçimlerini önemli ölçüde dönüştürüyor.

UYAP, elektronik tebligat sistemleri, çevrim içi toplantılar ve dijital doküman yönetimi sayesinde birçok mesleki işlem geçmişe kıyasla daha hızlı gerçekleştirilebiliyor. Vatandaşların avukat araştırırken interneti daha yoğun kullanması da hukuk hizmetlerinin görünürlüğünü değiştirmiş durumda.

Bunun sonucunda büyük şehirlerdeki hukuk büroları farklı illerdeki şirket ve kişilere danışmanlık verebilirken, Anadolu şehirlerinde çalışan avukatların da yalnızca fiziksel çevreleriyle sınırlı kalmadan daha geniş bir müvekkil kitlesine ulaşabilmeleri mümkün hale geliyor.

Ancak bu dönüşüm aynı zamanda meslek kurallarına uygun dijital iletişim, kişisel verilerin korunması, dosya güvenliği ve avukatlık faaliyetlerinde reklam yasağı gibi konuların önemini artırıyor.

Mesleğe girişte yeni dönem

Avukat sayısındaki hızlı artış tartışmaları hukuk eğitimi ve mesleğe giriş sistemini de gündemde tutuyor. Son yıllardaki en önemli değişikliklerden biri Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın uygulanmaya başlanması oldu.

ÖSYM’nin 2026 takvimine göre yılın ikinci Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı olan 2026-HMGS/2, 27 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilecek. Sınavın sonuçlarının ise 22 Ekim 2026 tarihinde açıklanması planlanıyor.

Bu uygulama, hukuk fakültesinden mezuniyet ile hukuk mesleklerinde fiilen çalışma süreci arasındaki yeterlilik değerlendirmesinin önemini artıran yeni bir aşama olarak öne çıkıyor.

Avukat sayısının artmaya devam ettiği bir ortamda tartışmanın yalnızca “kaç avukat var?” sorusuna indirgenmemesi gerektiği görülüyor. Hukuk eğitiminin niteliği, staj sürecinin verimliliği, genç hukukçuların çalışma koşulları, sürekli meslek içi eğitim ve etik standartlar da sektörün geleceği açısından belirleyici başlıklar arasında yer alıyor.

Kadın avukatların sayısı 100 bini geçti

2025 istatistiklerinde dikkat çeken bir diğer gelişme ise kadın avukat sayısının 100 bin sınırını aşması oldu.

TBB verilerine göre Türkiye genelinde 100 bin 15 kadın avukata karşılık 106 bin 663 erkek avukat bulunuyor. Böylece kadın avukatların toplam içindeki oranı yüzde 48 seviyesine ulaşmış durumda.

Bazı büyük barolarda kadın avukatların sayısı erkek avukatları geçmiş durumda. İstanbul Barosu’nda 35 bin 607 kadın ve 31 bin 856 erkek avukat bulunurken, İzmir Barosu’nda kadın avukat sayısı 7 bin 507, erkek avukat sayısı ise 6 bin 793 olarak kayıtlara geçti.

Bu tablo, hukuk mesleklerindeki cinsiyet dağılımının son derece dengeli bir noktaya geldiğini gösteren önemli göstergelerden biri olarak değerlendirilebilir.

Sayısal büyümenin yanında çalışma koşulları da gündemde

Avukatlık mesleğinin geleceğine ilişkin tartışmalar yalnızca meslek mensuplarının sayısıyla sınırlı değil. Avukatların ekonomik koşulları, mesleki bağımsızlık, adli yardım ve CMK hizmetlerinin sürdürülebilirliği, genç avukatların iş hayatına geçişi ve avukatlara yönelik şiddet olayları da güncel gündemin önemli başlıklarını oluşturuyor.

Türkiye Barolar Birliği ve baro başkanları Mayıs 2026’da avukatlara yönelik şiddet vakalarına dikkat çekmek amacıyla Ankara’da ortak açıklama yaparak konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı.

Bu gelişmeler, 200 bini aşan avukat nüfusunun yalnızca büyük bir meslek grubu değil, aynı zamanda yargı sisteminin işleyişinde önemli rol üstlenen geniş bir yapı haline geldiğini ortaya koyuyor.

Önümüzdeki yılların temel sorusu: Sayı mı, nitelik mi?

Türkiye’de avukat sayısının gelecek yıllarda da artması beklenirken asıl tartışmanın giderek mesleki niteliğe kayacağı öngörülebilir.

