Magazin gündemi denince akla önce kavgalar gelir. Kim kime küsmüş, kim kimin davetine gitmemiş… Oysa bu dünyanın bir de öbür yüzü var. Öyle dostluklar var ki ne şöhret eskitebilmiş ne rekabet ne de aradan geçen onca yıl.
En başa Yeşilçam’dan başlamak lazım. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın ve Fatma Girik. Yıllarca aynı afişlerde başrol için yarıştılar ama perde arkasında hep birbirlerinin yanındaydılar. “Dört yapraklı yonca” lafı boşuna çıkmadı. Fatma Girik 2022’de aramızdan ayrıldığında geride kalan üç sultanın yıkılışını hepimiz gördük. O cenazedeki görüntüler, bu bağın ne kadar gerçek olduğunun belki de en acı kanıtıydı.

Tiyatro tarafında ise akla ilk gelen ikili belli: Zeki Alasya ile Metin Akpınar. Devekuşu Kabare’den sinemaya uzanan onlarca yıl. Sahnede birbirini gözünden anlayan iki adam. Alasya 2015’te vefat edene kadar bu yol arkadaşlığı hiç bozulmadı. Akpınar’ın sonraki yıllarda dostunu her anışında sesinin titremesi, kelimelerin anlatamadığını anlatıyor zaten.

Daha yakın döneme gelirsek… Demet Akbağ ve Ata Demirer mesela. “Eyyvah Eyvah” filmlerinde yakaladıkları uyum tesadüf değil; ikisi de sahne tozunu aynı gelenekten yutmuş isimler. Röportajlarda birbirlerinden bahsederken kullandıkları o rahat, takılan, kardeş dilini kamera önünde oynamak mümkün değil.
Genç kuşakta da örnek yok değil. Serenay Sarıkaya ile Elçin Sangu yıllardır aynı arkadaş grubunun demirbaşları. Tatilde, doğum gününde, zor günde hep yan yanalar. Magazin muhabirlerinin “bunlar hâlâ mı beraber geziyor” diye şaşırdığı nadir ikililerden.

Bir de rekabetten doğan dostluklar var ki onlar apayrı hikâye. Hülya Avşar ve Sibel Can bir dönem sahnelerin iki büyük rakibi olarak anıldı. Yıllar sonra aynı masalarda gülüşürken görmek, eski kulis dedikodularını okuyanlar için hâlâ biraz sürpriz. Ama işte zaman bazen böyle çalışıyor.

Ve tabii Hababam Sınıfı. O set bir film kadrosundan fazlasıydı. Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Tarık Akan… Çoğu artık hayatta değil ama kalanlar her anmada bir araya gelmeye devam ediyor. Yarım asır önce bir okul dekorunda kurulan kardeşlik, üç kuşak seyirciye de geçti bir şekilde.
Şöhret gelip geçici, bunu en iyi bilenler yine ünlülerin kendisi. Belki de bu yüzden aralarından bazıları, ışıklar söndükten sonra yanlarında kalacak insanlara bu kadar sıkı tutunuyor.