Daha fazla avukatın bulunması hukuki hizmetlere erişimi artırabilir, farklı hukuk alanlarında uzmanlaşmayı hızlandırabilir ve vatandaşlara daha geniş bir tercih imkânı sunabilir. Rekabetin artması hukuk bürolarını teknoloji kullanımı, dosya yönetimi, iletişim ve uzmanlık açısından kendilerini geliştirmeye de yöneltebilir.

Buna karşılık avukat sayısının hukuk hizmetlerine yönelik talepten daha hızlı büyümesi halinde özellikle mesleğin ilk yıllarında ekonomik sorunlar, yoğun rekabet ve çalışma koşullarına ilişkin tartışmaların devam etmesi mümkün.

Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de hukuk sektörünün önemli bir dönüşüm döneminden geçtiğini gösteriyor. 2024 sonunda 199 bin seviyesinde bulunan avukat sayısının 2025 sonunda 206 bin 678’e çıkması ve 2026 içinde 210 bin seviyesinin telaffuz edilmeye başlanması, bu dönüşümün sayısal boyutunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Bundan sonraki süreçte ise yalnızca avukat sayısının ne kadar arttığı değil; hukuk eğitiminin niteliği, meslek içi uzmanlaşma, genç avukatların ekonomik koşulları ve vatandaşların kaliteli hukuki hizmete erişimi gibi başlıkların Türkiye’de avukatlık mesleğinin geleceğini belirlemesi bekleniyor.

 

Melisa Aslı Pamuk’un lüksü dudak uçuklattı! Tek karede 91 milyon TL

Oyuncu Melisa Aslı Pamuk, sosyal medya paylaşımıyla bu kez tarzından çok kullandığı lüks parçaların fiyatlarıyla gündeme geldi. Yusuf Yazıcı ile evliliğini sürdüren ünlü oyuncunun son karesinde yer alan otomobil, saat, çanta ve pırlanta yüzüğün toplam değerinin yaklaşık 91 milyon TL olduğu öne sürüldü.

Tek karede milyonluk detaylar

2024 yılında futbolcu Yusuf Yazıcı ile Paris’te dünyaevine giren ve geçtiğimiz dönemde oğlu Mylan’ı kucağına alan Melisa Aslı Pamuk, sosyal medya paylaşımlarıyla dikkat çekmeye devam ediyor.

Siyah saten elbisesiyle objektif karşısına geçen Pamuk’un fotoğrafında en çok dikkat çeken detaylardan biri ise arkasındaki lüks otomobil oldu. Takvim’de yer alan habere göre oyuncunun poz verdiği aracın, turuncu-siyah özel deri döşemeye sahip Lamborghini Urus olduğu belirtildi.

Türkiye’deki güncel piyasa değerinin yaklaşık 70 milyon TL olduğu öne sürülen Lamborghini Urus, fotoğrafın en pahalı parçası olarak öne çıktı.

Saat ve çanta da milyonluk

Saat ve çanta da milyonluk

Pamuk’un bileğindeki pembe altın saat de yüksek fiyatıyla dikkat çekti. Lüks saat piyasasındaki değerinin yaklaşık 10 milyon TL olduğu ifade edilen saat, fotoğraftaki bir diğer pahalı detay oldu.

Ünlü oyuncunun taşıdığı çantanın ise ikinci el lüks piyasasında yaklaşık 1 milyon TL değerinde olduğu aktarıldı.

Tektaşının değeri de şaşırttı

Tektaşının değeri de şaşırttı

Fotoğrafta gözlerden kaçmayan bir diğer detay ise Pamuk’un parmağındaki gösterişli tektaş oldu. Oval kesim pırlantanın yaklaşık 5 ila 7 karat arasında olduğu tahmin edilirken, değerinin taşın özellikleri ve kalitesine göre 5 ila 9 milyon TL arasında değişebileceği belirtildi.

Otomobil, saat, çanta ve pırlanta yüzüğün toplam değerinin ise yaklaşık 91 milyon TL olduğu öne sürüldü.

Melisa Aslı Pamuk’un paylaşımı, kısa sürede sosyal medyada gündem olurken, oyuncunun tercih ettiği milyonluk parçalar takipçilerin de dikkatini çekti.

Öte yandan 2011 yılında Miss Turkey seçilen Pamuk, oyunculuk kariyerinin yanı sıra özel hayatı ve sosyal medya paylaşımlarıyla da magazin dünyasının yakından takip ettiği isimler arasında yer alıyor.

Pınar Sabancı’nın Kedisi Klozet Kullanmayı Öğrendi

Klinik psikolog Pınar Sabancı, sosyal medya paylaşımıyla bu kez kendi hayatından değil, kedisi Dante’nin sıra dışı yeteneklerinden söz ettirdi. Sabancı’nın tekir kedisinin kum kabı yerine klozeti kullanmayı öğrenmesi dikkat çekti.

Pınar Sabancı, evinden yaptığı paylaşımda tekir kedisi Dante’nin klozeti kullandığı anları takipçileriyle paylaştı. Alışılmışın oldukça dışında bir tuvalet alışkanlığı geliştiren Dante, kısa sürede sosyal medyanın dikkatini çekti.

Sabancı, kedisinin bu becerisini esprili bir notla duyurdu. Tekir kedilerin zekâsına gönderme yapan Sabancı, Dante için “Boşuna demiyorlar tekirler kedilerin profesörüdür diye… Bu da oldu. Akıl küpümüz Dante, tuvaleti kullanmayı öğrendi” ifadelerini kullandı.

Dante’nin marifetleri bununla sınırlı değil

Dante’nin marifetleri bununla sınırlı değil

Dante’nin klozeti kullanmayı öğrenmesi, Pınar Sabancı’nın anlattığı tek şaşırtıcı özelliği de değil. Sabancı, kedisinin evde kilitli olmayan kapıları ve pencereleri açabildiğini de söyledi.

Kedisinin boynuna taktıkları tasmayı da kısa sürede çıkardığını anlatan Sabancı, Dante’nin tasmasını aynı gün çıkarıp attığını belirtti. Evdeki diğer kedilerin ise aylardır tasmalarıyla dolaştığını ifade etti.

Dante’nin hem klozeti kullanmayı öğrenmesi hem de kapı ve pencereleri açabilmesi, Sabancı’nın paylaşımını sosyal medyada dikkat çeken eğlenceli içeriklerden biri haline getirdi.

Pınar Sabancı ve İlhan Sabancı’nın üç çocuğu bulunuyor

Öte yandan Pınar Sabancı ile İlhan Sabancı, 2010 yılında dünya evine girdi. Çiftin Lia, Arya ve Yalçın adlarında üç çocuğu bulunuyor.

Pınar Sabancı ve İlhan Sabancı’nın üç çocuğu bulunuyor

Teşkilat’ta Yeni Dönem

0
TRT 1 ekranlarının pazar akşamlarına damga vuran ve reyting listelerindeki zirve ortaklığını elinden bırakmayan fenomen dizisi Teşkilat, yeni sezonu için vites yükseltti. İzleyicileri ekran başına kilitlemeye hazırlanan yapım, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen görkemli afiş çekimleriyle adından söz ettirdi. Yeni sezonda yaşanacak büyük hikaye değişimlerinin sinyalini veren afiş çekimlerinde, dizinin yenilenen ve güçlenen kadrosu tam kadro hazır bulundu.

Teşkilat’ın Dev Kadrosu Afişte Buluştu

Dizinin yeni dönemdeki lokomotifleri olan Tolga Sarıtaş ve Bensu Soral, ikili ana afiş için kamera karşısına geçerek göz alıcı bir uyum sergiledi. Ana afişin yanı sıra dizinin gidişatına yön verecek dev kadro için de tekli afiş çekimleri tamamlandı. Yeni sezonda hikayeyi sırtlayacak olan Serdar Yeğin, Melisa Akman, Uğur Yücel, Murat Han, Yunus Emre Yıldırımer, Buçe Buse Kahraman, Ali Seçkiner Alıcı, Serhat Kılıç, Selim Bayraktar, Damla Colbay, Duygu Sarışın, Ayşen Gürler, Gökberk Demirci, Ahmet Yıldırım, Baki Davrak ve Ferhan Vural gibi birbirinden başarılı isimler, karakterlerinin derinliğini yansıtan özel pozlar verdi.

Aras Bulut İynemli’nin Çocukluğundan Tolga Sarıtaş’ın Oğluna

Yeni sezonda izleyicileri şaşırtacak en büyük hamlelerden biri ise hikayede yaşanacak zaman atlaması olacak. Bu zaman atlamasıyla birlikte Altay (Tolga Sarıtaş) karakterinin aile hayatı da mercek altına alınacak. Dizide Zehra Yılmaz’ın konuk oyuncu olarak hayat verdiği Beren ile Altay’ın oğlu Ender karakterine, çocuk yetenek Yamaç Goral hayat veriyor.
Genç yaşına rağmen performansıyla dikkat çeken Yamaç Goral, Teşkilat ekibine katılmadan hemen önce çok konuşulan bir başka dev projede yer almıştı. Goral, ödüllü yönetmen Onur Saylak’ın imzasını taşıyan ve dijital platformda izleyiciyle buluşacak olan “Eve Giden Yol“ dizisinde, ünlü oyuncu Aras Bulut İynemli’nin canlandırdığı “Kemal Mezinniler” karakterinin çocukluk yıllarına hayat vererek dikkatleri üzerine çekmişti.

Aras Bulut İynemli’nin Ekran Yolculuğu ve Son Projeleri

Yamaç Goral’ın çocukluğunu canlandırdığı Aras Bulut İynemli ise son yıllarda kariyerinde altın çağını yaşıyor. Çukur dizisindeki ikonik Yamaç Koçovalı rolünün ardından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu canlandırdığı dev bütçeli Atatürk filmiyle sinema dünyasında büyük bir başarıya imza attı. Ardından televizyon ekranlarına Deha dizisindeki matematik dehası Devran karakteriyle muhteşem bir dönüş yapan başarılı aktör, hemen sonrasında Onur Saylak yönetmenliğindeki Eve Giden Yol dizisiyle dijital dünyada da gücünü kanıtladı. Projelerinde seçici davranmasıyla bilinen İynemli, hem dijitalde hem de televizyonda canlandırdığı sert ve derinlikli karakterlerle adından söz ettirmeye devam ediyor.

11 Türk Oyuncu Körfez Ülkelerinde Yeni Projelerde Yer Alacak

Türk televizyonlarının sevilen isimleri bu kez rotayı Körfez ülkelerine çeviriyor. Aralarında Meryem Uzerli, Hazar Ergüçlü ve Nurgül Yeşilçay’ın da bulunduğu 11 ünlü oyuncu, bölgedeki yeni projeler ve özel iş birlikleri için anlaşmaya vardı.

Türk dizi ve sinema yıldızlarının yurt dışındaki yükselişi hız kesmeden devam ediyor. Son olarak 11 oyuncuyu kapsayan yeni bir iş birliğiyle yıldız isimlerin Körfez ülkelerindeki etkinlik ve projelerde daha sık boy göstermesinin önü açıldı.

Ünlü isimler tek anlaşmada buluştu

Yeni anlaşma, Talent Co ile Orta Doğu’da önemli isimleri temsil eden yetenek yönetimi şirketi HUMGMT arasında imzalandı.

İş birliği kapsamında Ozan Akbaba, Meryem Uzerli, Hazar Ergüçlü, Hilal Altınbilek, Alina Boz, Hafsanur Sancaktutan, Özge Gürel, Nurgül Yeşilçay, Boran Kuzum, Kubilay Aka ve Serkan Çayoğlu Körfez ülkelerinde temsil edilecek.

Oyuncuların bölgedeki marka anlaşmaları, özel etkinlikler ve uluslararası projelerde yer almaları bekleniyor. Özellikle Türk dizilerine olan ilginin yüksek olduğu Körfez pazarında, oyuncuların tanınırlığının yeni ticari fırsatlara dönüşmesi hedefleniyor.

Dünyaca ünlü yıldızlarla aynı ekipte

Dünyaca ünlü yıldızlarla aynı ekipte

HUMGMT’nin portföyünde daha önce Cristiano Ronaldo, Megan Fox, Eva Longoria, Naomi Campbell ve Neymar gibi dünyaca tanınan isimler de yer aldı.

Şirket ayrıca Riyadh Season, Formula 1 ve NBA Abu Dhabi gibi dünya çapında takip edilen organizasyonlarda projeler yürütüyor. Bu nedenle yeni iş birliği, Türk oyuncuların Körfez’deki görünürlüğü açısından dikkat çekici bir adım olarak değerlendiriliyor.

Talent Co Kurucusu Ayça Çinkitaş Kardeş de oyuncuların Türkiye dışında milyonlarca kişiye ulaşmasının yalnızca popülerlikle açıklanamayacağını belirtti. Çinkitaş Kardeş, bu etkinin stratejik şekilde yönetilmesi gereken önemli bir uluslararası değer olduğunu vurguladı.

Yeni anlaşmayla birlikte Türk oyuncuların Körfez ülkelerinde düzenlenen etkinliklerde ve uluslararası marka projelerinde daha sık görülmesi bekleniyor. Gözler ise bu iş birliğinin ardından hangi oyuncunun hangi projeyle Körfez’de boy göstereceğine çevrildi.

Aleyna Tilki İsyan Etti: “Artık Galiba Hiç Konserim Olmayacak!”

Aleyna Tilki, sektördeki tekelleşme nedeniyle konser mekanlarının kendisine verilmediğini, tek konserini kendi çabasıyla yaptığını açıkladı.

“Kendi Organizasyonumu Yapmazsam Konserim Olmayacak”

Sosyal medya hesabından uzun bir açıklama yayımlayan 26 yaşındaki şarkıcı, sektörde yaşanan baskılara ve engellere yıllardır dikkat çektiğini hatırlattı. Sektördeki tekelleşmenin ulaştığı boyutu gözler önüne seren Tilki, şu ifadeleri kullandı:

“Bu yıl Türkiye’de sadece 1 tane konser yaptım, o da kendi organizasyonunu üstlendiğim konserdi. Koca bir yıl… İkincisini de yakında Ankara’da yapacağım. Ben size müzik dünyasının yaşadığı ve sanatçılara yaşatılan desturları yıllar önceden anlatmaya başladım. Sizinle büyüdüm, hikayemi en iyi siz biliyorsunuz. Tekelleşme ve daha birçok şey öyle bir noktaya geldi ki kendi organizasyonumu yapmadığım müddetçe artık galiba hiç konserim olmayacak.”

Aleyna Tilki İsyan Etti: "Artık Galiba Hiç Konserim Olmayacak!"

Mekanlar ve Stadyumlar Tahsis Edilmiyor

Yaşadığı engellerin sadece organizasyonlarla sınırlı kalmadığını dile getiren genç popçu, bazı şehirlerde talep ettiği konser mekanlarının ve stadyumların dahi kendisine verilmekten çekinildiğini vurguladı. Sektördeki baskıların yalnızca kendisini değil, tüm bağımsız sanatçıları etkilediğini belirten Tilki, duruma şu sözlerle tepki gösterdi:

“Ben bu kadar büyük bir şöhretle yılda bir konser yapıyorsam; müzik okuyan, amatör takılan, büyük yetenekleri olan halktaki sanatçı insanlar nasıl yaşıyor? Bu soruyu yıllardır soruyorum. Çok uzun zamandır her şey göz önündeydi. Şimdi sessizce çok sevdiğimiz çoğu şey de gittikçe azalıyor farkındaysanız.”

“Müzik ve Umut Her Şeyi Yenecek”

Sektörde yaşanan olumsuzluklar karşısında üzülmek için çok geç kalındığını söyleyen Aleyna Tilki, tüm engellere rağmen mücadelesini sürdüreceğini ifade etti. Açıklamasını umut dolu bir mesajla noktalayan şarkıcı, “Üzülmek için geç kalınan çok şey oldu. Ama inanıyorum ki müzik ve umut her şeyi daima yenebilecek. Yakında görüşürüz” diyerek yakında Ankara’da gerçekleştireceği kendi konserinin müjdesini verdi.

 

Güneşin Doğduğu Yer’den İlk Kare

0

ATV’nin yeni sezon yapımları arasında yer alan Güneşin Doğduğu Yer, yayın tarihi yaklaşırken oyuncu kadrosu ve hikâyesiyle merak uyandırmaya devam ediyor. Dizinin başrollerini paylaşan Burak Özçivit ve Beyza Gümülcine’nin birlikte verdiği ilk poz da izleyiciyle buluştu.

17 Eylül Perşembe akşamı ilk bölümüyle ekrana gelmeye hazırlanan dizinin senaryosunu Yıldız Tunç kaleme alıyor. Yönetmen koltuğunda ise Çağrı Vila Lostuvalı ve Çiğdem Bozali bulunuyor. TimsBi imzasıyla hazırlanan yapımın çekimleri farklı mekanlarda sürerken, hafta sonu Ankara’da gerçekleştirilen çekimler de dikkat çekti.

Burak Özçivit ve Beyza Gümülcine’den İlk Poz

Dizide Burak Özçivit, Kenan Kozan karakterine hayat verirken Beyza Gümülcine ise Leyla Breger rolüyle izleyici karşısına çıkacak. İkilinin dizideki karakterlerine ait ilk ortak karesi, yapımın hikâyesine dair de ipuçları verdi.

Ankara’da gerçekleştirilen çekimlerde dizinin Almanya’da geçen sahneleri canlandırıldı. Böylece karakterlerin geçmişine ve yollarının nasıl kesiştiğine dair önemli detayların ekrana taşınması bekleniyor.

Kenan’ın Hayatı Aşkıyla Değişiyor

Hikâyenin merkezinde Çukurova’nın güçlü ailelerinden Kozanlar’ın oğlu Kenan Kozan bulunuyor. Kenan’ın Almanya’ya yaptığı seyahat, hayatının yönünü değiştirecek bir karşılaşmaya vesile oluyor. Bu yolculuk sırasında Leyla Breger ile tanışan Kenan, kısa sürede kendisini beklemediği bir aşkın içerisinde buluyor.

Ancak Kenan’ın Leyla’ya duyduğu hisler, ailesinin onun için hazırladığı gelecek planlarıyla çatışıyor. Özellikle annesi Celadet’in, oğlunun hayatıyla ilgili çizdiği yol Kenan’ın kendi seçimleriyle karşı karşıya gelmesine neden oluyor.

Kenan, ailesinin beklentileriyle sevdiği kadın arasında bir seçim yapmak zorunda kalırken, aşkını tercih etmesiyle birlikte hayatında yeni ve zorlu bir dönem başlıyor. Üstelik bu kararın ardından karşılaşacağı olaylar, genç adamın hem ailesiyle hem de kendi geçmişiyle hesaplaşmasına yol açacak.

Güneşin Doğduğu Yer, aşk, aile bağları ve seçimler üzerinden ilerleyen hikâyesiyle yeni sezonun merak edilen yapımları arasında yer alıyor. Burak Özçivit ve Beyza Gümülcine’nin canlandırdığı karakterlerin ilişkisi ise dizinin en dikkat çekici hikâye hatlarından biri olacak.

Murat Dalkılıç, Doktorlar Hiç Şans Vermiyordu

Ünlü şarkıcı Murat Dalkılıç, geçirdiği 13 burun ameliyatının ardından yaşadığı zorlu süreci anlattı. Dalkılıç, doktorların başlangıçta iyileşmesi konusunda umutlu olmadığını söyledi.

Murat Dalkılıç, uzun süredir devam eden burun operasyonlarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Önceki akşam Kıbrıs’ta konser veren şarkıcı, sahne öncesinde sağlık durumuyla ilgili konuştu.

Kendimi iyi hissediyorum

Geçirdiği operasyonların ardından kendisini artık daha iyi hissettiğini belirten Dalkılıç, “Kendimi iyi hissediyorum, artık en önemlisi bu. Onun dışında sorun yavaş yavaş giderilecek herhalde diye düşünüyorum” dedi.

Doktorların başlangıçta iyileşmesi konusunda oldukça umutsuz olduğunu söyleyen şarkıcı, geldiği noktayı önemli bir gelişme olarak değerlendirdi.

Dalkılıç, “Hiç giderilmeyecekti, hiçbir şans vermiyorlardı. Buraya kadar gelmesi çok önemli” ifadelerini kullandı.

Beslenmesini de değiştirdi

Daha önce yaptığı açıklamalarda ise operasyonların ardından yaşadığı iyileşme sorunlarına değinen Dalkılıç, burnuna farklı bölgelerinden alınan dokuların eklendiğini anlatmıştı.

Hücre yenilenmesiyle ilgili problemler yaşadığını belirten şarkıcı, beslenme düzeninde de ciddi değişikliklere gittiğini söylemişti. Dalkılıç; tatlı, alkol, sigara ve gluteni hayatından tamamen çıkardığını açıklamıştı.

Artık nasıl göründüğümle ilgilenmiyorum

40 yaşından sonra hayata bakışının değiştiğini dile getiren Dalkılıç, görünüşünden çok dünyayı nasıl gördüğünün önem kazandığını söyledi.

Şarkıcı, açıklamasını esprili bir ifadeyle tamamlayarak, “Birisi de diyecek ki; estetisyenlere verdiğin parayı psikologlara verseydi. Bu kadar kafaya takılır mı?” dedi.